banner17

Erdoğan Abi bir başka…

Üniversite öğrencisi olup da sınav dönemi bir fotokopici dükkanının kapısında ömür geçirmemiş olan var mı?

Erdoğan Abi bir başka…

Üniversite öğrencilerinin, sınav dönemi hiç kuşkusuz en çok uğradıkları yer bir fotokopi dükkânıdır. Orada aradığınız dersin notları büyük ihtimalle vardır. Bir uğrar, eksik notlarınızı tamamlarsınız. Sonra “bismillah” dersiniz çalışmak için sınavlara… İşte o fotokopi dükkânlarından biri de Erdoğan Abi’nin Kampus Fotokopi’sidir. Kim bilir her üniversiteli şehirde bir kaç tane bu isimle fotokopi dükkânı vardır. Ama Erdoğan Abi bir tanedir.

Kampüs Fotokopi

Erdoğan Abi kimsin, nesin bir anlat bize?

Benim soyadım Köylü. 1959 Kayseri doğumluyum. 1969’da İstanbul'a geldik. Ben o zaman 4’üncü sınıftaydım. 1978’e kadar İstanbul’da bir yaşantım var. Daha sonra malum -Allah bir daha da göstermesin- öğrenci olaylarının o sıcak dönemlerini yaşamış birisi olarak aslında İngiltere'ye gitmek istiyordum. Hayalimiz oydu. Hatta bir buçuk sene İngiliz Kültür Merkezi'nde bilfiil gece çalıştım, gündüz kurslarına katıldım. Oradan 2. bölümün diplomasını alsaydım Cambridge Üniversitesi'ne sınavsız girme hakkım vardı. Öyle bir niyetimiz vardı.

Erdoğan KöylüDaha sonra tam sınavlara 2 hafta kala abimden bir davetiye aldım. Abim Almanya'daydı. Düşündüm, dilini dinini bilmediğimiz bir ülke. ‘En azından İngilizce'yi biliyoruz’ dedim. Almanya'ya gittim. Aslında burada okumayı çok istedim. Ticari İlimler Akademisi'ne kayıt olduk ama okula gitmek nasip olmadı, okulu yaktılar…

Size de örnek olsun diye söyleyeyim, Almanya'da, burada bir buçuk senede öğrendiğim yabancı dili, üç ayda öğrendim. O zaman 18 yaş sınırı vardı. Belki de onun vermiş olduğu gayretle bitirmek zorundaydım yani. Sonra orada Eğitim Ekonomisi’ne kaydoldum. Sonra bir bekleme süresi vardı ama ekonomik şartlardan dolayı bıraktık. Ama içimde ukde kalmıştır. Çalışma müsaadesi aldım. Daha sonra açık öğretime yazıldım ama muhasebeden dolayı 4’üncü sınıfta bırakmak zorunda kaldım.

Almanya'da ne kadar kaldın?

20-25 sene. Çocuklar falan orada doğdu.

Çocuklar?

Benim 5 kız var.

Muhasebe dersinden dolayı okulu yarıda bıraktın, peki ya sonra?

Dediğim gibi, içimde ukde kaldı. Ford, Berlin'e fabrika kuruyordu. Müracaat ettiğimde beni aldılar. Sonra İngilizce de bildiğim için Ford'da işçilerin alımlarını falan da hep ben yönlendiriyordum.

Orada bu işi mi yaptın?

Evet, yüksek okul olarak da plastik uzmanlığı okudum. Onu bitirdim. Onun dışında da diplomalı itfaiyeciyim. O hobim benim.

 

Hobi mi? Hem diploma hem hobi… Nasıl oluyor bu iş?

İtfaiyecilik gerçekten zevkli bir iş ama 24 saat orada 24 saat evde kalıyorsunuz. Yani 2 evlisiniz. Tam da yeni evlendiğim zamana denk gelmişti. Bırakmak zorunda kaldım. Tercihim aile oldu. Biz de işten ziyade önce aile geliyor. Ama Almanlarda öyle değil. Önce iş, sonra aile düşüncesi ağır basıyor.

