Gidelim bir de orayı görelim diye gitme!

Şehbal Erenay, bir gezi kapsamında Romanya ve Bulgaristan’a gitti. Balkan Müslümanlarının hayatına dair önemli ayrıntılar paylaşıyor.

Gidelim bir de orayı görelim diye gitme!

 

Özellikle son bir kaç yıldır Balkanlara gezi düzenlendiğinde ilk akla gelen Bosna-Hersek oluyor. BURA Derneği tarafından düzenlenen bir haftalık gezide ise bu rota biraz değiştirilerek Tuna nehri üzerinden Romanya ve Bulgaristan tercih edildi.

Ben de bu geziye katılanlar arasındaydım ve pek alışık olmadığımız gezi mantığı ile farklı coğrafyaları görme şansını yakaladım. “Farklı” diyorum çünkü sadece turist olarak "gidelim, bir de orayı görelim"den ziyade gidilen yerlerdeki Müslümanlarla buluşma, onların yaşamlarına ortak olma, bir nevi dertleriyle dertlenmeyi de amaç ediniyor. Ben de gezinin bu kısmı üzerinde bir şeyler yazmanın daha yararlı olacağını düşünerek bunlardan bahsetmek isterim.Romanya - Bulgaristan gezisi

Romanya’da neden iki farklı Müslüman grup var?

Bu iki memlekette de Hıristiyan nüfusun yoğunluklu olması nedeniyle Müslümanlar azınlık durumundalar ve onları temsil eden farklı sistemlerle düzen sağlanıyor. Müftülükler ise bu sistemin başında geliyor. Romanya’da 18 azınlık grubu bulunuyor ve bunlar kendilerini ifade etmeleri için devlet bütçesinden belli oranda yardım alıyorlar. Türk nüfus iki farklı azınlık olarak örgütlenmiş. Bunun nedenini ise görüştüğümüz müftü ilk başta tahmin edilmesi güç olacak şekilde açıklığa kavuşturuyor: İki farklı grup olmaları daha fazla yardım alabilmelerini ve mecliste temsil kabiliyetlerinin yükselmesini sağlıyormuş. Bu nedenle iki farklı gruba ayrılma kararı alınmış.

Romanya, azınlıklar ve Müslüman nüfusun yaşaması açısından Bulgaristan’a nazaran daha rahat sayılabilir. En azından istedikleri şekilde örgütlenme haklarını ellerinde daha rahat bulunduruyorlar. Bulgaristan ise, devlet olarak, Müslümanların kendi istedikleri kalıpta olmasını da sağlamak amacıyla müftünün seçimi konusunda problem çıkarıyormuş ve kendi istediğini göreve getirme derdindeymiş. Daha çok yakın tarihte bunun için Müslümanlar eylemler yapmışlar. Bulgaristan müftüsü orada Müslüman olarak var olmanın zor olduğunu ve Müslümanların dualarına ihtiyacın olduğunu ayrıca belirtiyor.

Bulgaristan ve Romanya’ya aynı gezi planı içinde gitmemiz hem iki ülkeyi karşılaştırmak hem de ortak noktalarının görülmesi için oldukça yerindeydi. Hıristiyan olan bu iki ülkeyi görerek Müslümanların azınlık olarak yaşamasının neye tekabül ettiğini kısmen de kavramış bulunduk.

Mimaride komünizmin etkisi şehrin ruhuna sinmiş

Bulgaristan ile başlayan gezide büyük şehirlerinden sayılabilecek Varna'ya gittiğimizde garip şekilde şehrin ruhsuz olduğu hissine kapılıyorsunuz. Şehri gezmeye devam edince binaların mimarîsinin birçoğumuzun yaşadığı yerlerden oldukça değişik olduğunun farkına vardım. Alışık olmadığımız kadar küçük pencereler, çıkıntısız ve birbirinin aynısı olan, aralarında hiç bir farklılık olmayan binalar aynı meydanı çevrelemişti.

