Himalayalar'da 100 Pakistanlı Genç ile Bir Hafta

''100 yüksek tahsilli Pakistanlı gencin arasında bir hafta kalıp da onların Pakistan politikası hakkındaki fikirlerine dair gözlem yapmamam düşünülemezdi sanırım. Her şeyden önce Pakistan’ı bir konuda daha küçümsediğimi ve Orta Doğu’daki birçok ülkeyle haksız bir şekilde aynı kategoriye koyduğumu fark ettim: Politikaya olan sivil katılım.'' Deniz Baran, bir toplantı vesilesiyle gittiği Pakistan'ı, Pakistan'ın doğal güzelliklerini ve Pakistanlı gençlerin ülkeleri ve Türkiye hakkındaki düşüncelerini yazdı.

Himalayalar'da 100 Pakistanlı Genç ile Bir Hafta

Müslüman coğrafya diye tabir ettiğimiz kuşak içerisinde en önemli kısımlardan biri olan Pakistan’ı her zaman merak eder ve görmek isterdim. Pakistan asıllı yakın arkadaşlarımın çokluğu da Pakistan’a dair merakımı her daim perçinlerdi. Geçtiğimiz aylarda ise bu merakımı gidermemi sağlayacak heyecan verici bir davet aldım ve bu davet bağlamında, geçtiğimiz Eylül ayının ortasında oldukça özgün bir gençlik konferansı için yaklaşık bir haftalığına Pakistan’a seyahat ettim.

Pakistan seyahatim alışıldık bir ziyaret olmayacaktı, zira katıldığım gençlik programı hasebiyle Pakistan’ın kuzeyinde uzanan Himalayalar’ın uçsuz bucaksız tepelerinin birinde kalmamız icap ediyordu. Programımız oldukça özgün bir konsepte sahipti, vahşi doğa esaslı bir program olacaktı.

Hâliyle Pakistan gezimden arta kalan deneyimim tipik bir gezi yazısına elvermedi. Hatta hiçbir türlü gezi yazısına elvermedi… İslamabad’da kısa bir araba turu dolayısıyla geçirdiğim birkaç saat ve kentin sembollerinden biri olan Faysal Camii’ne bir gece yarısı uğramam hakkında da Azad-Keşmir bölgesinin başkenti Muzaffarabad’ın ve Usame bin Ladin’in öldürüldüğü köyün bağlı olduğu şehir olarak ün yapan Abbottabad’ın içinden şöylece bir geçip gitmem hakkında da yazacak çok fazla bir şeyim yok. Ancak Pakistanlı 100’e yakın gençle, hem de Pakistan’ın dört bir yanından; başkentten, Karaçi’den, Lahore’dan, Azad-Keşmir’den, Belucistan’dan… gelen; farklı sosyo-ekonomik ve politik arka plânlara sahip, hepsi iyi üniversitelerde eğitim alan aktif gençlerin arasında tek Türk ve neredeyse tek yabancı olarak bir hafta geçirmekle yazmaya değer başka bir deneyimin ortaya çıktığına inanıyorum. En azından merak edenlerle birkaç naçizane gözlemimi paylaşmış olurum. Kenara not düşmek adına…

Dağlar ve vadiler ülkesi Pakistan

Katıldığım programın konsepti gereği belki de Pakistan’ın şehirlerinde pek vakit geçiremedim ama başka türlü kısmet olmayacak bir doğa keşfini yapma imkânı da buldum. Dünyanın çatısı denen Himalayalar’ın Batı’daki başlangıç noktası olan Pakistan Himalayaları’nın uçsuz bucaksız yeşilliğinin, kuvvetle akan nehirlerinin ve eşsiz manzarasının tadını çıkardım.

Ayrıca, İslamabad’dan kamp bölgemize gitmek için yaklaşık 7 saat kara yolculuğu yapmamız ise envai çeşit Pakistan manzarasıyla ve doğal güzellikleriyle karşılaşmamı sağladı. Eski model minibüsümüzle dağlar ve vadiler ülkesinin bir tepesini aşıp vadilerden süzülmek ve bir diğer tepeyi aşmak rutinimiz sırasında hem sayısız Pakistan köyünü hem de Pakistan’ın birbirinden farklı sosyal dokulara sahip eyaletlerini görme imkânı buldum. Pakistan köylerinin en dağlık bölgelerde dahi diğerlerinin kopyasıymışçasına aynı nizamda kurulmasına hayret ettim.

