Fatih'te tefekkür için gizli ve uygun bir vaha

Fatih'in Atikali semtinde Kokulu Bahar Sokağı’nda çeşmesiyle, kabirleriyle, onlarca çeşit çiçeği ve ağacıyla adeta küçük bir botanik bahçesini andıran bir tekke Şeyh Hamza Tekkesi... Sadullah Yıldız yazdı..

Fatih'te tefekkür için gizli ve uygun bir vaha

Fatih’te yürürken yanıbaşından geçip gittiğim bir şey dikkatimi çekti ve geri dönüp dikkatlice bakınca mor bir lâlenin, yaprakları arasından başını yavaş yavaş çıkarmakta olduğunu gördüm. Bahar gelmiş.

Bahar başka nerede İstanbul’da olduğu kadar güzeldir acaba? Şu şehirde baharın kaç türlüsünü yaşıyoruz, sayabilen var mı? Mis kokulu çay eşliğinde, Karaköy’ün öğle güneşinden azade bir sokak kenarında, karşılıklı iki dükkân arasına tavan olmuş bir asmanın gölgesinde dinlenmek kaç mevsim ediyor? Yahya Efendi Kabristanlığı’na çıkıp da dünyanın en talihli ölmüşlerinin baktığı yerden İstanbul’u seyreden bir insan, an içinde kaç mevsime bedel haz yaşıyor? Tefekkür için Eyüp’ün sokak araları ve seyir için Üsküdar’ın yokuşlarından güzel neresi var?

Baharda Boğaziçi ve civarındaki semtleri tercih etmek elbette evladır ama mutlaka içerileri de gezmek lazım. Fatih’in, Üsküdar’ın, Cihangir’in içlerinde nisan ayının neler göstereceğini kimse tam olarak tahmin edemez. İki sokak arasını süsleyen bir erguvan mıdır yoksa nefis kitabeli bir çeşme midir bizi bekleyen; bilmeden öylece yürürüz. Bu şehir sürprizlerle doludur.

Uzaktan bakınca alelade bir kabristan gibi duruyor ama...

Fatih'in Atikali semtinde, sol tarafımda aralarında Keskin Dede’nin de olduğu mezarlık ve sağımda Nişancı Mehmet Paşa Camii olduğu hâlde yürürken, aklıma her zaman yaptığım gibi buradan sağa saparak değil de sola dönüp ilerlemek düştü. Keşfetmenin ilk adımı cesarettir, deyip döndüm sola. Ispanakçı Sokak. Zaten beni bu sokak isimleri mahvediyor hep; bu kadar cazibeli ve merak uyandıran sokak isimleri olduğu sürece keşfetmenin de zevkin de tadı bitmez. Buradan sola kıvrıldığımızda Kokulu Bahar Sokağı’na girmiş oluyoruz. Koşuşan çocuklar, ara sıra burnunuza gelen odun kokusu, neşeli bir uğultu var sokakta. Burayı da bitirdiğinizde yola sağdan devam ederken sol yanınıza denk gelen bir kabristan görüyorsunuz. Uzaktan bakınca alelade bir kabristan.

Yaklaştıkça ilk dikkatinizi çeken, kabristan önündeki süslü kitabesiyle bir çeşme oluyor. “Ruhuna Seyyid Ali Fâzıl’ın/ Yaptılar bu çeşmeyi ba’de’l-vefât/ Oldu cârî âleme mâ-ı tahûr” diye başlayan mısralar. Çeşmeyi yaptıran kişi çiçekleri çokça seven biri olsa gerek; zira sadece mısra ve satır kenarlarını çiçeklerle doldurmakla yetinmemiş, bir de kutu içlerine yapraklar kondurmuş. Hattı da göze hoş gelince ortaya böyle az görülür bir çeşme kitabesi çıkmış. Sırf Seyyid Ali Fazıl’ın ruhu için teberrüken bir bardak su içmek lazım buradan ama çeşme faal olmadığından bu âdet yerini bulmuyor maalesef.

Çeşmenin de yer aldığı duvarın kapattığı yer bir kabristan. Daha doğrusu çeşmenin hemen arkası bir bahçe. Adeta bir botanik bahçesi. Beş on adım kadar yanında ise yirmi kadar mezardan müteşekkil bir kısım var. İçeri girdiğimde beyaz sakallı ve takkeli bir amca, bir yandan okunmakta olan ikindi ezanı bitmeden işini halletmek istediğinin telaşını belli ediyor, bir yandan da ellerinde fidanlarla bekleyen işçilere hangi çiçeğin nereye ekileceğini alelacele gösteriyordu. Birkaç yaşlı amca daha süslü kapının girişinde durmuş, içeriyi seyrediyorlar; aralarından sıyrılıp kenara bir yere geçtim.