Romanya - Bulgaristan gezisiKomünizmin tek-tipçi anlayışı tüm ağırlığıyla şehrin üstüne sinmişti, aradan geçen 60 yıl ise en azından mimarîde kendini hâlâ hissettirmeye devam ediyor. Doğrusunu söylemek gerekirse yönetim şeklinin, bir şehrin mimarîsi üzerinden şehrin ruhuna bu kadar sinebileceğini daha önce hiç düşünmemiştim.

İki ülkede de yıktırılan camiler o kadar fazla ki

Haberin başında da bahsettiğim gibi gezi bir nevi Tuna Müslümanlarıyla buluşma üzerine kurulu olunca camiler ve müftülükler gezinin ana meskenlerindendi. Bulgaristan'da Plevne, Filibe, Varna; Romanya'da ise Bükreş, Köstence, Vidin, Dobriç gezdiğimiz şehirlerden. Bu şehirlerin hepsinde Müslüman nüfus farklı yoğunluklarda ve bir elin parmaklarlarını geçmese de şehirlerde çeşitli camiler bulunuyor. Aslında gezinin asıl hüzünlü kısmını bu şehirlerde şimdilerde olmayan/olamayan camiler oluşturuyor.

Hemen her şehirdeki imam yıkılan camilerden bahsediyor. İmamlardan biri, “Bu coğrafyada 67 cami vardı ama şu anda bir tane cami kaldı. Komünizmin gelmesinden sonra burada en küçük cami bu olduğundan sadece bunu bıraktılar, zaten o dönemde açık da değildi. Geriye kalan tüm camiler yerle yeksan oldu” diyor.

Bununla birlikte Filibe'de ise restorasyonu henüz biten caminin imamı şehirdeki 3 camiden bahsediyor. Bunlardan biri kendisinin de imam olduğu ve Türkiye'deki bir inşaat firmasının restorasyonunu üstlendiği cami, bir diğeri yine ibadete açık olan küçük bir cami. Üçüncü cami ise şimdilerde meyhane olarak kullanılıyormuş. Bu tip hikayeler o kadar fazla ki… Meyhane olan camiler, içkili restorana çevrilen mevlevihaneler, yıkılmaya yüz tutmuş ecdad eserleri, camilerin silüetlerinin dahi olmasına tahammül edilemeyerek hemen her şehirde yıkılan yüzlerce cami… Hüzünlü coğrafyaları görmek, oralarla iletişim halinde olmak ise bizlerin başlaması gerektiği nokta belki…Romanya - Bulgaristan gezisi

Tüm iç süslemeleri kat kat boyanarak kapatılmış

Camiler komünizmin gelmesiyle birlikte kapatılmış, yıkılmış. Kapatılan camilerse sadece kapatılmakla kalmamış, aynı zamanda içinde olan süslemeleri de tamamen kaldırılmaya çalışılmış. Adeta cami olabileceğini anımsatacak hiç bir ayrıntının var olması istenmemiş. Ancak 1950’lerde artık yönetimin değişmesiyle birlikte camilerden bir kısmı tekrar ibadet edilebilir hale getirilmiş. Bir kısmının ise restorasyonlarına devam ediliyor.

Fotoğrafını gördüğünüz cami de bunlardan biri. Kapatılan caminin tüm iç süslemeleri kat kat boyanarak kapatılmış. Şimdilerde restore edilen camiden en son bu süslemeler kurtarılabilmiş. Camilere yapılan bu muamele aslında bizim ülkemiz açısından da çok yabancı değil, herkes İnönü dönemi için de benzer şeyleri anlatıyor ama özellikle bizler gibi o döneme tanık olmayanlar açısından bu tip camilerin canlı olarak görülmesi ayrı bir tarihe şahitlik...

Ezan sesi duymamak için hoparlörü çalmışlar

Gezi sırasında farkettim ki ezan sesi bizim hayatımızın çok önemli bir parçası ve öyle ki zaten olmaması gibi bir ihtimali düşünmüyoruz. Camilere vakit namazları için girdiğimizde ezanın dışarı verilip verilmediğini hemen hiç düşünmüyoruz ama Müslüman nüfusun azınlıkta kaldığı bu tip şehirlerde ezanın dışarı okunup okunmaması ayrıca dikkat konusu ve Müslümanların sorunlarından.

