banner17

Fas'ın dini ve kültürel mekanlarını ziyaret ettik

Kolay kolay ne anlatımı ne gezilmesi bitecek bir yer değil Fas. Sanatıyla, derisiyle, kapılarıyla, güleç insanıyla, camileriyle, mimarisiyle gidilmeye değer yerlerden biri. Betül Erken yazdı.

Fas'ın dini ve kültürel mekanlarını ziyaret ettik

Uzun süreli uçak yolculukları, insanı, hele ki alışık değilse, epey bir şaşkına uğratıyor. Farklı coğrafya, kültür ve insan tipinin içinde buluyorsunuz bir anda kendinizi. Kendi memleketinizden uçağa binip, varacağınız yere kadar olan memleketleri görmeden, o coğrafi, kültürel vs. değişimin aşamalarına şahit olmadan birkaç saat içinde millerce ötede bir yerdesiniz. Haliyle gittiğiniz yere adaptasyon da kolay olmayabiliyor. Teknolojik gelişmelerin sağladığı kolaylıkların yanında bu tür problemlerin varlığını da bilmek, 5 saatlik bir uçak yolculuğunun nasıl bir etkisi olduğunu anlamamıza yardımcı olacaktır kanaatindeyim. Bahsi geçen beş saatlik yolculuk sonunda ise vardığımız yer Afrika kıtasının kuzeyinde yer alan Fas’ın en büyük şehri olan Kazablanka.

Fas mimarisinin özellikleri yansıtılıyor 2. Hasan Camii'nde

Kazablanka, sahil bölgesinde yer alan, deniz turizminin yaygın olduğu bir şehir. Fakat bizim seyahatimiz daha çok kültürel ve dini mekanlar üzerine olduğu için paylaşacağım başlıklar biraz daha farklı olacak. Mesela Kazablanka’da görülmeye değer yerlerden biri olan ve en büyük camiler arasında yer alan, yapımı 1993 yılında tamamlanmış 2. Hasan Camii. Bu camiyi farklı kılan iki özelliği var; ilki okyanusun doldurulmasıyla elde edilen alan üzerine kurulu olması, ikincisi de dünyanın en uzun minaresine sahip olması. 210 m uzunluğundaki bu minarenin yanına gidip yukarıya doğru baktığınızda başınızın döndüğünü hissediyorsunuz.

Fas mimarisinin özelliklerinin yansıtıldığı 2. Hasan Camii'nin dış avlusu, herkesin gelip oturduğu, gölgelendiği ve nefeslendiği çok hoş bir yer. Aslında caminin içi de bir o kadar hoş fakat Fas’ın genelinde olduğu gibi namaz vakitleri haricinde kapılar kilitli tutuluyor. Kilitli tutmanın kendince sebepleri olsa da, ibadet alanlarından namaz vakitleri haricinde mahrum kalmak, insanın canını sıkmıyor değil.

Buradaki yaşamı en çok etkileyen alanlardan biri tasavvuf. Türbe ziyareti yaptığınız zaman verilen kıymetin ne derece olduğunu her haliyle anlıyorsunuz. Fas mimarisine has sanatsal süslemeler, işlemeler türbenin her yerinde. İçeri girip baktığınızda gittiğiniz kabrin ziyaretini unutup, duvardaki işlemelere bir süre gözünüz takılı kalabiliyor. Bu türbelerden biraz bahsetmem gerekirse, bir tanesi Kadı İyaz türbesi. Hz. Muhammed’in hayatını anlatan Şifa-i Şerif kitabı ile tanınan Kadı İyaz’ın kabri Marakeş’te yer alıyor. Diğer kabirlere oranla daha sade olduğunu söyleyebilirim.

