Gönül sohbet ister çiğ köfte bahane

Cağaloğlu’na, artık haftada veya ayda bir iki kez gelip gidiyorum. Ancak ruhum ve gözüm buralardan kopmadı. İşte yine o anlardan birini yaşarken, Cağaloğlu’na gitmeye karar verdim. Ev halkına ise, biraz gecikmeli de olsa akşam yemeğine yetişeceğimi söyledim. Lakin çarşıdaki hesap eve uymadı. Mahmut Balcı yazdı

Gönül sohbet ister çiğ köfte bahane

 

 

Bazen ruhunuz daraldığında ne yapacağınızı bilemezsiniz. Irak’ın, Libya’nın işgali ve parçalanması, Gazze’deki ambargo hayatının devam etmesi, Suriye’de yaşanan acı olaylar ve Mısır’da Müslümanların yaşadığı darbe, Doğu Çin’de ve Uzak Doğu’da yaşananlar, tüm Müslümanların zihinlerinde ve ruhlarında büyük parçalanmaların yaşanmasına neden olmakata.

Türkiye ve Türkiye’deki Müslümanlar ise, birçok mağdurun umut bağladığı bir ülke olarak resmi ve sivil kuruluşları ile İslam dünyasında yaşanan büyük yangını söndürmek için çaba gösteriyor. Bir Müslüman olarak bunlar yaşanırken, sizin de bir hayat yaşamanız ve mesleğinizin gereklerini de yerine getirmeniz gerekir.

Bilmeyenler için hatırlatmak isterim ki, daha önceleri her gün gelip gittiğim Cağaloğlu’na, artık haftada veya ayda bir iki kez gelip gidiyorum. Ancak ruhum ve gözüm buralardan kopmadı. Çünkü ruhumun çok daraldığı zamanlarda, kendimi toparlamak için bulunduğum ortamdan çıkmaya gayret eder,  kültür ve düşünce ortamlarına gitmeye çalışırım.

İşte yine o anlardan birini yaşarken, Cağaloğlu’na gitmeye karar verdim. Ev halkına ise, biraz gecikmeli de olsa akşam yemeğine yetişeceğimi söyledim. Lakin çarşıdaki hesap eve uymadı. Yemeğe geç gelince akşam yemeğini tek başıma yemek zorunda kaldım ve ancak çaya yetişebildim. Yakın zamanda, Dünya Bizim’in yazar ve editörleri ile yapılan istişare toplantısından çıkan karar üzerine, “daha fazla emek ve katkı" talebine cevap olacak bazı notları öncelikle ev halkıyla paylaştım. İşte, o paylaştığım altı saatlik Cağaloğlu ziyaretinin notları:

Gönül sohbet ister çiğ köfte bahane

Bilindiği üzere her cumartesi Mehmet Varış’ın sahibi olduğu Kitabevi Yayınları’nda ve Ali Kemal Temizer’in sahibi olduğu Beyan Yayınları’nda çiğ köfte ikramı olur. Denk gelince ve nasibiniz varsa bu ikramdan payınzı alırsınız.

Evden çıkarken kafamda belirlediğim ilk uğrayacağım adreslerden biri Beyan Yayınları idi. Çünkü Beyan’a uğramakla, uzun zamandır göremediğm, kendisinden çok şey öğrendiğimiz doğu dilleri uzmanı ve sağlam bir âlim/akademisyen Prof. Dr. Nazif Şahinoğlu Hoca’yı ve fakülteden hocam olan Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma’yı da görmeyi murad ettim. Yayınevine girer girmez tanıdık bazı yüzleri ve hocalarımı görünce günümün bereketli geçeceğini duygusuna kapıldım.

Günün bitiminde baktım ki Allah daha fazlasını nasip eylemiş. Beyan’daki cumartesi buluşmalarında, fakülte yıllarında aynı koridorları paylaştığımız ve birçok ortak dostumuzun olduğu genç akademisyen Prof. Dr. Adnan Demircan ile uzun yıllar sonra karşılaşmak beni fazlasıyla mutlu etti. Mekâna girdikten üçbeş dakika sonra çiğ köfte ikarmı başladı. İkramdan hemen sonra, “gönül sohbet ister çiğ köfte bahane” şeklinde tanımlayabileceğimiz buluşmaların moderatörlüğünü yapan Bayram Karaçor, programı başlatan ilk cümleleri söylemeye başladı. Önce kısa bir tanışma sonra ise sohbetin konusunu paylaştı.