Kısacası Pakistan, doğası ve coğrafyası ile birçok güzellik sunan ve kırsal kesimlerinde her türlü topoğrafik zorluğa rağmen birbirinden leziz meyvelerin tezgâhlarında dans ettiği özgün köyler görebileceğiniz bir ülke. Yolu düşen olursa Pakistan’ın kuzeyindeki tepeler arasında bir tura çıkması ilginç bir deneyim sunacaktır. Birbirinden süslü kaportalara sahip otomobiller, kamyonlar ve minibüsler de turunuza şenlik katacaktır.

Kent hayatı

Bu başlık altında, kentleri görebildiğim kadar bir şeyler yazmam gerekirse sadece bir iki cümle edip geçmem icap eder. İlk cümlemde not düşmek istediğim ise şu olur: Görece yeni bir şehir olan başkent İslamabad oldukça düzenli, temiz, yeşille barışık bir şekilde inşa edilmiş, uzun binalar yerine yatay mimariyi tercih eden ve hem bizlerin hem Orta Doğu’daki birçok şehrin örnek alması gereken bir Müslüman kenti. İstanbul’da kaybettiğimiz o “boşluk hissini”, dolayısıyla bunun getirdiği ferahlığı ve huzuru sakinlerine fazlasıyla sunuyor. Havalimanından çıktığımda Kahire’deki ya da birçok Arap şehrindeki gibi bir kaotik atmosfer görmeyi beklerken tam tersi bir tabloyla karşılaşmak da beni hem şaşırttı hem de Pakistan konusundaki cehaletime üzüldüm.

İkinci cümlem ise Faysal Camii’ni mutlaka ziyaret edin demek olur. Türk bir mimarın elinden çıkması hasebiyle de ayrı bir duygusal yakınlık kurabileceğimiz bu cami, modern cami mimarisinin nezih örneklerinden birini sunuyor.

Politik durum

100 yüksek tahsilli Pakistanlı gencin arasında bir hafta kalıp da onların Pakistan politikası hakkındaki fikirlerine dair gözlem yapmamam düşünülemezdi sanırım…

Her şeyden önce Pakistan’ı bir konuda daha küçümsediğimi ve Orta Doğu’daki birçok ülkeyle haksız bir şekilde aynı kategoriye koyduğumu fark ettim: Politikaya olan sivil katılım. Bir başka deyişle, demokrasiye ve seçimlere olan inanç. Darbelerle ve şedit dış problemlerle bezeli siyasi tarihine rağmen Pakistan’ın hiç de siyaset kurumunun ve sivil-devlet etkileşiminin iflas ettiği bir ülke hâline gelmediğini; siyaset ortamının çeşitli taraflara oldukça zemin açabilen, canlı, üretken ve halkın kendini özne olarak görüp siyaset kurumundan beklenti sahibi olabileceği bir mahiyette olduğunu gözlemledim. Bu gözlemimi destekleyen iki unsur mevcuttu: Birincisi, bizzat gençlerin yorumları ve siyaset kurumu karşısında kendilerini konumlandırışları. İkincisi ise tam benim Pakistan’da bulunduğum sürede, Panama Belgeleri hadisesinin neticesinde görevinden ayrılmak zorunda kalan Cumhurbaşkanı Navaz Şerif sonrası dönemi belirleyecek seçimlerin olması ve seçim sürecine dair tartışmaların halk seviyesinden ekranlara kadar canlı bir şekilde sürmesiydi.

Başkaca bir iki spesifik konu da ilgimi çekti. Bunlardan birincisi, Pakistan etnik ayrımların keskin olduğu bir yer olmasına ve bilhassa Belucistan bölgesi gibi nüfusunun kaydadeğer bir kısmının ayrılık mücadelesine destek vermesine rağmen bu ülkenin gençleri arasında bu etnik ayrımlara yönelik tolerans oldukça yüksekti. Bizim de aşina olduğumuz bu tür ayrışmalarda toplumun karşı karşıya gelen taraflarının birbirine bu kadar tolerans gösterebilmesi ve aynı ortamda sürekli diyalog kurabilmesi her zaman rastlanan bir şey değil. Katıldığım programdaki Beluçlar ile diğer gençlerin, derin politik ayrımlarına rağmen bu tarz bir diyaloğu sürdürebilmesi ilgi çekiciydi. Yine program dâhilindeki bazı etkinliklerde Penjab bölgesinin ülke kaynaklarını adaletsiz bir şekilde sömürdüğüne dair suçlamalar havada uçuşsa da o bölgeden gelen gençlerin buna büyük bir tepki göstermediğini ve ortamdaki atmosferin bu ciddi politik ihtilaflarla bozulmadığını görmek önemliydi.