İtfaiyeciliği ne kadar yaptın?

Meslek olarak 3 ay yaptım ama sonra da devam etti. Eşimle hacca gidecektik. Hamile olduğundan dolayı kaldı. Ben tek başıma gittim. Ondan sonra işi bıraktım ve kendi işimi kurdum. Ticarete atıldım. Ayrıca oradaki üniversite öğrencilerine Türkçe, Türk-Alman Dostluk Derneği'nde sözleşmeli olarak, genel kültür ve tarih dersleri verdim.

Ne zaman ve neden Türkiye'ye döndün?

Ani bir kararla döndüm. Bunda en büyük etken Almanya'nın içinde bulunduğu siyasî konjonktür. Yani buna ‘yabancı düşmanlığı’ da diyebilirim. 5 kızım var. Orada kaybolmalarını istemedim. Kesinlikle maddi şeylerden değil, manevi değerler ağır bastı. 1997’de döndüm. 

Türkiye'ye döndükten sonra ne iş yapmaya başladın?

Avcılar'da dükkânım vardı. Orada gıda sektörüne girdim.

Erdoğan Köylü

Kampüs Fotokopi?

Yurt dışında yaşayanlara çok hak veriyorum. Uyum sağlamak gerçekten zor. Çünkü gittiğimde ben bıraktığım gibi zannediyordum. Çünkü her tatilimi burada geçiriyordum. Bıraktığınız gibi zannediyorsunuz. Yani insanlar birbirini sevmek zorunda değil ama saymak zorundalar. Maalesef saygının da asgariye indiği bir ülke olmuş. İnsanlarda güven kalmamış. Ama tabii umut olmadan, hedef olmadan hiçbir şey olmaz. Bu şekilde azimle aşmak gerek bazı şeyleri. Daha önceden buraları tanıyordum. Benim çocukluğum buralarda geçti.

O zamanlar fakir bir aileydik. İlkokulda bile hem okuyordum hem çalışıyordum. O, Amerika'dan 6. filonun geldiği zamanı ben çok iyi bilirim. Burada öğrencilere gazete satıyordum. O yüzden… Kardeşim bana, ‘böyle bir iş var’ dedi. Sonra dedim ki, makinaları tanımasam da öğrencileri tanıyorum. Aslında Almanya'daki sistemi oturtmak istedim. Orada notlar bilgisayarda, öğrenci hangi notu isterse tıklıyor ve alıyor makineden. Ama yer ufak ve bu sistemi oturtturmak zor. Ben öğrencileri çok seviyorum. Maddiyat benim için hiç önemli değil. Özellikle sizin bölümde olanları apayrı bir yere koymak lazım. Türk Dili ve Edebiyatı öğrencilerinde, bölümden mi hocalardan mı bilmiyorum ama saygı seviyesi biraz daha yüksek diyebilirim yani.

Peki siz bu işe başladığınızda buralarda başka fotokopi dükkanları var mıydı?

Vardı, ilk başlarda bir sürü şeyler söylendi ama olabilir yani. Onların bunları söylemeleri benim için avantajdı. Reklam piyasasında ‘reklamın iyisi kötüsü olmaz’ diye bir laf var ya. Ben sadece, ‘Allah haram para nasip etmesin’ dedim, yola devam ettim.

Peki burada bu kadar fotokopici olduğuna göre notlar onlardaydı. Senin bunları toplaman ne kadar zaman aldı, nasıl oldu?

Tercih meselesi, pazara gittiğiniz zaman ucuz maldan ziyade ucuz ve kaliteli mal istersiniz. Bu her sektör için geçerli. Ama ben ‘ben’ demekten Allah'a sığınırım; o yüzden bunu ben size sormalıyım.

En çok hangi bölümün öğrencisi geliyor?

