banner17

Gazi Atik Ali Paşa Camii'nde bir ikindi namazı

Cumartesi günleri vaktim müsait olduğunda Cağaloğlu’na doğru giderim. Yine bir cumartesi günü idi. Beyazıt’tan Sultanahmet’e doğru yürüyorum. Gazi Atik Ali Paşa Cami önüne geldiğimde ikindi ezanı okunmaya başladı. Nidayi Sevim yazdı.

Gazi Atik Ali Paşa Camii'nde bir ikindi namazı

 

 

Cumartesi günleri vaktim müsait olduğunda Cağaloğlu’na doğru giderim. Türkiye Yazarlar Birliği, Kültür Ocağı Vakfı, Kubbealtı Vakfı, Eskader, Birlik Vakfı gibi kültür-sanat merkezlerimizi ziyaret ederim. Bu kültür-sanat ocaklarında mutlaka bir tanıdığa rastlar, sohbet eder, görüş alış verişinde bulunuruz. Birbirinden nadide ve muhteşem camilerimizin bulunduğu bölgede, her seferinde farklı bir camide namaz kılmaya özen gösteririm. Ömür biter, ecdadın yaptığı camiler dolaşmakla bitmez. Bu sebeple hiç değilse yanımızda, yakınımızda olanları ihmal etmeyelim diyoruz.

Doğrusu her mekânın tezyinatı, dili ve havası farklı… Hiç şüphesiz bu dili anlamak, havayı hissetmek için medeniyeti de özümsemek gerek. Eğer bir medeniyete gözünüzü-gönlünüzü açmışsanız, fazla gayret sarfetmenize gerek yok; o size kendini anlatır, sarıp sarmalar, çepeçevre kuşatır. Artık iliklerinizde hissedersiniz onu. Çünkü o her yerdedir. Bazen bir tekkenin çilehanesi, bazen bir türbenin giriş kapısı üzerine celi sülüs hat ile yazılıp mermere hak edilmiş ayet-i kerimedir. Bir caminin duvarını süsleyen lale motifli çinidir. Sarıklı, fesli, çiçek bezemeli bir mezar taşı, tenha bir köşede sessiz sedasız duran “evrensel” iyiliğin sembolü sadaka taşı veya bir minarenin tepesinde duran hokka ve kalemdir...

Bizim medeniyetimiz dili vahiy merkezlidir

Yine bir cumartesi günü idi. Beyazıt’tan Sultanahmet’e doğru yürüyorum. Gazi Atik Ali Paşa Cami önüne geldiğimde ikindi ezanı okunmaya başladı. Şehrin stresi, koşuşturması malum; hep bir yerlere yetişmemiz lazım ya! Ezan-ı Muhammediyeyi işitip de namaza koyulduğumuz nadirattandır. Fakat cami imamı, Eyüp Sultanımızı sık sık ziyarete gelen, Önder Soy Hocamız olunca camiye yönelmemiz artık vacip oldu. Gazi Atik Ali Paşa Cami, gerçektende manevi havası oldukça yüksek bir yer. İnsana huzur veriyor. Ecdadın yaptığı çeşmeler, türbeler, imaretler, şifahaneler, medreseler, hanlar, hamamlar velhasıl bütün mimari eserler öyle değil mi? Bizim medeniyetimiz dili olan bir medeniyettir. Bu dil esas itibarıyla vahiy merkezlidir. Beşikten mezara kadar, hayatın bütün alanlarını ve hatta ahiret hayatını ihata eder. Her duruma, olgu ve olaya dair söyleyeceği mutlaka bir şey vardır. Eski mimarimize bir göz attığımızda yapıların uygun bir yerinde, işleviyle ilgili kitabelere rastlarız. Bu kitabelerde bazen bir ayet-i kerime, bazen bir hadis-i şerif, bazen de bir hikmetli söz olabiliyor. Bu minvalde cami içerisinde duvarda asılı celi sülüs hat ile yazılmış iki manidar kitabe dikkatimi çekti. Bu kitabelerin birinde:

Accilû bi’s-salâti gable-l-fevt

 (Vakti geçmeden önce namaza acele ediniz)

 Diğerinde ise:

Accilû bi’t-tevbeti gable’l-mevt

 (Ölüm gelmeden önce tövbeye acele ediniz) yazmaktaydı.

