banner17

Hat talebeleri kalemlerini neden gömerlerdi?

Karabaş Mustafa Ağa Camii'nin haziresinde hattatların çok yakından tanıdıkları, aşina oldukları bir isim de yer alıyor: Hattat Demircikulu Yusuf Efendi. Bu zat, Karahisari ekolünün son temsilcisi olarak biliniyor. Nidayi Sevim yazdı.

Hat talebeleri kalemlerini neden gömerlerdi?

Hatırladığım kadarıyla 2007 senesi idi. O yıllarda işyerim Tophane'de bulunuyordu. Bir gün yakınımızda bulunan Karabaş Mustafa Ağa Camii imam hatibi Bekir Akarsu işyerimize geldi. Caminin önünde bir misafirinin beklediğini, şayet müsait isem 5-10 dakikalığına kendisine nezaret etmemi rica etti. Hocamız, tarihi mezar taşlarıyla ilgili olduğumu biliyordu. Birlikte camiye vardık. Misafirimiz ünlü tarihçilerimizden rahmetli Ragıp Akyavaş Bey'in kerimeleri Prof. Dr. Beynun Akyavaş Hanımefendi idi. Tanışıp merhabalaştıktan sonra hattat Demircikulu Yusuf Efendi isimli zatın kabrinin burada olabileceğini söyledi. Bir bilgimin olup olmadığını sordu. Bu ismi ilk defa o zaman işitmiştim. Hakkında hiçbir bilgim yoktu. Bir göz attıktan sonra caminin küçük haziresinde mezar taşını tespit ettik. Okumaya çalıştık. Evet, hattat Demircikulu Yusuf Efendi’nin mezarı burada idi. O gün bugündür bu sanat ehli büyüğümüz hakkında bir şeyler öğrenmeye çalışırım. Değerlerimizin farkında olamadan yaşıyoruz. Keşfetmek için çaba sarf etmeliyiz. İlerlemiş yaşına rağmen Ankara’dan kalkıp ahirete göçmüş bir sanat ehlinin kabrini araştırmaya gelen Beynun Akyavaş Hanımefendinin gayreti ve azmi bu yazıyı kaleme almamıza sebeptir.

Bahsekonu Karabaş Mustafa Ağa Camii, İstanbul-Beyoğlu ilçesi, Tophane semtinde, Kılıç Ali Paşa Camii’nin hemen karşısındadır. Yine hemen yanı başında Osmanlı’nın top döküm fabrikası meşhur Tophane-i Amire binası, batı yönünde ise bir zamanların İşçi Bulma Kurumu İŞKUR binası yer alır. Cami, Kanuni Sultan Süleyman Han devri Babüssaade Ağası Korkut Beyzade Karabaş Mustafa Ağa tarafından H.957 M.1531’de Halveti tekkesi olarak inşa ettirilmiş. Ayrıca sıbyan mektebi ve namazgâh gibi yapılarla bir tekke külliyesi oluşturulduğu çeşitli kaynaklarda zikredilir. Bunların dışında tekkeye bağlı harem, selamlık, derviş hücreleri ve mutfak bölümleri de mevcut imiş. Müteaddit zamanlarda tamirler gören yapı topluluğundan günümüze sadece mescit-tevhidhane kaldı. 1958-59 yıllarında merhum Başbakan Adnan Menderes’in tavassutu ile Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından temelden yıkılıp günümüzdeki haline getirildi. Diğer bölümler 20. yüzyılın ilk çeyreğinde pek çok örneği gibi maalesef harap olup gitmiştir.

Demircikulu Yusuf Efendi mezartaşı

Bir Halveti tekkesi idi

Kültür tarihçisi Mustafa Özdamar da buranın bir Halveti tekkesi olduğunu zikreder. Ancak çeşitli kaynaklardan ve haziresindeki mezar taşlarından da anlaşılacağı üzere burada Kadiri şeyhleri de görev yapmış. Yine Mustafa Özdamar’ın “Tophane’yi Nakış Nakış İşleyen Gönül Sığınakları” isimli yazısında verdiği bilgilere göre devran-ı mukabele günü perşembe olan bu tekkede görev yapan şeyh efendilerin kronolojisi şöyle: Molla-zade Şeyh Mehmed Kasım Çelebi (Ö1. 1506), Karabaş Ramazan (Ö1. 1609), Mısırlı Ömer (Ö1.1658), Karabaş İskender (Ö1.1667), Hacı Hüseyin (Ö1.1717), Hacı Mehmed (Ö1. 1719), Hacı Nur Ahmed (Ö1. 1765), Hüseyin (Ö1.1774), Hacı Abdullah (Ö1. 1785), Mustafa Muhsin (Kadiri, Ö1. 1796), Seyyid Abdulkadir (Ö1. 1802), Seyyid Mustafa (Sümbülî, Ö1. 1807), Seyyid Ahmed (Kadiri, Ö1.1832), Şeyh Şakir (Ö1. 1860), Şeyh Ahmed (Ö1.1908) ve Hobcuoğlu Şakir Bey...

