banner17

Habib-i Neccar'ın efsanevî bir hikâyesi var

Hatay'a geldiğimde ziyaret ettiğim ilk yerlerdendi Habib-i Neccar Camii. Müthiş bir hikâyesi vardı..

Habib-i Neccar'ın efsanevî bir hikâyesi var


Hatay'a (nam-ı diğer Antakya'ya) geldiğimde ziyaret ettiğim ilk yerlerdendi Habib-i Neccar Camii. Müthiş bir hikâyesi vardı, bu hikâyeyle büyülendiğim doğruydu; bir zaman sonra huzurumun adresi olacağını nereden bilebilirdim ki?

Habib-i Neccar, Anadolu'da kurulmuş olan ilk cami olarak bilinir. Caminin sınırları içinde ziyaretgâhı bulunan ve camiye ismini veren zâta Yasin Suresi'nde yer verildiğine inanılıyor; bu sebeple Müslüman camianın gözünde bu camii diğer camilerden farklı bir yerde.

Hz. İsa'nın peygamberliği döneminde halkı putperest olan Antakya'nın tevhid dinini tebliğ için vazifelendirilen elçileri Yahya, Yunus ve Şem-un Sefa’nın (ki yabancı metinlerde bu isimler Yuhanna, Pavlus ve Petrus (Batrus) olarak geçer) kabirleri bulunduğu için de Hristiyanlar tarafından önemseniyor bu cami. Farklı dinlerin, dillerin, ırkların, mezheplerin kardeş olduğu bu şehirde Habib-i Neccar Camii hoşgörünün, kardeşliğin merkezi, şehrin gözbebeği gibi…

Tebliğin ilk muhatabı Habib-i Neccar

Hatay Habib-i Neccar Camii

7'den 70'e, eksiğiyle fazlasıyla hemen herkesin dilindedir hikâyesi. Antakyalıların genel olarak bildiği şekliyle aktaracak olursak hikâye şöyle:

Habib-i Neccar geçimini marangozlukla sağlayan bir Antakyalıdır. (Neccar, Arapça'da marangoz demek.) Cüzzamlı bir oğlu olduğu için yaşamını dağdaki bir mağarada sürdürmektedir. Hz. İsa, iki havarisini (Yahya ve Yunus) Antakya'ya gönderir,  dağları aşıp şehre giren elçiler ilkin Habib-i Neccar'a rastlarlar.

Habib-i Neccar şehre yabancı olan bu iki elçiyi görür ve kim olduklarını sorar. Onlar da Hz. İsa'nın elçileri olduklarını söylerler. Habib-i Neccar iki elçiden kendilerini peygamberin yolladığına dair bir delil ister. Onlar da derler ki: “Allah'ın izniyle biz hastalıklara şifa veririz.” Cüzzamlı oğlu, onların elinden şifa bulunca Habib-i Neccar şeksiz şüphesiz imân eder elçilerin dinine. Sonra elçiler şehre inip halkı dine davet ederler; fakat çabaları sonuçsuz kalır. Hastalıklara şifâ verdikleri duyulup halkın onların etrafında toplandığını haber alan şehrin hükümdarı bu elçileri sorgusuz sualsiz zindana attırır.

Onları bir peygamber gönderdiyse ellerinde delil olmalıydı

Uzun süre kendilerinden haber gelmeyince üçüncü elçi (Şem-un Sefa) Antakya'ya gönderilir. (Yasîn Suresi'nin 14. ayetinde geçen olayın bu olduğuna inanılıyor.) Kimliğini açığa vermeden kralın sarayına girer Şem-un Sefa; amacı, kendisinden önce gönderilen iki elçiyi kurtarmaktır. Aradan zaman geçer ve kralın güvenini kazanır Şem-un Sefa. Krala kendisinden önce şehre gelerek hastalara şifâ verdiklerini söyleyen elçileri imtihana tâbi tutmayı teklif eder. Kral, kabul eder ve elçileri çağırtır. Arkadaş oldukları hâlde birbirlerini tanımamazlıktan gelir elçiler. Oyunun bir parçasıdır bu. Şem-un Sefa arkadaşlarına: “Nereden gelip nereye gidersiniz, sizi kim gönderdi?” diye sorar. Elçiler kendilerini İsa peygamberin gönderdiğini, hak olan tevhîd dinini davete geldiklerini söylerler.

