Fenikeliler'den Bugüne Lübnan'ın İncisi Bir Şehir: Byblos

Byblos, Cebhe’l Lübnan’ın sahile uzanan kısımlarında yer alıyor, oldukça şirin bir sahil kenti. Akdeniz kıyısının hemen berisinde yükselen tepelere doğru yayılan tarihi bir kent… Deniz Baran yazdı.

Fenikeliler'den Bugüne Lübnan'ın İncisi Bir Şehir: Byblos

Lübnan gezimin meyveleri sayılabilecek yazılara devam ediyorum. Lübnan’a dair genel bir gezi-izlenim yazısının ardından Beyrut’un en tarihi yapılarından olan Ömeri Camii’nden bahsetmiştim. Esasında Ömeri Camii’ne komşu olan ve üzerine yazılmaya değer Emir Münzir, Emir Assaf gibi diğer tarihi camiler ile oldukça yeni sayılabilecek Muhammed el Emin Camii’ni yazı listesine eklemeye karar vermiştim. Ancak daha sonra farklı sebeplerden ötürü Ömeri Camii’ne dair yazının Beyrut merkezindeki camileri temsilen tek yazı olmasına kanaat getirdim. Bu sebeple şu anki yazım Lübnan gezimden arta kalan son yazı olacak. Bu yazının özelliği ise Beyrut’un dışına çıkıp üzerine yeterince şey söylediğim meşhur başkentimizi geride bırakacak olmamızdır. İnsanlık tarihinde kesintisiz olarak en uzun süredir yerleşimin sürdüğü birkaç kentten biri olarak kabul edilen Byblos’a gidiyoruz.

Genel gezi yazımda bahsetmiştim, Lübnan’da sahil şeridinde yer alan Beyrut dâhil birkaç şehrin kendi valilikleri varken sahilin arkasında kalan koca dağlık bölgeye ve sahilde arta kalan yerlere, dağınık yerleşim yapısına rağmen, tek bir valilik verilmiş: Cebhe’l Lübnan yani Lübnan Dağlık Bölgesi. Byblos işte bu bölgenin bir parçası. Kentte şu an ağırlıklı olarak Hristiyanlar yaşıyor ve belli bir ölçüde Şiiler de mevcut. Byblos, Cebhe’l Lübnan’ın sahile uzanan kısımlarında yer alıyor, oldukça şirin bir sahil kenti. Akdeniz kıyısının hemen berisinde yükselen tepelere doğru yayılan tarihi bir kent… Dedim ya, aralıksız yerleşimin sürdüğü en eski kentlerden biri olarak kabul ediliyor Byblos, işte buna yakışır bir şekilde tarihi doku çok iyi korunmuş. Bugünkü şehir yaşamı ile antik doku iç içe geçmiş, ortaya mutlaka ziyaret edilmesi gereken, oldukça keyifli bir kent çıkmış. Şehrin o keyif veren dokusuna geçmeden evvel tarihinden biraz bahsetmek istiyorum.

Kentte üst üste birçok yerleşim/ şehir katmanı bulunmuş

UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Byblos, antik bir Fenike kentiymiş. Net tarihi hakkında çok şey bilinmese de 7-8 bin yıl civarı bir geçmişi olduğu tahmin ediliyor. Şehrin mevcut adı ise Yunanlılarca verilmiş. Bronz çağda Gabla adına sahip olduğu bilinen şehrin Yunanca’ya fonetik olarak adapte oluşundan sonra bu ad’a sahip olduğu düşünülüyor. Dönemin en önemli ticaret merkezlerinden olan bu şehir bilhassa kağıt ticaretinde önemli bir yer tutuyormuş. Güneyinden gelen papirüs kağıtlarının farklı merkezlere dağıtımında önemli yer tuttuğu için bugün Kutsal Kitap/ İncil anlamında kullanılan Bible kelimesinin kökeninin Byblos’a dayandığı tahmin ediliyor.