İslam tarihinde ilk ihtilaflar ya da iktidar muhalefet ilişkileri konusu ele alınacak

Bayram Karaçor’un, “Arkadaşlar bugünkü sohbetimizin konusu, İslam tarihinde ilk ihtilaflar yani ilk yaşanan iktidar ve huhalefet hareketleri ve konuşmacımız ise Prof. Dr. Adnan Demircan” demesiyle birlikte ortam bir anda sessizliğe büründü. Bir anda zihnimiz İslam’ın ilk dönemlerine gitmeye başladı:

Hz. Muhammed (s.a.v), Mekke’nin iki büyük kabilesi olan Haşimoğulları ile Ümeyyeoğulları kabilesinin Müslüman olması ve İslam’a, hizmetleri için yoğun çaba gösterdi. Hz. Peygamberin, Ümeyyeoğulları’nın devlet işlerindeki tecrübelerinden de yararlandığını görüyoruz. Ancak Hz. Peygamberin vefatıyla birlikte aynı kıbleye yönelen Müslümanların; Müslümanları yönetmek adına birbirlerini öldürdüklerine ve birbirlerini esir aldıklarına şahit oluyoruz. Bu dönemde, siyasetin dışında kalmaya çalışan bazı sağduyulu Müslümanların çağrılarına rağmen, savaşlar siyaseten galip gelen Muaviye’nin üstünlüğü ile sonuçlandı. Var olan meşru halifeye rağmen Muaviye, Şam ve Ürdün bölgesinde halifeliğini ilan edip, İslam’da tek olan halife anlayışını yıkarak iki halifenin de olmasının yolunu açmış oldu.

Bir grup asi yönetim krizin zirvede olduğu bir dönemde, halife olan Hz. Ali’den, Hz. Osman’ın katillerinin bulunmasını ileri sürerek hesap sormaya başladılar. Bu dönemde Kur’an ayetleri bile, siyasi meselelere gerekçe yapılmaya çalışıldı. Devlet içerisinde güç sahibi olan bir ailenin lider olarak öne çıkma tutkusuyla birlikte, iktidar kavgaları artmaya başladı. Tarihe baktığımızda görüyoruz ki, her zaman Müslümanların iktidar olmasını istemeyen bir grup olmuştır. Ancak Müslümanların memnuniyetsizlikleri çözecek sağlam bir mercileri de olmadığı için, bu sorunlar sürekli olarak devam etmiştir. İktidar olanlar bir süre sonra, daha önceki bazı sorunları unutuyorlar.

Ne yazık ki Sıffin ve Cemel Savaşı yaşandı. Abbasi Devleti’nin kurulması ile birlikte, daha sivil bir dönem başladı. Ancak sornlar devam etti. Kısacası Müslümanların daha sivil bir yönetim biçimi için çalışmaları gerekir. Bu anlamda Mısır’da darbe ile iktidardan düşürülen Mısır’ın ilk cumhurbaşkanı Dr. Muhammed Mursi’nin yaptığı ilk konuşmanın, Hz. Ebubekir’in halife seçilince yaptığı önemli konuşma ile çok benzer olması dikkate değer bir konuşmadır.”

İslam’a göre yönetenler ile yöneticiler Allah’a ve Resülü’nün emrine göre hareket etmeli

Adnan Demircan’ın bu açıklamalarından sonra söz alan Prof. Dr. Nazif Şahinoğlu, Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma ve yayıncı Mümin Çevik özetle şunları söylediler:

“Müslüman yöneticiler şeffaf olmalı, işlerini sağlam yapmalı, lüks ve haramdan kaçınmalı. Yönetilenlerin de, yöneticilerini uyarmak gibi bir görevleri vardır. Ancak bu uyarıların yıkıcı ve İslam ümmetini parçalayacı şekilde olmaması gerekir. Bir Müslüman’ın hatalı da olsa, başka bir Müslüman’ın hayatını tecessüs etmesi yani araştırması ve bunu başkalarıyla paylaşması, Kur’an ayetiyle haram kılınmııştır. Allah, Müslümanlara işlerini istişare ile yapmalarını emreder. Müslümanlardan hata işleyen bir grup olursa, onların tümünü toptan suçlamak yanlıştır. İyi niyetli Müslümanları ayrı tutmak gerekir.”

