banner16

Fildişi Sahili'nden Hikâyeler

Geçen ay Fildişi Sahili’ne kısa ve bereketli bir ziyaretimiz oldu. Burada çok farklı kesimlerden Müslümanlarla görüşme ve dertleşme imkânı bulduk. Burada dinlediğim üç hikâye bana ümmet-i Muhammed için bir ışık niteliği taşıyor. Haşim Akın yazdı.

Fildişi Sahili'nden Hikâyeler

Geçen ay Fildişi Sahili’ne kısa ve bereketli bir ziyaretimiz oldu. Burada çok farklı kesimlerden Müslümanlarla görüşme ve dertleşme imkânı bulduk. Bazı buluşmalarda onlara söyleyecek sözlerimiz oldu. Bir kısmında da biz onları dinledik. Güzel bir Türkiye algısı ve sevgisini müşahede ettik.

Bizi herhangi bir Müslüman ülke olarak görmedikleri kesin. Bu durum hem bir kazanç, hem de büyük bir sorumluluk demek… Yani beklenti çıtası yüksek... Bu konuda hepimize düşen sorumluluklar var. Bunu aşağıda onlardan dinlediğim hikâyelerden de anlamak mümkün.

İlk olarak akıllarına gelen ve hemen dillerine düşenin “Kur’an okuyan bir cumhurbaşkanı” portresi olduğunu gördük.

Fildişi Sahili Müslümanlarının hayata ve dünyaya bakışlarını özetleyen hikâyeleri sizinle paylaşayım. Burada dinlediğim üç hikâye bana ümmet-i Muhammed için bir ışık niteliği taşıyor.

Siz uyumaya başlayalı…

Bir Türk hacca gitmiş. Kâbe’de tavaf yapmış ve yorulmuş. Bakmış ki direklerin altında her köşede bir Müslüman uyuyor. Kendisi de müsait bir yer bulup uzanmış. Tam uyacakmış ki yanına yaklaşan siyahi bir Afrikalı bizim Türk’ü dürtmüş. “Kalk! Uyuma!” Adam kafayı yarım kaldırıp “Ne oldu? Niçin?” der gibi bakmış. Anlayamamış kaldırılma sebebini. “Burada her köşede bir Müslüman uyuyor. Beni niçin kaldırıyorsun? Benim ne suçum var ki? Yorgunum azıcık dinleneceğim…” demiş.

Afrikalı şu cevabı vermiş: “Sen Türk’sün. Ben seni diğerleriyle aynı görmüyorum… Türklere uyumak haramdır. Siz uyumaya başlayalı bizim başımıza gelmeyen kalmadı. Eğer siz uyursanız biz ölürüz. Çabuk kalk! Uyumak yok size…”

Sizin dedeniz var da…

Yine Bir Avrupalı, Afrika'ya fötr şapka satmaya gitmiş. Elinde bir çuval dolusu şapka var. İki köy arasında yolculuk yaparken yorulmuş. Bir ağacın altında biraz dinlenmek için uzanmış ve uyuyakalmış. O uykudayken ormandaki maymunlar adamın bulunduğu yeri sarmışlar. Adamın başındaki şapka dikkatlerini çekmiş. Bir de yanında bir sepet dolusu fötr şapkayı görünce dayanamamışlar. Hepsi şapkaları alıp ağaçlara çıkmışlar. Adam uyanmış ve şaşırıp kalmış. Zira tüm şapkalar gitmiş… Sepet boş…

Üzülmüş, ağlamış ve ne yapsam diye düşünmeye başlamış. Yanında kalan tek şapkasını başına geçirmiş. Sinirle birkaç adım atmış ve sonunda; “Bu hatayı nasıl yaptım?” diye kızıp başındaki şapkayı yere çalmış. Bir bakmış ki ağaçlardan şapka yağıyor. Bütün maymunlar adamı taklit etmiş ve şapkaları atmışlar. Adam bundan çok memnun olmuş, bütün fötr şapkaları toplayıp yolunu tutmuş. Memleketine dönünce de bunu uzun süre anlatmış. Bir kurnazlıkla maymunları nasıl da kandırdığını anlata anlata bitirememiş.

Aradan yıllar geçmiş. Bu sefer torun, Afrika'ya şapka satmaya gelmiş. Medeniyet aşısı bu… Dededen toruna devam ediyor!? Bir ormanda ağacın altında dinlenirken onun yanında olan şapkalar da alınmış. Adam uyanmış, bakmış şapkalar yok. Fakat bu, dedesi gibi korkmamış. Çünkü dedesinden dinlediği çözümü uygulayacak… Hatta bu işin tadını çıkarmak için ortada biraz oynamış, gezmiş ve şapkasını alıp yere çalmış. Ama ağaçlardan hiç bir şey düşmemiş. Maymunlar, bunun beklediğini yapmamışlar. Kafasını kaldırıp ağaçlara bakmış, ağaç dalları maymunlarla dolu. Şapkalar da onların kafalarında… “Nerede hata yaptım acaba? Dedemle aramdaki fark neydi?” diye düşünürken, yaşlı bir maymun kahkahayla gülüp şöyle demiş: “Ne oldu? Sana bu kurnazlığı öğreten deden var da bize nasıl kandırıldıklarını anlatan dedemiz yok mu? Dedelerimiz de bize bazı nasihatler verdi. Artık biz, sizin bildiğiniz taklitçi maymuncuğu oynamıyoruz…”

Zamanın ne demek olduğunu ve verilen sözlerin nasıl tutulacağını öğrendik

Fildişi Sahili’nde “Kozim” isimli bir kuruluş var. Bu ülkede görev yapan bütün imamların bağlı olduğu tamamen sivil bir yapı “Yüksek İmamlar Konseyi”. Ülkede bizdeki Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir resmi yapı yok… Devlet bunları tanımış olsa da kendi içlerinde bağımsız bir yapıları var.

Bu kuruluşun Genel Sekreteri hac için Mekke'ye gitmiş geçen yıl. Orada Suudi Arabistan'ın tertip ettiği bir toplantıya davet edilmiş. Bu toplantı, benzeri İslami oluşumların liderleriyle yapılacak bir genel toplantıdır. Genel sekreter, randevu saatinde toplantı yerinde hazır olur. Aradan bir saat kadar zaman geçer ama gelen yoktur. Oradaki bir görevliye, “Toplantı bir saat önce başlamalıydı ama hâlâ kimse gelmedi. Ne olacak?” diye sorduğunda görevli gayet rahat, “Endişe etmeyiniz efendim! Yarım saate kadar gelirler…” cevabını verir. Kozim sekreteri şu cümleleri söyleyerek oradan ayrılır: “Biz Türklerle çalışıyoruz. Zamanın ne demek olduğunu ve verilen sözlerin nasıl tutulacağını öğrendik. Hadi bana eyvallah…”

Allah kardeşlerimizin beklentilerini boşa çıkartmasın…

 

Haşim Akın

Güncelleme Tarihi: 14 Nisan 2018, 13:57
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
ahmet usta
ahmet usta - 6 ay Önce

bu güzel hikayeler için haşim abiye çok teşekkür ederim. onun afrikadan haberlerini severek okuyoruz.

banner8
SIRADAKİ HABER

banner7

banner6