Efendimiz ve sahabenin sevdiği 7 çeşit yemek

İstanbul’un, yaşam alanlarının her karesine sinmiş medeniyet birikimine şahit olduğumuz mekânlarından biri de Kuzguncuk’tur şüphesiz. Kuzguncak’ta yeni açılan Zahir de, bu önemli birikime güzel bir katkı sunuyor. İsmail Erdoğan yazdı.

Efendimiz ve sahabenin sevdiği 7 çeşit yemek

 

 

Seyretmeye değil, seyirlik hayatlar üretmeye gelmiş insanoğlunun, kültürel yapısı, mimari dokusu ve yaşamsal kalitesiyle vitrine çıktığı yerler vardır İstanbul’da. Bu yerler, çok katlı ama komşusuz ve birbirinden habersiz insanların yaşadığı, çarpık medeniyet anlayışına direnerek, asli özeliklerini korumaya çalışırlar. Yaşam alanlarının her karesine sinmiş medeniyet birikimine şahit olduğumuz bu yerlerden biri Kuzguncuk’tur şüphesiz. Kuzguncuk, mimari yapıları, sokakları, insan ilişkileri ve semte hâkim olan sükûnetiyle, geçmiş zaman o dur ki cümlesinin içinden çıkmış bir yer. Kiliseleri, havrası ve camisiyle küçük bir İstanbul’la karşı karşıyasınız sanki. Uzun yıllar gayrimüslimlerin yerleşim yeri olan Kuzguncuk, Osmanlı’nın izini sürebileceğiniz bir yer. Osmanlı’ya hâkim olan barış ve adaletin getirdiği huzur hala yaşıyor burada. Yer yer apartmanlara rastlasanızda, genel olarak ahşap mimarinin ve cumbalı Osmanlı evlerinin süslediği bir semt Kuzguncuk. İslam’ın medeniyet algısından yoksun ve dikey olarak büyüyen mega kent İstanbul’un, yatay olarak büyümeye çalışan ve hala direnen semtlerinden biri burası. İcadiye caddesinde yürürken, “Allah Allah, burada insana dair yaşayan bir şeyler var!” diyerek, kendinizi kaptırmak isteyeceğiniz bir yer Kuzguncuk.

Dizilerin vazgeçilmez mekânı Kuzguncuk

Kuruluşu itibariyle bir Yahudi köyü olan Kuzguncuk’a, daha sonraları Rum ve Ermeniler yerleşmiş. Zaman içinde, Müslümanların yerleşmesiyle demografik yapısı değişmeye başlayan Kuzguncuk’ta,  şimdilerde gayri müslimlerin sayısı azınlıkta. Burada, Müslim ya da gayrimüslim fark etmeksizin, insani ortak paydalar üzerinden ve ötekileştirmeden devam eden bir hayat var.

Ünlü simaların uğrak yeri olan Kuzguncuk, son senelerde dizilerle anılmaya başlandı. Dizilerin yaptığı tanıtım, sahip olduğu çehre ve korumaya çalıştığı hayat tarzıyla popülerleşen Kuzguncuk’ta, birçok yeni mekân açılmaya başladı. Sanat galerilerinden restoranlara, kafelerden tasarım merkezlerine kadar birçok yeni mekâna ev sahipliği yapan Kuzguncuk, yakın zamanda bir mekâna daha sahip oldu. Konsepti ve işletim sistemiyle diğer yerlerden ayrılan bu mekân, “Ekmek Teknesi” dizisinin de çekildiği konağı mesken tutmuş bir restoran.

İsmi Zahir olan bu mekân, sıra sıra kafelerin ve ağaçların yer aldığı, belki de İstanbul’un en güzel caddesi İcadiye caddesinde. İstanbul’a geldiğimden beri, fırsat buldukça gidip huzur bulduğum Kuzguncuk’ta açılan bu restoranın yerinde, daha önceleri bir kafe vardı. Yıllardır ne zaman bu caddeden geçsem, bu kafede oturmalıyım derdim kendime

Bir gün yine bu caddeden geçerken kafenin kapandığını ve konağın yorgunluktan bitap düşmüş bir harabeye dönüştüğünü görmüş ve üzülmüştüm. O konağın içinde tarih yolculuğuna çıkma imkânının elimden alındığını düşünürken bir dostum, Kuzguncuk’ta yeni bir yerin açıldığını ve oraya mutlaka gitmem gerektiğini söyledi. Verdiği tarife göre, bu yeni yerin, gidemediğim o kafe olduğunu anladım. Bunun üzerine ilk fırsatta yolumu Kuzguncuk’a düşürdüm. Binaların da insanlar gibi bir ruh taşıdığına inanan ben, harabeye dönmüş o konağa, bir restoranla hayat verildiğini görünce sevince gark oldum.

Zahir’de kredi kartı yok!