Burada sadece fotoğraf çektirerek geçinen insanlar var

Türbeler içerisinde sanat açısından en göze çarpanlardan biri de ülkenin başkenti olan Rabat’ta yer alıyor. 1927-1957 yılları arasında Fas hükümdarı olan 5. Muhammet’in türbesi. Haliyle askerleri, korumaları etrafta çokça görüyoruz. Burada bir not geçmem gerekiyor. 5. Muhammet türbesinin yanında güzelce bir cami yer alıyor. Camiye giren ve fotoğraf çeken turistler, yerli halk tarafından tepkiyle karşılanıyor. Çünkü kimse makine kadrajının önünde görmek istemiyor kendisini. Ve namaz kılmayıp sadece fotoğraf çeken turistlerden hoşlanmıyorlar, “cami namaz kılma yeridir, başka bir şey yapılmaz” diye düşünerek. O sebeple Fas’ta fotoğraf çekerken dikkatli olmak gerekiyor.

Sadece camilerde değil, başka herhangi bir yerde de benzer dikkati göstermek gerekiyor. Mesela, seyyar satıcının fotoğrafını çekmeye kalktığınızda sizden para istiyor, “benim fotoğrafımı çektin, karşılığını ver” diyerek. Hal böyle olunca önünüze gelenin fotoğrafını çekme lüksünüz ortadan kalkıyor. Burada sadece fotoğraf çektirerek geçinen insanların varlığından bahsetmek mümkün. Çünkü Batı’dan gelen turistler, kendilerini bambaşka bir yerde, sadece kitaplardaki şark tasvirlerinden bildikleri bu yerin ortasında bulunca ellerini deklanşörden çekemiyorlar. Faslılar da bu sebeple fotoğraf çektirmeyi bir gelir kapısı olarak görüyorlar.

Fas’taki türbeler konusuna geri dönecek olursak, 1400’lü yıllarda yaşamış olan ve bugün hâlâ çok sayıda takipçisi olan Cezuliyye tarikatinin kurucusu Süleyman Cazuli’nin türbesini zikredebiliriz. Marakeş’te yer alan bu türbenin içerisine girerken, etrafında uyuyan, uzanan, oturan insanlara rastlayabilmekteyiz. Türbelerin, Fas’ın sıcağından sığınılacak en güzel yerlerden biri olarak seçildiğini düşündürüyor bu görüntü. Sıcak demişken, gölge bulunca buradaki sıcak insanı çok fazla rahatsız etmiyor. Fas’ta gün boyu panjurlar kapalı tutuluyor sıcak içeri sızmasın diye. Süleyman Cazuli aslında Türkiye’de salavat-ı şerîfe’leri tertiplediği Delail-i Hayrat adlı kitabıyla bilinen bir isim. Fas’a giden herkesin yolunu buraya düşürmesi tavsiyemizdir.

Kapı deyip geçme

Fas’ı Fas yapan kapılarıdır desem eksik olsa da yanlış bir şey söylemiş olmam herhalde. Fas’ta gezdiğim süre boyunca öyle güzel ve özenle yapılmış kapılar gördüm ki, kapıya yüklediğim anlam burada kısmen de olsa değişime uğradı. Kapı, günlük yaşantımızda eylemsel olarak yaptığımız şeylerin başlangıcı ve sonunu ifade ediyor ve mesela kapı güzel olunca, kişi her ne yapıyorsa “başlarken” de “sonlandırırken” de güzel olanla karşılaşıyor. Edebiyatımızda ve sufi terminolojisinde farklı manalarla yer edinen “kapı”nın devasa ve muhteşem örneklerini görüyorsunuz burada. Hal böyle olunca kapı deyip geçmiyor, kapının önünde durup ardına geçmeden bir müddet sadece ona bakıyorsunuz.

Bahsi geçen (saray, cami, türbe kapısı gibi) kapılardan içeriye girince de alçı, seramik ve ahşap işçiliğinin tüm incelikleriyle karşılaşıyorsunuz. Seramik ve alçı kullanılarak yapılan mozaikler ve tavandaki ahşap işlemeleri ile insanı hayrete düşüren eserler mevcut. Marakeş’teki 1880’lerde yapılan Bahia Sarayı bunlardan biri mesela.