Molla-zade Şeyh Mehmed Kasım Çelebi’nin vefat tarihi 1506 olduğuna göre cami yapılmadan vefat etmiş olmalı. Daha öncesinde burada bir tekke veya mescit var mıydı, bu konuda bir bilgiye rastlamadık. Tophane-i Amire binasının Fatih Sultan Mehmed Han zamanında ihdas edildiği malum. İhtimal ki yanında, yakınında bir mescid veya cami bulunuyordu.

Caminin kıble yönünde küçük bir haziresi vardır. Korkut Beyzade Karabaş Mustafa Ağa ve yukarıda ismi zikredilen şeyh efendilerin bazıları burada medfundur. Şeyh efendilerin arasında önemli musikişinas ve hattatların olduğunu da zikretmeliyiz. Ayrıca ana giriş kapısından içeri girince sağ tarafta da birkaç tarihi mezar bulunuyor.

Üstadın Kılıç Ali Paşa

Camii'ndeki eserleri

Karahisari vadisinin son temsilcisi idi

Hazirede yukarıda da değindiğimiz üzere hattatların çok yakından tanıdıkları, aşina oldukları bir isim de yer alıyor: Hattat Demircikulu Yusuf Efendi. Yazıları arasında hemen karşısında bulunan 1580 tarihli Kılıç Ali Paşa Camii'nin çini ve mermer üzerine celi sülüs hat yazıları ilk akla gelenler arasında yer alır. Hattat Doç. Dr. Süleyman Berk, “İstanbul, Açıkhava Hat Müzesi” isimli yazısında bir Mimar Sinan eseri olan Kılıç Ali Paşa Camii yazıları için şu bilgileri verir: “Kapısında bulunan müsennâ celî sülüs yazı hattat Demircikulu Yûsuf Efendi tarafından yazılmıştır. Caminin diğer bütün yazıları da aynı hattatındır. Kapı üzerinde bulunan müsennâ yazının, celî sülüs yazının tarihinde önemli yeri bulunmaktadır. Bu yazı, istifi ile önemli bir eserdir.”

Demircikulu Yûsuf Efendi’nin Kılıç Ali Paşa Camii giriş kapısı üzerinde bahsekonu üçgen tarzdaki istifli yazısı şöyle: Kalallahu “hâliku kulli şey’in ve huve alâ kulli şey’in vekîl” (Zümer, 62.) Sadakallahülaziym. (Allah her şeyin yaratanıdır. O her şeye vekil’dir.) Alt kısımdaki kartuşta ise Haşr suresi 24. ayet-i kerimesi yer almaktadır. “Huvallâhul hâlikul bâriûl musavviru lehul esmâul husnâ, yusebbihu lehu mâ fîs semâvâti vel ard ve huvel azîzul hakîm”  (O, vareden, güzel yaratan, yarattıklarına şekil veren, en güzel adlar kendisinin olan Allah'tır. Göklerde ve yerde olanlar O'nu tesbih ederler. O güçlüdür, Hakim'dir.) Diğer yazıları gibi mihrabın üzerinde, çini üstüne daire içinde yazılı istifli hat yazısı da gerçekten görülmeye değerdir. Orada ise şöyle yazıyor:"Ya Hannân, Ya Mennân" (Ey nimeti, ihsanı, rahmeti ve merhameti bol olan Allah'ım) Alt kartuşta da meşhur mihrab yazısı vardır. "Kullemâ dehale aleyhâ zekeriyyal mihrâbe" ( Ali İmran, 37.) (Ne zaman Zekeriyyâ onun yanına ma'bede girse...)

Devrin önemli hattatlarından kabul edilen bu zat, Karahisari ekolünün son temsilcisi olarak biliniyor. Hattat Demircikulu Yusuf Efendi’nin asıl adı Yusuf Bin Abdullah’tır. Mescidin yanı başındaki Topçu ocağında vazifeli Demirci Ali Ağanın kölesi olduğundan “Demircikulu” lakabıyla bilinir. Kölelerin baba adı için Abdullah yazılması da yine kaynaklarda yer alır. Demircikulu, Topçu ocağında “Ulufeli Duacılık” hizmetinde bulunmuş. Top dökümü esnasında, ateş yakılmadan evvel ocak başında dua eden kimselere “Ulufeli Duacı” denilirmiş. Bu vazife daha sonra burada bulunan Karabaş Tekkesi şeyhliğine tahsis olunmuş.

