Hep ziyaret ediyoruz, peki tanıyor muyuz?

İstiklal Marşı’nın yazıldığı Tâceddîn Dergâhı’nı duymuş, görmesek de yerini öğrenmişizdir. Peki Ankara’daki bu küçük dergâhın kuruluşundan, burada sürdürülen irşad ve irfan faaliyetlerinden haberdar mıyız?

Hep ziyaret ediyoruz, peki tanıyor muyuz?

İstiklal Marşı’nın yazıldığı, merhum Mehmed Akif’in kaldığı, soluklandığı, Millî Mücadele yıllarında memleketin hallerini düşündüğü, manevi havası tarihteki rolüyle bütünleşip daha da derinden hissedilen Tâceddîn Dergâhı’nı duymuş, görmesek de yerini öğrenmişizdir. Öyle ki orası anma toplantıları, paneller, Ankara dışından gelenler için geziler tertip edilen ve Mehmed Akif (Allah ondan rahmetini eksik etmesin) ile ilgili faaliyet ve organizasyonlar yapılan, Mehmed Akif’in ismi ile beraber zikredilen bir yer olmuştur.

Abdülkerim Erdoğan, Reyhan Yayınları’ndan çıkan kitabında İstiklal şairini ağırlayan bu küçük dergâhı, kuruluşunu, burada sürdürülen irşad ve irfan faaliyetlerini araştırıp bir araya getiriyor, ismini bildiğimiz ama ne ismi verilen zât-ı muhteremi ne de orada sürdürülen faaliyetleri, orası hakkında bilmediklerimizi bizlere aktarıyor. Bu küçük dergâhta onlarca müderris, şeyh, hocaefendi ders okutmuş ve sayısız talebe buradan feyz alıp yetişerek halka halka halkla buluşmuşlar. Ve bu yetiştirme faaliyeti de Şeyh Tâceddîn hazretleriyle başlayıp (öl. 1610), Şeyh Mustafa Tâceddîn Efendi’yle 1925 yılları arasında devam etmiş.

Kimdir Şeyh Tâceddîn-i Velî?

Tâceddîn Velî hazretlerinin hayatı ve kişiliği ile ilgili yazılı kaynaklarda fazla bilgi olmadığını belirten Erdoğan, Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’ndeki bilgilerden dergâhın hazretin oğlu Tâceddînzâde Mustafa Efendi tarafından babası Tâceddîn Efendi’nin de ders okuttuğu ve Celali baskını sırasında yıkılan Şeyh Paşa Zaviyesi yerine yaptırıldığını aktarır. Buradaki kaynaklardan Tâceddîn Velî hazretlerinin on altıncı yüzyılda Ankara’da yaşayıp yine burada vefat ettiği belirtilir. Kendisi de aslen Ankara Şereflikoçhisar doğumlu olan Aziz Mahmud Hüdâyî hazretlerinin halifelerinden olan şeyhin tek erkek evladı Tâceddînzâde Mustafa Efendi’dir. On altıncı asırdaki Celali baskınında yakılıp yıkılan Şeyh Paşa Zaviyesi yerine Şeyh Mustafa Efendi Tâceddîn Camii ve zaviyesini yaptırır.

Kayıtlarda birden fazla Tâceddîn ismi zikredilir. Bunlardan kimi tezkireci, kimi müderris, kimi hoca, kimi müftüdür. Hepsinin ortak özelliği ise iyi birer fıkıh âlimi, iffetli ve mümtaz birer şahsiyet oluşlarıdır. Abdülkerim Erdoğan, arşiv belgelerinden ve kayıtlardaki diğer bilgilerden de dergâha adı verilen büyük zatın “Tezkireci Tâceddîn Efendi” olabileceği düşüncesi üzerinde yoğunlaşır.

Anadolu’da doğmadan önce babası vefat eden çocuklara genelde babasının adının verilmesi gibi bir gelenek olduğundan, Tâceddîn Velî hazretlerine de doğmadan önce vefat etmiş babasının adı verilir. Bu vesileyle künyesi “Tâceddîn b. Tâceddîn”dir. Tâceddîn Efendi’nin tek erkek evladı Şeyh Mustafa Efendi, yaptırdığı dergâha imam olan kimsenin her gün öğle namazlarından sonra “aşr-ı amene’r-resulü”nü okuyup vakfın ruhuna hediye etmesini ve imama bu hizmetine karşılık da vakıf gelirinden günlük üç akçe verilmesini şart koşar.