Dünyada gidilmesi gereken yerler” listesinde ilk sıralarda

Marakeş demişken, Kıyamet Meydanı'ndan bahsetmemek olmaz. Ortalıkta bir karnaval havası, yılanlar, kobralar, maymunlar, salyangoz çorbası, kebapçılar, şarkı söyleyen Afrika kabilelerinden insanlar, kına yakan ablalar, protez diş satan seyyar satıcı abiler ve daha nicesi. Dünyanın başka neresinde böyle bir sahneyle karşılaşabilirim diye sormadan edemedim. Bu çok renkli bir ortam aynı zamanda bir anda 1000 yıl öncesine ışınlanmışsınız hissi yaşatıyor. Bazı meşhur internet sitelerinde, “dünyada gidilmesi gereken yerler” listesinde ilk sıralarda Kıyamet Meydanı’nın yer alıyor olması boşuna değil. “Hep aynı şeyleri yapıyoruz, biraz farklılık istiyorum” diyen kişilere kıs kıs gülerek tavsiye edilebilir.

Fas'ta alışveriş nasıl yapılır?

Kıyamet Meydanı’nın çevresinde yer alan dükkanlar, kendi kültürüne has, fiyatı uygun otantik ürünlerle de burayı görülmeye değer kılıyor. Bu arada Fas’ta alışveriş kültürü alışık olduğumuz türden değil. Fas’a gitmeden önce bana bu konuda bilgi veren bir ablam olmamış olsaydı aldığım her şeyi neredeyse iki katı fiyatla satın almış olabilirdim. Kulağa menfi bir durum olarak geliyor olabilir fakat iş gücü oldukça ucuz olduğu için fazladan bir meblağ ödemiş olmuyorsunuz aslında. Bunun yanında Türk parası dirhemin yaklaşık dört katı fazla. Alışveriş şu şekilde yapılıyor: Satıcıya baktığınız ürünün fiyatını soruyorsunuz, hak ettiği değerin çok üstünde bir fiyat söylüyor, siz de yüzünüzü buruşturup pahalı bulduğunuzu belli ediyorsunuz. Satıcı ise “o zaman kaç para olsun” diyor, siz eğer makul bir şey söylemişseniz o an istediğiniz ürünü poşete konmuş bir vaziyette elinizde buluyorsunuz. Yok eğer az bir miktar söylüyorsanız “olmaz” diyor ve pazarlığa devam ediyorsunuz. Bir yanıyla komik bir ilişki mevcut, bir yanıyla da acaba kazıklandım mı düşüncesini yaşayarak yolunuza devam ediyorsunuz. Fas usulü alışveriş bu şekilde gerçekleşiyor.

Fas’ın en kıymetli şehirlerinden biri olan Fes, deri yapımının merkezi. Burada da alışveriş, deri ayakkabı çanta gibi ürünler üzerinden gerçekleşiyor.

Fes’te bulunan en eski yerleşim yeri 812 yılında kurulmaya başlanmış. Sadece tek kişinin geçebileceği darlıkta 36.000 sokağın olduğu bir yaşam alanı. Burada taşımacılık at ve eşek ile yapılıyor. Sokaklarda yürürken karşınıza birden tüp taşıyan bir eşek çıkabiliyor mesela. Çok eski bir şehir olmasının yanında eskide kalmaya devam ettiğini söyleyebilirim. Maden kaynakları pek zengin değil, fosfattan gelir elde ediyorlar. Turizmin canlı olduğu bir yer. Doğal bitkilerin satışını yapıyorlar; mesela kozmetik ve eczacılık alanında kullanılan argan yağı, mesela aloe vero. Argan yağının merkezlerinden biri Fas. Gelen turistlerin çoğu muhakkak argan yağı alıp dönüyor. Aloe verodan da kumaş imalatı yapıyorlar. İnsanlar böylelikle geçinebiliyor. Bu konuda üzüldüğümü söylemeliyim. Müslüman ülkelerinde görmeyi arzuladığımız refah düzeyinin yüksekliği maalesef Fas’ta da pek yoktu. E tabi sömürge ülkesi olmasının da bir etkisi yok değil. Görmeye alışık olduğumuz İngilizce tabelalar, yol işaretleri Fransızcaydı her yerde. Halkın çoğu Fransızcayı anadili gibi biliyor.