Mekânda ilk dikkatimi çeken şeyi isim oldu. “Zahir”. Bir mekânda Allah’ın esmasıyla karşılaşmak bir yandan güzel, diğer yandan ise ticari bir müessesenin adı olarak karşılaşmak rahatsız ediciydi. 3 katlı, ahşap ve tuğla karışımı olan bu restoran, bir Osmanlı mutfağı. Sahibi ise Serkan Sağdıç isminde, ateistlikten aslına rücu eden samimi bir Müslüman. Samimi diyorum çünkü buranın işletim modeli benzerine pek rastlamayacağımız cinsten. Kredi kartı ve banka ile bağlantılı hiçbir ödeme biçiminin kabul görmediği bir yer burası. Serkan Bey, ailesiyle beraber işlettiği Üsküdar’daki “Pilavcı” isimli mekânda yaptığı mastır sonrası, faizsiz işletim sistemini bütün İstanbul’a yaymanın operasyonunu başlatmış. Birkaç küçük yerin verdiği ilham sonrası, ilk büyük atılımını Zahir’le yapmaya karar vermiş. Yalnız Allah’a dayanarak çıktıkları bu yolda, karşılaşacakları güçlükleri düşünerek sordum Serkan bey’e:

“Kredi kartının bir salgın gibi cüzdanlarımızı ve bütün mekânları işgal ettiği bir dönemde Neden kredi kartına hayır diyorsunuz?’”.  İyi kurgulanmış ve samimi bir cevapla sorumu karşılayan Serkan Bey, şunları söyledi:

“Bankalar insanlar arasında güven uçurumlarına neden oldu. Ve alış verişi öyle bir noktaya getirdi ki, arada banka olmazsa ticaret olmazmış gibi bir anlayış oluştu. Ticaret yapacaksanız sırtınızı bankalara dayamalıymışsınız. Hâlbuki biz, bankalara değil Allah’a dayanan insanlarız. Ve sırtını yenilemeze dayayanın yenilmeyeceğine inanırız. İnsanlar arasında oluşmuş güven uçurumlarını yok ederek, güveni tesis edecek olanın da Allah olduğuna biliriz. Bu inançla ve 6 masayla, eğer o gün iş yapmazsak yarına alacak kuru fasülyemizin olmadığı bir durumda “Pilavcı” isimli mekânı Üsküdar’da açtık. Allah’ın yardımıyla Pilavcı bugün, İstanbul genelinde belki de yüz-yüz ellibin müşteriye sahip. Bugüne kadar üzerinde parası olmayan ve kredi kartıyla ödeme yapmak isteyen yaklaşık on-onbeş bin kişiye daha sonra ödersiniz dedik. Allah’a şükür ki yanılmadık ve çok az fireyle herkes borcunu gelip ödedi. Bu sayede de, güvensizlik tohumları eken bankalar olmadan güven ve itimat üzerinden alış-veriş yapılabildiğini gördük.”

Zahir’le ilgili güzel planları var Serkan Bey’in. Daha önce benzeri olmayan menülerle müşterilerinin karşısına çıkmayı planlıyor. 100’er yıl geriye giderek Osmanlı mutfağından menüler hazırlamak hedeflerinden biri. 19. yüzyıl Osmanlı mutfağından başlayarak Peygamber Efendimiz ve sahabelerin sevdiği 7 çeşit yemeğe kadar farklı menüler hazırlama planları var. Efendimiz ve sahabenin sevdiği yedi çeşit yemeği duyunca merak edip soruyorum:

Cuma namazında kadınlar bile çalışmıyor

“Bu yemeklerin tarifini nereden buldunuz?”

“Hadis külliyatlarından araştırarak bu tariflere ulaştıklarını ve şu an yeryüzünde hiç kimsenin bu yemekleri yapmadığını” söylüyor Serkan bey.

Heyecanlanıyorum bunu duyunca. Cuma saatinde kapanan, hatta yemekhanede çalışan kadınlara bile, “Cuma saatinde alışverişi bırakın!” ayeti uyarınca iş bıraktırılan bir yer burası. İçindeki alkol ve türlü katkı maddelerinden dolayı gazlı ve aromalı içecekler satılmıyor burada. Paranın çokluğu üzerine değil, paranın bereketi üzerine kurulu bir mekân Zahir.

Kuzguncuk’ta böyle bir mekânın olması ve o mekânda paranın hâkimiyeti değil de, güvenin huzur veren atmosferinin olması harika. Kredi kartının geçmeyip bankalarla sıfır iletişim ilkesinin olması da umut verici. Belli ki, Kuzguncuk hâlâ direniyor. Belli ki Müslümanlar hâlâ direniyor.

Zahir’e ev sahipliği yapsa da Kuzguncuk, günden güne kapitalizmin ağına düşüyor sanki. Açılan mekânların sayısının artması ve kalabalıklaşan insanlar Kuzguncuk’a hâkim olan sükûneti baltalamaya başlamış gibi. Semtte birbirini tanımayan ve de sormayan insanların sayısı günden güne artıyor. Tam da bu noktada, birbirini para üzerinden tanımlamayan insanlara ev sahipliği yapacak ve güven hukukunu tesis edecek bir mekânın var olması karşısında Elhamdülillah diyor ve geçiyorum, Allah’ın adıyla başlayan başka bir mekâna!

 

İsmail Erdoğan yazdı

Güncelleme Tarihi: 21 Kasım 2013, 10:18
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13