Byblos her daim çok önemli bir ticaret kenti olmuş. Özellikle Mısır firavunlarının kuzeye ilerleyip bugünkü Lübnan, Filistin gibi bölgeleri ele geçirdiği dönemde Byblos, Antik Mısır için büyük önem arz etmiş. Lübnan gezimizin ilk günlerinde Lübnanlı arkadaşım ile Mısırlı eşim “piramitlerin aslen Lübnanlılar’ın eseri” olduğuna dair şaka yollu atışıyorlardı. Meğer boşa değilmiş… Mısır’ın meşhur piramitlerinin yapımında kullanılan sedirleri Bybloslular ihraç etmiş.

Şehrin UNESCO Dünya Mirası listesine girmesine ve kadim tarihinin ortaya çıkmasına yarayan şey 19. yüzyılda yapılan arkeolojik kazılar olmuş. Kentte üst üste birçok yerleşim/ şehir katmanı bulunmuş ki bu çok normal zira Byblos konumu itibariyle tarih boyunca birbirinden büyük medeniyetlerin, devletlerin kontrolü altına girmiş bir şehir. Şu an hâlâ arkeolojik çalışmaların devam ettiği alanlar, etrafa saçılmış antik kalıntılar görmek mümkün.

Fenikeliler’den Osmanlı’ya kadim bir şehir

Peki, şehri bu kadar keyifli yapan nedir? Öncelikle dediğim gibi tarih ile günümüz yaşantısının bu kadar iç içe geçmesi birinci, şehrin mükemmel doğası ve havası da ikinci etken. Ufak sahil şeridinden yürüyüşe başlayıp yukarılara doğru tırmandığınızda etrafınızı saran taş evler, antik yapılar çok güzel bir atmosfer oluşturuyor. Bu antik yapıların arasında eski bir tiyatro, türlü tapınaklar, kiliseler ve camiler mevcut. Ufak bir alana yayılan şehirde birçok medeniyetin izlerini bu yapılarda buluyorsunuz ve bu kadar yoğun bir şekilde bunu görmek güzel bir duygu. Özellikle belirtmem gerekir ki şehrin tarihi mescidi olarak anılan Byblos Camii hayatımda gördüğüm en etkileyici camilerden biriydi.

Sadece tarihi bir tur atmanız gerekmiyor Byblos’ta pek tabii. Burası aynı zamanda turistik bir bölge (her ne kadar artık Lübnan’a gelen yabancı turist sayısının çok düşmesinden ötürü ağırlıklı olarak iç turizm mevcut olsa da…). Bu açıdan Byblos bana biraz Alaçatı’yı, Safranbolu’yu, Şirince’yi hatırlattı (maalesef Lübnan’ın çoğu yeri gibi alkol satışının çok yaygın olması sebebiyle daha çok ilkini…) Cıvıl cıvıl, taştan sokaklardan geçerken etrafa saçılmış olan restoran ve kafelerde soluklanıp sokak satıcılarında, şirin dükkanlarda vakit geçirebilirsiniz. Bilhassa tarihi caminin çaprazında yer alan Locanda isimli restoran çok leziz yemeklere ev sahipliği yapıyor. Gerekirse birkaç öğün kendinizi aç bırakıp buradaki birçok yemeği tatmanızı şiddetle tavsiye ederim. Üstüne de şehrin leziz dondurmacılarından tatlı kısmını da halledebilirsiniz.

Özetle, Lübnan’a yolunuz düşerse gidip Byblos’u mutlaka ve mutlaka görün. Zaten Beyrut’a hepi topu 37 km uzaklıkta. Fenikeliler’den Firavunlar’ın Mısırı’na, Asurlular’dan Büyük Makedonya’ya, Jerusalem Krallığı’ndan Eyyubiler’e, Memlukler’e, Osmanlı’ya, Fransızlar’a kadar birçoklarına tanıklık etmiş bu kadim kenti görmemek büyük kayıp olur.

 

Deniz Baran

Yayın Tarihi: 10 Mayıs 2016 Salı 16:09 Güncelleme Tarihi: 12 Mayıs 2016, 13:10
banner25
YORUM EKLE

banner26