Bu güzel sohbete dinleyenler de, sorularıyla katkıda bulunmaya çalıştılar. Tabiki bu güzel muhabbete katkıda bulunan herkese ve hassaten çay ikramları ile sohbetin koyulaşmasına çalışan Beyan’ın emekçilerinden Ayhan Aras kardeşime de teşekkür ediyoruz.

Her tarafa oteller yapalım!

Her geçen gün otelleşen hatta ekranların en çok izlenen “dini konuşmacı”sı diye ünlenen televizyon sunucusu Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu’nun da Cağaloğlu’nda sahibi olduğu otele bitişik binanın yıkılıp otel olarak yapılacağına şahit olmak acılarımızı biraz daha artırmış olsa da, teselli olmak ve dertleşmek için Bab-ı Âli’nin muhkem kalelerinden biri olan diriliş mimarı Üstad Sezai Karakoç’a da uğramayı ihmal etmemeye çalışırız. Akşam namazını kıldıktan sonra, Diriliş’in bulunduğu Derin Han’ın kapısına geldiğimizde, Üstad’ın daha gelmediğini öğrenince, hızlıca Yazarlar Birliği’ne uğradık. Ancak hiçbir yöneticinin (nöbetçi de olsa) bu mekânda olmamasıni ise, üzüntü ile karşıladığımı belirtmek isterim. Ki bu konudaki görüşümü, 4 Ocak 2014 tarihinde yapılan kongrede söz alarak dile getirdiğim görüşlerimi burda da tekrar etmek isterim:

Üstad Said Nursi der ki, “Adavet edeceksen, önce kalbindeki adavete adavet (düşmanlık) et. Eğer düşmanlık etmek istersen, kâfirler ve zındıklar çoktur…” Gerek dünyada ve gerekse Türkiye’de yaşanan acı olayları, ihtilafları görmeyen ve bunlardan dersler çıkarmayan herkes vebal altındadır. Son 28 Şubat Darbesi ile birlikte, dört büyük darbe yaşayan bir camianın önceleri mekânları yoktu. Ancak güzel insanları vardı. Şimdi ise birçok mekâna sahibiz ancak bu mekânlara gelip giden ve buralara sahip çıkacak insan sıkıntısı yaşanmakta.

Yönetici arkadaşlar, bu mekânda çok çeşitli programlar yaptıklarını överek anlattılar. Bazılarını ben de takip etmeye çalıştım. Ancak bana göre Türkiye Yazarlar Birliği’nin büyük programlarının yüz kişi ile takip edilmesi yeterli değildir. Daha fazla insanın takip etmesi gerekir. Bu ilgisizlik, birçok sivil toplum kuruluşunun organize ettiği programlarda da yaşanmakta.

Değerlere ve ilkelere bağlı, Mehmet Akif’in ifadesiyle, “Asım’ın nesli” olan bir neslin yetişmesi için âlimlerin, yazarların, aydınların ve şairlerin bir adım öne çıkması gerekir. Bu konuda Türkiye Yazarlar Birliği’ne büyük görevler düşmekte. Hal böyle iken, küçük meselelerle birbirimizi uğraştırmak doğru bir davranış değildir. Daha güzel çalışmalar için bir araya gelmemiz gerekir. Mensubu olduğumuz bu tür mekânlara sahip çıkmamız gerekir. Buralar bize emanettir. Her üyemiz burdaki çalışmalardan haberdar olmalı. Davet edilmeli. Aynı zamanda bir nimet olan bu mekânların değerini bilmek gerekir. Herkesi kucaklayan çalışmalar yapılmalı. Sivil toplum kuruluşlarımızın şeffaf ve hesap verebilir olması gerekir. Yaptığımız toplantılarda alınan kararlar, üyelerin bilgisine sunulmalı. Kimsenin kafasında bir soru işareti kalmamalı. Göreve gelecek arkadaşların bu noktalara dikkat etmesi gerekir.”

Sezai Karakoç’un Diriliş'e gelmesini beklerken oturduğumuz Yazarlar Birliği’nin kapısından içeri girip, bizden başka kimsenin olmadığını görünce geri gitmeye çalışan Osman Bayraktar Ağabey’e seslenerek gelip oturmasını teklif ettik. Sağolsun bizi kırmadı ve birlikte çay içtik. Sonra da kalkıp Diriliş’e geçtik.

Ve böylece bir Cağaloğlu yolculuğu da bitmiş oldu.

 

Mahmut Balcı yazdı

Güncelleme Tarihi: 28 Ocak 2014, 10:47
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13