 Namazın akabinde Hoca Efendi bir Aşr-ı Şerif okudu. Sonunda tekrar besmele çekip Ankebut Suresi 45. ayet-i kerimesini okudu. Bu ayette de Rabbimiz mealen şöyle buyurur:

 (Resulüm!) Sana vahyedilen Kitab’ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir.” Namazdan sonra Hoca Efendi’nin odasına geçtik. Önder Soy Hocamız, geçtiğimiz aylarda “Ticaret ve Adalet” isminde mütevazı fakat çok kıymetli bir risale hazırlamıştı. Şimdi ikinci baskısı çıkmış. Bu eserin genişletilmiş ikinci baskısı üzerinde biraz sohbet ettik. Gazi Atik Ali Paşa Camii’ne yolu düşen, bu eserden ücretsiz olarak temin edebilir. Cami, Divan Yolu üzerinde, Çemberlitaş durağının yanı başında, Birlik Vakfı’nın karşısındadır. Bu arada biz içerde sohbet ederken dışarıda cami revakları altına mütekâmil bir sofra kurulmuştu. Yiyecekler insana ister istemez “Şimdi Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlarsınız?” ayet-i kerimesini hatırlatıyordu. Ancak sohbet ve muhabbet ortamına da diyecek yoktu...

Sultan II. Beyazid’in vezir-i azamlarından

Gazi Atik Ali Paşa Camii; Sedefçiler, Eski Ali Paşa, Dikilitaş, Vezir Hanı, Sandıkçılar Camii olarak da bilinir. Banisi Gazi Hadım Ali Paşa’dır. Paşa, Aslen Saraybosnalı olup, Sultan II. Beyazid vezir-i azamlarındandır. Değerli bir devlet adamı, iyi bir komutan olmanın yanı sıra memleketinin imarına önemli hizmetleri geçmiş müstesna bir şahsiyettir. Dürüstlüğü, şahsiyeti ve hayırseverliliğiyle ün yapmıştır. Buradaki külliyenin dışında İstanbul Karagümrük’te, Atik Ali Paşa Camii, Kariye adıyla bilinen manastırdan çevrilen camii, bunun yakınında yaptırdığı medrese, Edirne’de bir cami, Bursa’da bir imaret ve Moro’daki birkaç sıbyan mektebi de yine onun hayratındandır.

Gazi Atik Ali Paşa Camii, 1496'da yapılmıştır. Bursa üslubuyla klasik üslup karışımı caminin, 12.50 kutrundaki kubbesi iki fil ayağına yaslanan kemerler üzerindedir; iki yanında iki küçük kubbesi ve bir minaresi vardır. İmareti ortadan kalkmış, medresesi cami karşısındadır. Avlu kapısından caddeye çıkınca, yanda bir çeşmesi bulunur. Son cemaat yerine üç avlu kapısından girilir, şadırvanı yoktur. Cami cümle kapısı üzerindeki ayet-i kerime ve minare kapısı üzerindeki Besmele-i Şerif, son dönem meşhur hattatlarımızdan Sami Efendi’ye aittir. Mermerden mihrap ve minber fazla süslü olmamakla beraber sade, zarif ve nisbetlidir. Mihrabın iki yanında asılı olan mum külahları eşlerine az rastlanan unsurlardır. Külahların birinde: "La ilahe illallah, el-melikül hakkul mübin”;diğerinde: “Muhammedün Resulullah, sadikul vâdül emin" ifadeleri yer almaktadır.

Vakit namazlarında ortalama 150; Cuma namazlarında ise 1200 cemaati bulunmaktadır. Vaktiyle yol yapımı esnasında bir bölümü tahrip edilen cami haziresinde Kemankeş Ali, Sadrazam Lefkeli Mustafa, Hüseyin Paşa, Boynueğri Mehmet Paşa, Derviş Mehmed ve Küçük Çelebi Mehmed Efendi gibi devrin önemli zatları medfundur. Mezarlıklar; hayat ile ölüm arasındaki, hayat açısından son, ölüm açısından ise ilk noktadır. Fani dünya ile ebedi dünya arasında ince bir çizgidir bu mekânlarımız. Dünya hayatının bitiş noktası olan son ve ölüm anından itibaren başlayan âhiret hayatının da ilk anını, ilk durağını ifade eden mezar taşı yazıları; birinin bitişini, diğerinin başlangıcını dile getirmektedir. Elif gibi dim dik duruşuyla tevhidi sembolize eden, bir adı da şahide olan mezar taşları, ser levhalarındaki “Hüve’l-Baki” ibaresiyle ebedi olanın ancak Rabbimiz olduğunu asırlardır kulağımıza fısıldarlar. Burada ki her biri sanat şaheseri kavuklu, fesli, inci gibi işlenmiş çiçek motifli ata yadigârı mezar taşlarından birisi de, 1853 yılında vefat eden Arif Efendi’ye ait. İşte mezar taşındaki manzume:

“Nuş edüb cami kazadan şerbeti

Eyledim fani cihandan ah vah uzleti

Kalmadı vaktim vasiyet edemedim

Verdi Hak bana şahadet devleti”

 

Nidayi Sevim yazdı

Güncelleme Tarihi: 27 Ocak 2014, 10:23
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20