Fas'ta yeme içme kültürü

En eski toplumlardan biri olan Berberiler ve Araplar, Fas’ın nüfusunu oluşturuyor. Toplum kendi kültürlerini yaşatmaya devam ediyor. Halkın kendisine has geleneksel kıyafetleri var ve çoğunluk insanlar bu tür kıyafetleri giyiyor. Sahil kenarına gidildikçe modern tarzda giyilen kıyafetlerin arttığını görüyorsunuz.

Fas’ın mutfağı çok çeşitli ve lezzetli olmasa da sizi rahatsız edecek bir yanı da yok. Kendilerine has üç milli yemeği var: Tajin, kuskus ve salyangoz. Tajin özel bir kapaklı kaba konulan et, tavuk veya sebzenin fırında kızarana kadar farklı baharatlarla birlikte pişmesiyle yapılıyor. Gerçekten lezzetliydi. Kuskus ise bizim bildiğimiz kuskus değil; ince irmikten yapılan ve üzerine sebze parçaları konulan farklı bir yemekti. Salyangozu ise yemedim, önermem de pek mümkün değil.

Tabi bu yemeklerin yanında meyveler çeşit çeşit ve çok lezzizdi. Yollarda yürürken portakal ve limonun bulunduğu dalı sarkıtırcasına bir bollukta olduğunu görebiliyorsunuz. Fakat Türkiye’deki gibi demleme çay bulacağınız düşüncesini aklınızdan çıkarın. Türkiye dışında nadir yerlerde bulunan demleme çay, Fas’ta da yok. Burada sadece batırma çay mevcut. Kendileri de nane çayı içiyorlar.

Fas'ta Ramazan'da oruç tutmayana hapis cezası var

Fas’ın sosyal yaşantısına dair birkaç kanun burada zikretmeye değer niteliktedir. Körfez ülkelerinde var olan katılıktan Fas için bahsedilemez, krallıkla yönetiliyor olsa da. Akdeniz esintisi insanlarını yumuşatmış ve modernizmin toplumun içine pek sızmadığını gösteren bir yavaşlık hakim. Bu insan tipine kimileri tembel dese de, aceleciliğe çalışkanlık demediğim için bu fikri paylaşamayacağım. Tabi eleştirilecek yanları da yok değil ama aylarca, yıllarca orada kalıp bu insanları yakından tanıma olanağım olmadığı için bunu yapmak haksızlık olur diye bu konunun üzerinde durmuyorum.

Velhasıl bu katı kurallara dair iki örneğim var. Öncelikle Ramazan'da oruç tutmamak yasak. Bütün restoranlar kapalı olmak zorunda ve oruç tutmayana hapis cezası var. Fas’ta yaşayan biri yakında bu kanunun kalkacağını söyledi. İkincisi de, bir kavga olduğu zaman ilk önce vuran suçlu ve hapis cezası var. Fas’ta bulunduğum süre zarfında bir kavgaya şahit oldum. Kavga eden iki kişi ve onları tutmaya çalışan bir kalabalık vardı. Bu iki kişi de birbirlerine vurmaya cesaret edemiyordu, sinirlilerdi evet ama ağır bir cezayı kaldırabilecek kadar değildi. İnsanların bir tartışma sonucu birbirlerine vurmalarını engelleyecek ve caydıracak nitelikte bir yasa olarak, kavgada ilk vuranın suçlu olması makul geldi.

Fas hakkında bahsetmediğim veyahut görmediğim başka muazzam yerler de var. Kolay kolay ne anlatımı ne gezilmesi bitecek bir yer değil Fas. Fotoğraf çekmekten geri durdum, asıl olanın güzelliğini yansıtmıyor diye. Sanatıyla, derisiyle, kapılarıyla, güleç insanıyla, camileriyle, mimarisiyle gidilmeye değer yerlerden biri.

Haberin fotogalerisi için tıklayınız: http://www.dunyabizim.com/?aType=fotohaber&FotoID=9452

 

Betül Erken çok güzel kapılardan geçerek yazdı

Güncelleme Tarihi: 08 Ağustos 2015, 14:02
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20