Türk Dili ve Edebiyatı bölümü öğrencileri ağırlıklı olmak üzere, neredeyse hepsi. Ama şu var, verdiğim sözü tutmak zorundayım. Özellikle not konusunda da hassas olmak gerekiyor. Doğru olması gerekiyor. Şimdi Türk Dili ve Edebiyatı’nın notlarında yer alanlara yabancı değilim, tarihe de ayrı bir ilgim var. Ama Türk Dili ve Edebiyatı benle çok örtüştü. Aldığım notların çoğunu okuyorum. ‘Bizde de bunlar varmış’ diyorsunuz. Edebiyatı ancak ilgisi olan anlar. Öğrencilere hiç bir zaman müşteri gözüyle bakmadım. Parasal bir konu bugüne kadar olmadı, Allah da göstermesin. Bir nebze size yardımcı olabiliyorsam ne mutlu bana.

Bazı arkadaşların annesinin babasının sözünü dinlemediği ama Erdoğan Abi'nin sözünü dinlediğini duyduk?

Ben Sancak TV'de program yapıyordum. Çok geniş bir çevrem vardı. Pazar günlerimi aileme ayırırdım ama Cumartesileri de pazarda çalışırdım. Erkan diye bir delikanlı vardı. Matematik bölümünde okuyordu. Benimle karşılaştığında elinde sigara vardı. O sigarayı cebinde söndürdü. Ben görmemezlikten geldim tabii. Yanıma öyle geldi. ‘Abi nasılsın’ dedi. Sohbet ettik. Sonra arkasında annesiyle babası varmış. Annesi geldi, ‘Allah sizden razı olsun, benim oğlum çok başka bir çocuk oldu’ dedi. Sonra Erkan babasıyla tanıştırdı. Babası,  ‘oğlum bana biraz müsaade eder misin’ dedi. Erkan annesiyle uzaklaştıktan sonra babası; “Ben bu veledi defalarca sigara için uyardım ama evde benim karşımda bile sigara içiyor; ne hikmetse seni görünce sigarayı söndürdü, nasıl oldu bu?” dedi. Ben de, ‘Erkan’a hiç ne yaptığını, ne ettiğini sordunuz mu’ dedim. ‘Okuluyla arkadaşlarıyla hiç ilgilendiniz mi’ dedim.

Peki, konumuza dönersek, öğrencilerden hiç “Erdoğan Abi verdiğin nota çalıştık, kaldık” gibi bir şikâyet geldi mi?

Öğrencilerde ben şuna kızıyorum: Son saatte çalıyorsunuz. Samimi söylüyorum, kızıyorum yaa. Hatta bazen not vermiyorum. Son saatte çalışılan dersten ne hayır gelir. Ben sizin bölüm için demiyorum. Sizinki okuyarak olabilir çünkü. Şanstır, bir bakarsınız tam okuduğunuz yerden gelir, yazarsınız. Ama sayısal bölümlerden, matematikten, fizikten, astronomiden… Çocuğun bir saat sonra sınavı var. Diferansiyel Denklemler diye bir ders var. Çocuk gelmiş, ‘abi’ diyor, ‘notumu kaybettim’. Dedim, ‘oğlum bak bu sana kaçıncı not verişim?’ Üçüncü defa not alıyor… ‘Çalıştın mı? Çalışmadın… Bir saat vaktin var, bu bir saatte verilecek ders değil’ dedim. ‘Ben de kaybettim notu’ dedim. Böyle öğrencileri anlatırken bile kimyam değişiyor yani. Diyorum ki, ‘bunlar yarın öğretmen olacak, öğrenciler bunu örnek alacak!’

Hiç tanıştığın hoca var mı peki üniversiteden? Hiç, ‘ya Erdoğan, veriyorsun notları çocuklara; derse girmiyorlar’ diyen var mı?

Tanıdığım hocalar var ama genelde müspet sohbetler oluyor.

Not bırakan hocalar da oluyormuş buraya?

Evet.

Bazı arkadaşlar, ‘Erdoğan Abi sınava girse bizden yüksek not alır’ diyorlar. Sen ne diyorsun bu konuda?

