banner17

Fatih'te gözden uzak ne çok tekke, cami var

Fatih'in Fener semtinde Kırmızı Mektep'i geçtikten sonra sağa döndüğümüzde bu yol bizi iki tekke ve bir mescidin buluştuğu bir mekana götürecek. Ortada, meydan hüviyetinde şirin bir boşluk... Ömer Faruk Deliktaş yazdı..

Fatih'te gözden uzak ne çok tekke, cami var

İstanbul-Fatih'teki Fener ve Balat semtleri umumiyetle sokaklarını, mimari planını muhafaza edebilmiş, bu hali ile İstanbul’da artık eşi zor bulunan semtlerdir. Fener ve Çarşamba semtlerinin kesişim noktasında dört mühim yapı mevcut. Şimdi yolculuğa başlayalım. Çok dik bir yokuş olan Sancaktar yokuşunu çıkarken Fener Rum Lisesi’nin şatoyu andıran binasını görüyoruz, diğer ismiyle Kırmızı Mektep. Binanın kuş bakışı görünümü kanatlarını açmış bir kartalı andırıyormuş. Mektebin binasını geçtikten sonra sağa döndüğümüzde bu yol bizi iki tekke ve bir mescidin buluştuğu bir mekana götürecek. Ortada, meydan hüviyetinde şirin bir boşluk... Ve etrafında 3 tane şirin mi şirin mescid. Hem de ulema ve meşayıhtan önemli isimlerin bulunduğu mescidler bunlar.

Mesnevihane Tekkesi

Mesnevi tüm tarikatlarca baş üstünde tutulan bir kitaptır. O yüzden Mesnevi-i Manevi, Mesnevi-i şerif gibi isimlerle yâd edilir. Mesnevi-i manevi ilk başta mevlevihanelerde okutulmuş, zamanla diğer tarikat mensuplarının da Mesnevi icazeti almasıyla camilerde, medreselerde, konaklarda okutulur hale gelmiş. Ve bu gelenek haline getirilerek devam ettirilmiş. Mesnevihan diye isimlendirilen kişi Mesnevi’yi bir topluluğa okur ve şerh eder. İlk mesnevihan da, Hz. Mevlana’nın ağzından çıkan mübarek sözleri yazıya geçiren Hüsameddin Çelebi’dir.

"Mesnevîhân-ı Şehir" diye de tanınan Şeyh Hafız Mehmed Murad Efendi, Fatih-Çarşamba'da 1844 senesinde Mesnevîhâne Tekkesi'ni kurmuş. Babası Ahıskalı Seyyid Abdülhalim Efendi, Murad Molla tekkesinin ikinci postnişini iken vefat eder ve posta oğlu Mehmed Murad tavsiye olunur. Tekkenin açılış merasimine devrin padişahı Sultan Abdülmecid de davetlidir. Ve İstanbul’un göz bebeği olan âlimlerinden Şeyh Hafız Mehmed Murad’ın davetine icabet eder. Tekkenin minaresinin alemi Mevlevi sikkesi şeklindedir. Burası bir mesnevi dergahıdır, ama Mevlevi dergahı değildir. İşte buranın ilginçliği ve ehemmiyeti de tam burada ortaya çıkıyor. Mehmed Murad hazretleri Nakşıbendi şeyhi. Ve mesneviyi Nakşıbendiler arasında da okutabilmek için daru’l mesnevi’yi kurmuş.

Şeyh Murad Molla yazmış olduğu şu beyitle kendini ne de güzel arzediyor: “Murad-ı dert-mend’in cümle ahvali sana malum,/ Anı takrir ve tahrire ne hacet ya Rasulullah

Şeyh Mehmed Murad’ın yüzlerce, belki binlerce talebesinden biri de Ahmed Cevdet Paşa’dır. Cevdet Paşa, gençlik yıllarında Şeyh Efendi’den mesnevi icazeti almış ve Farsça tahsil etmiş. Daha sonrasında Mecelle kaidelerini hazırlayan, Osmanlı tarihi yazan, Kısas-ı Enbiya’yı yazan müthiş bir deha olarak karşımıza çıkacaktır kendisi.

Tekkenin cümle kapısının girişinde Ali Haydar Bey’in nefis talik hattı ile iki satır halinde yazılmış bulunan mensur kitabede “Haza dar-ı tedris’el- Mesnevi li Hazreti Mevlana Celaleddin el-Rumi kaddese sırrahüs’s-Sami” yazılıdır.

Bu tekke de, tekkelerin kapatıldığı 1925 senesine kadar adeta bir Mesnevi üniversitesi gibi eğitim vermiş. Fakat daha sonra bütün İslami yapıların uğradığı akıbet, bir eşi daha olmayan bu tekkenin de başına gelmiş. Zamanla harap olarak yapılar topluluğu bir bir yıkılmış. Ancak günümüze sadece dershane-mescid kısmı kalmış. Şeyh Murad Efendi’nin türbesi tekkenin bahçesindedir. Bir dua etmeden geçmeyelim…

Murad Efendi hazretlerinin Arapça, Farsça ve Türkçe olarak yazmış olduğu birçok eser mevcut. Hülâsatü’ş-Şürûh isimli şerhi de bunlardan biri. Hususiyeti ise daha önce yapılmış olan Mesnevi şerhlerinin bir özeti niteliğinde olması. Ma Hazar ismiyle Feridüddin Attar hazretlerinin Pendname’sini de şerh eden Murad Efendi, Vekayıname adlı eserinde ise yaptırmış olduğu mesnevihanenin açılış törenini anlatır. Bir Divan’ı vardır ki Evliyaullaha yazılmış harika şiirler bulunur.

İsmet Efendi Tekkesi

1872’de vakfedilen İsmet Efendi Tekkesi’ne ismini veren zat, 19. yüzyıl Nakşi şeyhlerinden Mustafa İsmet Garibullah hazretleridir. Mustafa İsmet Garibullah hazretleri, Sultan Abdülmecid Han’ın intisap ettiği bir zattır. Sultan, kendisini sık sık onu saraya yemeğe davet eder, feyzinden istifade etmeye çalışırmış. Şeyh İsmet Efendi’nin çok mühim bir eseri vardır ki onu Mahmud Ustaosmanoğlu hocaefendi şerh ve izah ederek yayına hazırlamış. İşte o eseri Risale-i Kudsiye’den bir bölüm: “İlahi Mustafa İsmet ki ismim/ Zuhuru Yanya’da oldu bu cismim/ Aman garket visal-i bahre resmim/ Bu resmim mahvolup Hakk’a gidelim/ Cemal-i bakemali seyredelim

Rivayet olunduğu üzere Şeyh İsmet Efendi, Anadolu ve Rumeli’den toplam 60 kadar kişiye hilafet vermiş. Ve de Allahu Teala’nın halis kullarının, dostlarının cazibesi vefatlarından sonra da devam eder kaidesince İsmet Efendi hazretleri de şöyle buyururlarmış: “Allah’ım bana vadetti; yoldan geçerken bu tekkenin kapısından bir kere muhabbetle bakanları dahi unutturmayacak, onlara şefaat edeceğim.”

Bu maneviyat yapılanmasının olduğu meydandaki camiin ismi ise Tevkii Cafer Camii’dir. Cami seksenli yıllara kadar harap bir halde gelebilmiş ve daha sonrasında restore edilmiş.

 

Ömer Faruk Deliktaş yazdı

Güncelleme Tarihi: 23 Nisan 2014, 09:31
YORUM EKLE
banner8

banner20