Burası küçük bir botanik bahçesi. Hepi topu elli metrekarelik bir mekânda altmış çeşit çiçek var. Sanki çiçekler arasında bir “Safları sık tutalım!” nidası vuku bulmuş da mevsimlik olanla olmayan bir sürü çiçek içeriye doluşmuş. Aralarına dizilen çim taşları sayesinde çiçekler âleminde kısa bir tenezzüh için fırsatınız da var. Burada kimler yok ki? Yaseminler, hanımelleri, güneş şapkaları, mısır gülleri, papatyalar, sümbüller, süs çiçekleri, renk renk lâleler, çeşit çeşit güller, ortancalar, defne, erik ve hatta kıpkırmızı bir de limon. Kimi henüz sadece ekilmiş kimi de çoktan açıp çiçek vermiş.

O takkeli munis amca her ay itinayla bu bahçenin bakımını yaptırırmış

Ezan bitip de o takkeli amca gittikten sonra, hummalı bir şekilde sağa sola koşturup işlere yetişen köse amcaya, “Burası bir kabristandan çok botanik bahçesine benziyor.” dedim. “Evet” dedi, “o gördüğün adam, burada yatan mübareklerin yüzü suyu hürmetine hep çiçek eker buralara. Hiç boş bırakmaz. Her çeşit şeyi eker.” Senede bir kere katlanılabilir bir durum gibi geldi bana. Bu âdetin her sene kesintisiz olarak devam edip etmediğini sordum amcaya. “Olur mu” dedi, “ne her senesi, her ay!” O takkeli munis amca her ay itinayla bu bahçenin bakımını yaptırır, mevsimi ve zamanına göre çiçekler ve fidanlar ektirir, kendisi gelip böyle bizzat bahçenin insicamıyla ilgilenirmiş.

Ağaçlardan, bahçe ortasındaki çam dikkatimi çekti. Sadece çiçek ekilmediğini, ağaçların da olduğunu söyledim ve hangi ağaçları ektiklerini sordum. Meyveli ağaçlar ekmemişler şimdiye dek çünkü çocuklar çok fena dadanıyor ve bahçe zarar görüyormuş: “Aha şurada bir erik var, çocuklar hep ona geliyor, yağma ediyorlar. Meyveli ağaç olmaz burada.” Baktım eriğe, taşıdığı çiçeklerin yarısı meyve verse mahalle doyar biiznillah.

Mezarların üstünde, iple yukarıya kaldırılmış bir teneke duruyor ama adi bir şey değil; daha çok yalağa benziyor. Sordum, güvercinler ve diğer kuşlar için yem kafesiymiş. Ayrıca su da var. Sokak kuşları gelsin, içip yiyip karnını doyursun ve işine gücüne gitsin diye bunu da o amca fisebilillah vakfetmiş, mübareklerin hürmetine. Her ay şu kadar çuval yemi bu kafese doldururmuş ve burası kuşlar için adeta bir yolgeçen hanı hâline gelmiş.

Tefekkür için İstanbul’un orta yerinde gizli ve çok uygun bir vaha

İçeride medfun kimseler ekseriyetle ulemadan ve devlet erbabından. Herhâlde girişteki tabelada yazan “Şeyh Hamza Tekkesi”ne mensup olanlara has bir mezarlık. Bu tekke, Halvetîliğin Sivasî kolundan ve yüz yıllık (1700-1821) bir mazisi var. Çeşmenin de adına yaptırıldığı Seyyid Ali Efendi, Rumeli kazaskerliği yapmış. Vefatı 1701. Anadolu kazaskerliği yapan Seyyid Yusuf Efendi ise Anadolu kazaskerliği yapmış. İki defa Rumeli kazaskerliği yapan Zeynelabidin-i Evvel’den başka ulemadan medfun olan mühim zevat şöyle: Sultan I. Abdülhamid zamanında 84. şeyhülislam tayin edilen Karahisarî Seyyid İbrahim Efendi (v. 1783) aile efradıyla beraber, Eyüp Kadısı Seyyid Osman Ataullah Efendi, Şam-ı Şerif Kadısı Seyyid Mehmet Emin Efendi (v. 1183).

Bu kabirlerden Seyyid Osman Ataullah Efendi’nin sarıklı büyük mezar taşının ardından genişçe bir ağacın yukarılara doğru yükseldiğini görüyoruz. Kabrin içinden (zannediyorum çınar) büyümüş, büyüdükçe büyümüş ve kocaman bir ağaç hâline gelmiş bu gövde. On yıllardan beri kimse dokunmayınca almış yürümüş.

Şeyh Hamza Tekkesi ve kabristanı, tefekkür için İstanbul’un orta yerinde gizli ve çok uygun bir vaha. Hazır gelmişken, gidiş yönü için de Beyceğiz Camii yönünü kullanıp Çarşamba civarındaki Ahmet İzzet Efendi Türbesi’ni ziyaret etmeden günü bitirmemek lazım.

Sadullah Yıldız, minnet hisleriyle yazdı

Güncelleme Tarihi: 02 Nisan 2019, 18:05
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13