Diğer bir konu ise bizlerin de zaman zaman gündemine gelen Keşmir meselesi… Keşmir meselesinin esas taraflarından biri olan Pakistan’ın değişmez devlet politikalarından biri, Keşmir üzerindeki nüfuzunu korumak ve Keşmirli Müslümanları Hindistan devletinin zulmüne karşı korumaktır. Fakat programdaki Pakistanlı gençler arasında bu politikaya karşı çıkan ve bu politikanın sonuçsuzluğuna inanan gençleri görmek beni şaşırttı. Bu gençlerin hemen hepsinin sosyo-ekonomik statüsü yüksek kesimlerden olması da ayrıca not edilmesi gereken bir husustu.

Gençlik vizyonu

Şunu net olarak söyleyebilirim ki Pakistanlı gençlerde çok büyük bir potansiyel var. Hem genç nüfus çok yüksek hem de gençler ülkelerinin geleceği adına büyük bir enerji taşıyorlar. Her ne kadar hâlâ gelişmiş ülkelere kıyasla çok düşük oranlarda seyretse de eğitimli gençlerin sayısı artıyor ve Pakistan üniversitelerinin kalitesi de yükseliyor. Çin’in “Bir Kuşak Bir Yol” Projesi’nin ülke altyapısına, sanayisine ve ticaretine yaptığı/yapacağı muazzam katkı, bunun paralelinde ortaya çıkacak yeni iş fırsatları gençlerin şevkini arttırıyor. Kısacası, Pakistan için grafik yükselme eğiliminde.

Katıldığım projedeki gençlerin mükemmel bir organizasyon ortaya çıkarabilmiş olması; bir Müslüman ülkedeki gençlerin, isterlerse kendilerine ne denli ciddi bir yatırım yapabileceklerini göstermesi de umut verici hususlardı.

Yine programdaki katılımcı profilinden yola çıkarsam, tüm farklılıklarına rağmen tüm gençlerin ülkedeki mezhepçiliğe, namus cinayetlerine, çokkültürlülüğe dair aksaklıklara, küfür suçu işlendiği sebebiyle linç etme kültürünün yaygın oluşuna karşı duruşları da bir arayışın simgeleriydi.

Ve Türkiye…

Pakistan’da 7’den 70’e inanılmaz bir Türkiye sevgisi olduğunu görmek bana mutluluk verdi. Samimi bir kardeşlik duygusuyla yaklaşılıyor ülkemize. Nitekim ben de bu durum dolayısıyla ortaya çıkan alâkanın keyfini sürdüm denebilir.

Türkiye sevgisine ek olarak çok büyük bir Recep Tayyip Erdoğan sevgisi olduğunu da gözlemledim. Pakistanlıların, Erdoğan’a Arap halklarından daha fazla teveccüh gösterdiğini rahatlıkla söyleyebilirim.

Türk dizileri de oldukça meşhur. Birçok kişi beni görünce ilk olarak izlediği Türk dizilerinden bahsediyordu.

Türkiye, ayrıca, Pakistanlıların hayalindeki turizm istikametlerinden biri. Sadece İstanbul’un değil, Anadolu’daki diğer güzelliklerin de farkındalar ve nasıl şu an Araplar Türkiye’ye turizm için akın ediyorsa, yeterli maddi imkânların oluşması durumunda Pakistanlıların da böyle akın edeceğini beklemek yanlış olmaz. Nitekim Türkiye’nin uluslararası öğrenci profiline sahip üniversite sayısının artmasıyla buraya gelen Pakistanlı öğrenci sayısında da bir artış olunca, bu kişilerin aileleri de bu fırsatı kullanarak Türkiye’yi bolca ziyaret etmeye başlamış.

Uzun lafın kısası, son derece nezaket sahibi olan ve Türkiye’den gelen bir konuğa bilhassa alâka gösteren Pakistanlı gençlerin arasında ilginç ve keyifli bir hafta geçirdim, birçok arkadaş edindim. Onlardan bana arta kalan da yukarıdaki notlarım oldu. İnşallah Pakistan’a bir daha gidip şehirlerini gezmek ve hakiki bir gezi yazısı yazmak da nasip olur.

 

Deniz Baran

Güncelleme Tarihi: 04 Ekim 2017, 14:30
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26