Aslında ben geçen sene için düşündüm de bilmiyorum, kararsızım. Ama sınava girmeyi düşünüyorum. İspanyol dilinden, Alman dilinden hocalar var, ‘abi gir sınava’ diyorlar. Girdiğim zaman kazanmasına kazanırım da devam etmek gerekiyor sonrasında. Benim 2 numaralı kız Zeynep üniversiteye hazırlanıyor. Onun çalışmalarına bakıyorum, yani kazanırım. Hatta büyük kızla beraber form aldım, doldurdum, sınav gününe kadar da bekledim ama ben sayısal çıkışlı görünüyorum. Türk Dili için puan kırıyorlar. Asıl siz ne yapacaksınız? Şimdi neden, nasıl oldu bilmiyorum, sizin formasyon almanız gerekiyor. Yazık!

Şimdi burada öğrenciler var, iş var. Yazın ne yapıyorsun? Kapatıp gidiyor musun yoksa tekkeyi mi bekliyorsun?

Yok. Yazın da tekstil… Notların bir kısmı kalıyor; dükkanın bir kısmını boşaltıyorum, tekstil ürünleri satıyorum. Yoksa kurtarmaz, kirası pahalı. 

Buraya gelenler hep üniversite öğrencileri… Gelenleri gördüğünde geleceğe dair olumlu bir tablo çıkartabiliyor musun? Yoksa üniversite öğrencileri karamsar bir tablo mu çizdiriyor?

Valla hemen hemen her gün aynı şeyi düşünüyorum, dersem yalan olmaz. İnşallah hayırlısı olur. Ama şu var, ben kesinlikle umudumu yitirmiyorum. Bu ülkeyi seviyorum.  İnsanları, özellikle gençleri. Kesinlikle karamsar değilim. Çok başarılı öğrenciler var. Âcizane bir büyük abiniz olarak beni nasıl görürseniz artık… Şunu yapmaya çalışın, sıradışı olun, yapılmayanı yapın, fikrinizi açık yüreklilikle söyleyin. İnsanlar sevmek zorunda değiller ama saygı duymak zorundalar.

Mehmet Akif'in güzel bir sözü var: “Frenkler ki Allah'ın emirlerini onlar, emretmediklerini de biz yapıyoruz. Dinleri var işimiz gibi, işleri var dinimiz gibi.” Çok acıklı bir söz. Ama ne yazık ki biz ne kültürümüzü ne dinimizi yaşayabiliyoruz. Ve bunu yaşamadığımız gibi göremiyoruz da. Gittikçe yozlaşan bir toplum haline geliyoruz. İnsanlar, keşke gördükleriyle olsa, sadece duyduklarıyla hareket ediyorlar. Çok güzel bir söz var, duyduklarınızın hiç birine, gördüklerinizin yarısına inanın.  Yarın hayata atılacaksınız, önünüze hedefler koyun. Hedefsiz hiçbir şey olmaz. 

Son söz...

Bu ülkenin geleceği sizlersiniz. Benim bir faydam dokunuyorsa size ne mutlu bana...

 

 

 

Besim Bal konuştu

Güncelleme Tarihi: 05 Mayıs 2010, 19:21
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
arada sırada
arada sırada - 9 yıl Önce

fotokopiler bedavaya geliyor herhalde...

tespih
tespih - 9 yıl Önce

erdoğan abi sen de ne numaralar varmış.almanya maceranı biliyordum ama bu kadar ayrıntılı değil.
gerçekten de erdoğan abi maddiyata önem vermeyen birisidir.
besim bal arkadaşa teşekkürler.

ahmet rasim
ahmet rasim - 9 yıl Önce

hiç sevmiyorum bu adamı. selam verirsin almaz vermezsin surat yapar. tanıdığı adını bildikleriyle ilgilenir size bakmaz. bi ara arkadaşın biri hiddetlendiydi bi yüzüne bunun, sonrasında her gittiğinde arkadaş el üstünde tutulduydu. böyle işte.

x
x - 9 yıl Önce

finaller yaklaşıyor yine kapını çalcaz erdoğan abi..İyiki varsın.:-)

banner8

banner19

banner20