Bunun üzerine Şem-un Sefa “madem sizi bir peygamber gönderdi, elinizde bir delil olmalı” der. Hastalıklara şifa veren elçiler ölüleri de diriltebildiklerini söylerler. Sarayda henüz yeni vefat eden birini elçilerin huzuruna getirirler ve diriltmelerini isterler; onlar da Allah'ın izniyle diriltirler. Dirilen kişi, “Ey Antakya halkı, siz de öldükten sonra benim gördüğüm azabı görmek istemiyorsanız beni kurtaran bu üç kişiye uyun” der ve bu esnada Şem-un Sefa'nın da kim olduğu ortaya çıkar. Kral şaşkındır, sorar: “Şem-un Sefa, sen de mi onlardansın?” Bozuntuya vermez Şem-un Sefa, krala dönüp, “Kralım, bu elçiler olağanüstü bir hâl gösterdi. Putlarına söyle, onlar da marifetlerini göstersinler” der. Tabi kral bilir putlarının böyle hünerlerinin olmadığını... Yemeyen, içmeyen, konuşmayan putlar ne yapabilir ki?

Bir adam gelir şehre koşarak!

Kralın bu olaydan sonra iman ettiği bilinir, rivayetler bu yöndedir. Fakat halkı, davete icabet etmez, aksine inkâr yoluna giderler. Büyü yapmakla suçlarlar elçileri. Atalarının dininden vazgeçmeyen halk elçileri taşa tutar. Bunu duyan Habib-i Neccar gelir şehre koşarak ve der: “Ey kavmim, sizden hiçbir karşılık beklemeyen bu kimselere uyun. Onlar doğru yola ermiş olanlardandır.” (Bu olayın Yasîn Suresi 20-22. ayetlerde geçen olay olduğuna inanılır.) Halk, elçilerin getirdiği dine inandığı, atalarının dinine ihanet ettiği gerekçesiyle Habib-i Neccar'ı da taşlayarak şehit eder.

Pek çok rivayet var!

Hatay Habib-i Neccar Camii

Başka bir rivayette Habib-i Neccar'ın şehit edilmesi dağda gerçekleşir. Öfkeli halk, Habib-i Neccar'ın başını gövdesinden ayırır ve şehrin doğusundaki dağdan yuvarlanan başı bugün caminin bulunduğu yere kadar gelir. Hatta camide yer alan Habib-i Neccar Ziyaretgâhı'nda sadece başının bulunduğu, gövdesinin de dağda olduğu söylenir.

Camiyi ziyaret ettiğinizde size rehberlik yapmak isteyen yaşlı bir amcayı görürseniz size anlatacağı hikâye böyledir. Şehrin doğusundaki, caminin hemen yanı başındaki Habib-i Neccar Dağı'na tırmandığınızda dağda kalmış bedenine hürmeten yapılan bir ziyaretgâh ile daha karşılaşırsınız. Bedeninin cami içindeki ziyaretgâhta olduğunu söyleyenler varsa da çoğu kişi bedeninin dağda, kafasının ziyaretgâhta olduğuna inanıyor. Rivayetler envâi çeşit...

Hikâye doğru olabilir mi sorusu kafa kurcalasa da, ehl-i ilmin hikâyenin hakîkâti noktasında müspet bir noktada birleşmediklerini öğreniyoruz. Anlatılanların hikâye olmaktan çok efsanevî yönü ağır basıyor zira.

Antakya'nın fatihi: Ebu Ubeyde Bin Cerrah

636 yılında Hz. Ömer'in hilâfeti döneminde, Antakya Ebu Ubeyde Bin Cerrâh komutasındaki İslam ordusu tarafından fethedilmiş ve fethin sembolü olarak da cami inşa edilmiş. Cami, Bizans'ın işgaliyle kiliseye çevrilmiş, Müslümanların şehri geri almasıyla tekrar cami olarak ibadete açılmışsa da bu durum bir kaç böyle kez devam etmiş; şehir bir Müslümanların eline geçmiş, bir gayrimüslimlerin; Habib-i Neccar ise bir cami olmuş, bir kilise...  Bu hâl 1268 yılına kadar devam etmiş. 1268'de Memlük Sultanı Baybars döneminden bu yana cami olarak faaliyette. 1853 yılında Antakya'nın gördüğü büyük deprem sonrasında yerle bir olan camii, 1857 yılında tekrar inşa edilmiş. Günümüzdeki yapı, 1857'den beri ayakta.