Vefat tarihi kesin olarak bilinmeyen Şeyh Tâceddînzâde Mustafa Ankaravî Efendi, çocuksuz olarak Ankara’da vefat eder ve babası Tâceddîn Velî hazretlerinin kabrinin güney tarafına defnedilir. İkisi de bugün bulunmayan dergâhın haziresine defnedilmişlerdir.

Tasavvufî hayatın beşiği olan Ankara

Tâceddîn Efendi’nin yaşadığı dönem, Ankara’nın bir nevi tasavvufun beşiği olduğu bir dönemdir. Bayramî, Mevlevî, Nakşî, Halvetî ve Ahî dergâhları ile Hacı Bayram-ı Velî Camii’nin bitişiğindeki Bayramîliğin merkezi olan “Pîr Evi” dolup boşalan birer mektep konumunda faaliyet gösterirler.

Tâceddîn Efendi’nin, Bayramî-Celvetî şeyhi Aziz Mahmud Hüdâyî hazretlerine 1576 yılından sonra Bursa, İstanbul ve Sivrihisar’da intisap ettiği tahmin edilir ve 1601 yılında Ankara Müftülüğü görevine başlayıp, Şeyh Paşa Zaviyesi’nde celvetî şeyhi olarak irşad faaliyetlerinde bulunduğu belirtilir. Hacı Bayram-ı Velî hazretlerini “pîr” olarak kabul eder ve şiirlerinde ona atıflarda bulunur. Şiirlerinde “Tâceddînzade” mahlasını kullandığı belirtilirken, bu mahlasın oğlu tarafından kullanılan mahlas olabileceği zikredilir. “Tâcî Divanı” adlı divanından bazı şiirler günümüze ulaşmış ve bu şiirlere bazı çalışmalarda da yer verilmiştir.

“Eşraftan birinin âdeta selamlık dairesi”

Osmanlı dönemi belgelerinde Taceddin Külliyesi, “Tâceddîn Velî Dergâhı”, “Tâceddîn Tekyesi”, “Tâceddîn Hanikâhı”, “Tâceddînzâde Mustafa Efendi Zaviyesi ve Camii”, “Tâceddînzâde Velî” adı ile kayıtlıdır. Külliye, cami ve bitişiğinde türbe, dergâh evi, çeşme ve hazireden meydana gelir. Külliye II. Sultan Mahmud zamanında çeşitli onarımlar geçirmiş, İkinci Abdülhamid Han ise kendi kişisel hazine-i hassasından büyük bir bütçe ayırarak 1892-1901 yılları arasında cami, minare ve türbeyi yıktırıp yeniden yaptırmış.

Mehmed Akif’in millî mücadele yıllarında kaldığı ve “İstiklal Marşı”nı yazdığı Tâceddîn Dergâh Evi ise Şeyh Osman Vafî Efendinin şeyhliği zamanında yaptırılır. Dergâh Evi’ni Eşref Edib şu şekilde tarif eder: “Dergâh deyince dervişler, âyinler hatıra gelmesin. Eşraftan birinin âdeta selamlık dairesi. Ufak bir köşk gibi muntazam yapılmış. İçi dışı boyalı. Döşenip dayanmış, güzel ve geniş bir bahçesi var. Türlü türlü meyveler. Önünde bir şadırvan, şırıl şırıl sular akıyor.”

Günümüzde Tâceddîn Dergâh Evi iki katlı, ahşap çatılı küçük bir yapıdır. Basık bir giriş katı ve normal bir kattan meydana gelir. Bugün ziyarete açık olan dergah evi günümüzde “Mehmed Akif Ersoy Müzesi” olarak düzenlenmiş.

Kitapta yer verilen “Tâcî Divanı”ndan şu beyitleri tadımlık olarak sunmuş olayım:

Ey cümleye ma’bud olan, derdime derman sendedir.

Âşıklara matlûb olan, derdime derman sendedir.

Aşkdır tenimde cân olan, aşkdır murAda irgören;

Olmuş gönüllerdir gören, derdime derman sendedir.

Tâceddînoğlu çâresi, çokdan bezm-i avâresi;

Lûtfun senin çün çâresi, derdime derman sendedir.

Yavuz Ertürk yazdı

Güncelleme Tarihi: 24 Nisan 2019, 09:48
YORUM EKLE

banner19

banner13