Gittiğimiz camilerin hemen hepsinde günde sadece 3 kere ezan okunuyor. Sabah ve yatsı ezanları, etraftaki insanları rahatsız ettiği bahanesiyle, dışarıya okunamıyor. Plevne'deki caminin hoparlörü çalınalı 20 gün olmuş. Artık hiç ezan okunmuyormuş dışarıya, caminin imamının yorumu da dikkate değer: “Bu caminin etrafında hiç Müslüman oturmuyor. Ezanın sesi biraz fazla olunca şikâyet ediyorlar hemen ama zannetmeyin sadece ezana; bu insanlar kendi çan seslerine de aynı muameleyi yapıyorlar.”

Kutlu Doğum programlarına ilgi çok yoğundu, ama...

20 Nisan ve 27 Nisan arasında düzenlenen gezi orada başka zamanlarda göremeyeceğimiz etkinliklerden haberdar olmamıza da vesile oldu. Romanya'da ilk olarak Sarı Saltuk Türbesi’nin ve Camii’nin olduğu kasabada gördüğümüz Kutlu Doğum afişlerini sonradan bir çok camide ve şehirde de gördük. Bu konunun Türkiye'de oldukça tartışmalı olduğu bir dönemde yurt dışındaki Müslümanların da sıkı sıkıya bu ritüele riayet ediyor olması biraz da düşündürücü.

Romanya - Bulgaristan gezisiFilibe'de, bizim oraya varmamızdan bir kaç gün öncesinde gerçekleştirilen Kutlu Doğum programı çok ciddi bir kalabalıkla yapılmış. Müslüman nüfus oldukça ilgi göstermiş. Kutlu Doğumun bu kadar yaygınlaşması üzerinde ayrıca düşünülmesi gerektiği kanaatindeyim açıkçası. Türkiye'de pasta kesmeden buz pateni ile yapılan açılışlara kadar varan durumun, özellikle Hıristiyanlarla bu kadar içli dışlı olan Müslümanların yaşayışlarında nasıl yer edeceği hususu üzerine bir kere daha düşünmek gerekir sanırım. Buna rağmen tabi başka açıdan, “en azından bir şekilde Peygamberimizden de haberdar oluyorlar” şeklinde bir savunma yapılabilirse de acaba başlamak için bu doğru yer mi sorusu aklıma gelmedi değil…

T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı Türkiye’de bile bu kadar sık duymadım

T.C. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı Türkiye’de bile bu kadar sık duyduğum hiç olmamıştı. Genelde Türkiye'de bir kısım insan laiklikle bağlantılandırarak böyle bir kurumun olmaması gerektiğini düşünürken bir kısmı ise devletin böylece dine müdahil olmasını eleştirir. Bizde durum böyle olunca başka açıdan bakmak, bu kurumların başka neler yaptığından haberdar olmak pek mümkün olmuyor.

Dışardan Türkiye'ye bakmak ise daha farklı şeyleri görmeye yardımcı oluyor. Bulgaristan ve Romanya'da Türkiye'nin ve Diyanet’in ciddi etkisi hissediliyor. Onarılan camilerin çok büyük bir kısmı Türkiye’den ayrılan bütçeyle onarılıyor, görev yapan imamların bir kısmı ise Türkiye'den oraya görev yapmaya gidenlerden oluşuyor. Bunların hepsi oradakilerle aramızda olan hem tarih hem de din bağını güçlendirir nitelikte.

Tarihimizle tekrar barışmaya başlamamız, henüz yeni ayrıldığımız o coğrafyalarda en azından manevi bağları tekrar kurmamızı sağlayacak gibi. Aramızda bu kadar yakın bağlarımız olan topraklara gitmekte gecikmemek gerekir. Gidilebilecek en yakın zamanda "acaba oralarda ne oluyor? Müslüman olanlar hayatlarını nasıl geçiriyorlar" merakı ile gezmenizi tavsiye ederim.

 

Şehbal Erenay gitti, gördü, yazdı

Güncelleme Tarihi: 19 Mayıs 2012, 09:31
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13