Hatay Habib-i Neccar CamiiSaflarda sıklıkla gençleri görsek keşke!


Cami cemaati daha çok Antakya'nın yaşça kıdemli amcaları... Gençler, camiye varmak için misafir bekler gibi... Vakit namazlarındaki cemaatte gençleri pek nadir görürüz. Tarihî özelliği/güzelliği var, var olmasına da; turistik bir merkez gibi görülmesi beni rahatsız ediyor caminin. Sadece ziyaret maksadıyla girilip çıkılan cami, dili olsa sitem etmez mi? Bu "gez-gör-çık" hali tarihî yerin taşına toprağına haksızlık bence.

Şehrin hareketliliğinden bir nebze olsun sıyrılmak için Habib-i Neccar'ın dizi dibinde dinlenmeye geldiğiniz zaman, eğer vakit de namaz vaktine yaklaşmışsa, dinlenmek için geldiğiniz yerden ezan sesiyle dirilerek kalkar, ferahlıkla O'nun huzuruna varırsınız. Bu lezzet bir başka. Habib-i Neccar, huzurun adresi gözümde. Gençleri saflarda görememenin hüznüyle, yine de şunu söyleyebilirim: safları çokça ve sıkça tutmak için muhtaç olduğumuz cemaat Antakya'nın asîl yapısında mevcut…

 

Gül Hanım Gürsoy yazdı

Fotoğraflar: Gül Hanım Gürsoy

Güncelleme Tarihi: 02 Haziran 2012, 01:54
YORUM EKLE
YORUMLAR
murat
murat - 4 yıl Önce

kısmet oldu bende gezip gördüm habibi-neccar camisini gül hanımın yazdklarını orada okudum ve dınledim.gerçekten duygu ve haz dolu şekilde ayrıldım herkese gidip görmelerini tavsiye ederim tşkl.gül hanım

Adnan Doğan
Adnan Doğan - 2 yıl Önce

Ben bir Hatay lı olarak gezdim.Her Müslümana da tavsiye ediyorum. Çok büyük bir duygu patlaması yaşayacağınıza bütün kalbimle inanıyorum.

Cemi̇le Candan
Cemi̇le Candan - 12 ay Önce

Ekim ayında Gap turu ile gitme fırsatım olmuştu,çok güzel bir atmosferi vardı ve o gün camiden yükselen muhteşem sesi o kadar beğenmiştim ki,hatta internetten baktım ama maalesef ulaşamadım.okadar mı güzel okunur,tekrar dinlemek nasip olur umarım.

Halil Topcu
Halil Topcu - 9 ay Önce

1969 -1973 Yılları ilk görev yerim öğretmenliğin ilk beş senesinin geçtiği kutlu sehir. Hayatımda pek çok güzel hatiralar la dolu. Hangisini anlatsam bitiremem.bitiremem. Antakyakılarım çok hayırsever olmaları vefalı olmaları misafirperver olmaları çok çok. Ama benim çok etkilendiğim Habibin Neccarda yaptığım dualar dan sonra sonunda elde ettiğim hayatıma yön veren mutlu olaylar la dualarımın kabul edildiğine inanıyorum. Habibi Neccarda uğrayınca ve bol bol dua ediniz.

ruzgar
ruzgar - 5 ay Önce

Ne guzel anlatmışsınız. Tesekkurler

AHMET CEVDET GÜLTEKİN
AHMET CEVDET GÜLTEKİN - 2 yıl Önce

Uğruna can verilesi ülkem Türkiye'nin İNANÇ TURİZM'i sayılabilecek bir çok yerini gezme/görme şansına/kısmetine sahip/nasip olan biri olarak Habib-i Neccar Camii yi görememenin burukluğunu bu ziyaretimizle mutluluğa dönüştürdük. Hz. İsa'nın havarilerine ilk inanan ve bu uğurda canını veren bir Antakyalının adını taşıyan Habib-i Neccarın türbesi Caminin kuzeydoğu köşesinde, 4 metre derindedir. Huzur veren bir ortam.

Bilal
Bilal - 1 yıl Önce

Hz.ısanın gönderdiği elçilerin isilerim sadık ve saduktur. Harun ve yahya yanlis yazılmıştır. Bu kıssanin kaynağı nesefi tefsirinde bulabilirsiniz.

Ali Ceylan
Ali Ceylan - 2 ay Önce

Ağzınıza dilinize sağlık


banner8

banner19

banner20