DemircikuluYusuf Efendi, hüsn-i hat sanatını, Ahmed Karahisari’nin çırağı Derviş Mehmed’den (Ö. 1000/1592) öğrenmiş. Bu durumu sağlığında yazdığı mezar taşında da belirtmiştir. Şöyle yazıyor sütun tarzı mezar taşı kitabesinde: “Teveffi el-Merhûm Hattat Yusuf/ eş-Şehîr be-Demirci Kulu Tilmizi Derviş/ Mehmed min-Telâmîzi Ahmed el-Karahisârî” (Sene: 1020 /1611)

Prof. Uğur Derman’ın aktardığına göre Demircikulu Yusuf Efendi, Karahisari vadisinin son temsilcisidir. Onun vefatı ile bu tarz yerini tamamen “Şeyh Hamdullah Mektebi”ne bırakmıştır. 100 yaşında vefat ettiğinde kabir taşındaki eksik kalan tarih bölümünü hattat Hasan Üsküdari koymuştur. Yeri gelmişken Karahisari’den de bir iki kelime de olsa bahsedelim. Tekniği ve yazıya getirdiği yenilikler bakımından Şeyh Hamdullah ve Hâfız Osman’la beraber en önemli üç Osmanlı hattatından biri olarak kabul edilir. En önemli eseri, Kanuni Sultan Süleyman’ın isteği üzerine yazmış olduğu ve halen Topkapı Müzesi’nde muhafaza edilen büyük ebattaki Kur’an-ı Kerim’dir. Diğer eserleri arasında Piyale Paşa Camii yazıları ve Süleymaniye Camii kubbe yazıları bulunmaktadır. Yine bu cami içerisindeki pencere üstü levhaları da kendisi ve öğrencileri tarafından yazılmıştır.

Mezardaki kamış kalemin hikmeti

Prof. Uğur Derman, Karabaş Mustafa Ağa Camii'ndeki mezar ile ilgili “Kalem” isimli yazısında bir rivayette bulunur. Şöyle ki: “XVIII. asrın sülüs-nesih üstadlarından Yahya Fahreddin Efendi, gençliğinde, Tophane’deki Karabaş Tekkesi (bugün cami) şeyhinin yanında akrabalık dolayısıyla otururken, bir gün orada medfun XVI. asrın tanınmış hattatı Demircikulu Yusuf Efendi’nin mezarını temizleyip düzeltmek arzusu duyar. O esnada, kabrin toprağından bir kamış kalem çıkınca, içinde yazıya karşı bir şevk uyanan Yahya Fahreddin Efendi, meşhur hattatlardan ders alarak kendini bu yola vakfeder…” Gerçekten de Yahya Fahreddin Efendi XVIII. asrın namlı hat üstadlarından olmuştur.

Yukarıda dile getirilen rivayetin aslında bir arka planı da vardır. Osmanlı döneminde hattatlar arasında bir gelenek haline gelen bu anlayış Müstakimzâde Süleymân Sa‘deddîn Efendi’nin, hattatların biyografilerini içeren “Tuhfe-i Hattatin”’ isimli eserinde kaydedilmiş. Buna göre yazıya henüz başlayanlar, yeni açılmış birer sülüs ve nesih kalemini kâğıda sarar ve bir Cuma günü Karacaahmed mezarlığında, meşhur Hattat Şeyh Hamdullah’ın mezar toprağının iki parmak altına “selam ve saygı” ile defnederlermiş. Bir hafta sonra yine gömdüğü vakitte oradan çıkarır, her yazı çalışmasında birer satır o kalemle yazarlarmış. Bunun yazan için feyizli olduğunu inanılırmış.

İşte kaleme, üstada, ilime, bilime hürmet böyle olur” demeden edemiyor insan. Nerede kalemi toprağa gömüp feyiz beklemek, nerede üstadın kabir yerini bilememek?!..

Hat sanatına dair derinlemesine bilgimiz maalesef yok. Mezar taşları ve çeşitli tarihi kitabeleri okumaya çalışırken bir ünsiyet kurmuş olduk. Zaman içerisinde derin inceliklerin, zarafetin, estetiğin varlığını da hissettik. Birbirinden güzel pek çok hat sanatı örneğine de tabi ki şahit olduk. Bu vesileyle istedik ki bir mezar taşından yola çıkarak bu yolda mesafe kat etmek isteyenlere bir nebze de olsa ışık tutalım. Ne demişti Alman şair ve edebiyatçı Heinrich Heine: “Her mezar taşının altında bir dünya tarihi yatar…”

Görselleri büyütmek için üzerlerini tıklayınız.

 

Nidayi Sevim yazdı

Güncelleme Tarihi: 14 Kasım 2015, 10:00
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20