Edebiyatçılarımızın müze olan evleri

Türkiye’de her yıl 18-24 Mayıs tarihleri arasında kutlanan “Müzeler Haftası” kapsamında; Sait Faik Abasıyanık, Necati Cumalı, Rıfat Ilgaz, Kemal Tahir, Mehmet Akif Ersoy, Tevfik Fikret, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Cahit Sıtkı Tarancı ve Ziya Gökalp gibi önemli yazar ve şairlerimizin müzeye dönüştürülen evleri hakkında bilgiler derledik.

Edebiyatçılarımızın müze olan evleri

Türk edebiyatına yön veren ünlü şair ve yazarların doğup büyüdüğü, son yıllarını geçirdiği ve önemli eserlerini kaleme aldığı müze evleri; kalemlerinden o sözcüklerin, o cümlelerin nasıl ortaya çıktığı, hayatları, kişilikleri konusunda fikir edinmek adına en temel kaynak niteliğini taşıyor.

Sait Faik Abasıyanık-Sait Faik Abasıyanık Müzesi

Kitaplarının telif hakkını ve mal varlığını Darüşşafaka Cemiyeti’ne bağışlayan Türk hikâyeciliğinin öncü isimlerinden Sait Faik Abasıyanık’ın Burgazada’da yaşadığı ve pek çok hikâyesini kaleme aldığı köşkü müze haline getirilmiş. 1939 yılında babasının ölümü üzerine, kışları Şişli’de, yazları Burgazada’da yaşamaya başlayan Sait Faik Abasıyanık, yaşamının özellikle son 10 yılını adada geçirir ve ada günlerinden geriye ölümsüz eserlerden oluşan paha biçilmez bir miras bırakır.

Yazarın, yaşamına tanıklık etmiş eşyaları, fotoğrafları, mektupları, kartpostalları, eserlerine konu olan sayısız hatırasının izlerini taşıyan birçok eşya ve belgeyi ziyaretçileriyle buluşturan Sait Faik Abasıyanık Müzesi, 22 Ağustos 1959 tarihinde açılmış. Sergilenen eserler arasında usta yazarın lise diploması ile nüfus cüzdanı da bulunuyor.

1964 yılından itibaren Darüşşafaka Cemiyeti’nin sorumluluğunda yoluna devam eden Sait Faik Abasıyanık Müzesi, ülkemizin en fazla ziyaret edilen müze evlerinden biri olma özelliğini taşıyor. Darüşşafaka Cemiyeti tarafından 2009 yılında güçlendirme, restorasyon çalışmaları nedeniyle ziyarete kapatılan müze, 11 Mayıs 2013 tarihinde yenilenmiş yüzü ile yeniden konuklarını ağırlamaya başlamış. Ziyaretçilerini, okurlarını, Sait Faik’in dünyasında büyüleyici bir yolculuğa çıkaran müze ev,  yazarın vasiyeti doğrultusunda ücretsiz olarak hizmet vermektedir.

“Fakat bir Üsküdarlı fakirin bir piyango bileti edinmesinin ne kadar mühim bir mesele olduğunu bilmeyen bir adam da pek İstanbullu sayılmaz. Hatta pek Türkiyeli bile sayılmaz. Hatta bazan insan çok kötü düşünmesini bilen bir adamsa dünyalı bile sayılmaz ve Merih yıldızı ahalisi gibi aramızdan sıyrılıp geçenlere, kolumuzu dürtenlere, güzel kızlarla geçenlere şaşar. Ne ise mesele burada değil. Fukaralık ayıp değil… Fukaralık ayıp değil dediğimiz zaman, hamal olalım, ıskatçı olalım; fukaralık ayıp değil dediğimiz zaman bunun ancak bir teselliden ibaret olduğunu ve fukaralığın bal gibi hem ayıp, hem günah, hem enayilik olduğunu biliriz.”

Cahit Sıtkı Tarancı-Diyarbakır

Ünlü şairimiz Cahit Sıtkı Tarancı’nın Ekim 1910 tarihinde doğduğu ve çocukluk yıllarını geçirdiği ev, üzerindeki kitabeye göre yapı 1733 yılında inşa edilmiştir. 1973 tarihinde Kültür Bakanlığı tarafından satın alınarak restore edildikten sonra, Cahit Sıtkı Tarancı’nın anısını yaşatmak ve ismini ebedileştirmek amacı ile müze olarak hizmete açılmıştır. Müzede şaire ait özel eşyalar, mektupları, şiirleri ve kitaplarının yanı sıra etnografik eserler de sergilenmektedir.

Diyarbakır’ın geleneksel mimarisinin tüm özelliklerini taşıyan ev, merkezi bir avlu etrafında sıralanan dört kanattan oluşuyor. Tamamen bazalt taş kullanılarak inşa edilen evin mevsim şartlarına uygun olarak kuzeyde yazlık, güneyde kışlık, doğuda ilkbahar, batıda da sonbahar bölümleri bulunmaktadır. Kuzey doğu köşesinde eyvan şeklinde düzenlenmiş mutfak, güney batı köşesinde de hamam yapısı yer almaktadır. Binada toplam 14 oda, mutfak, kiler ve tuvalet bulunmaktadır.

Aynadaki aksim, gölgem, bir de ben.

Var mıdır, yok mudur onlar sahiden?

Aşina değiller çektiklerime;

İçlerinden biri gelse yerime.

Ben bir gölge olsam, yahut bir hayal,

Onlar gibi hissiz, onlar gibi lal.

Olsa bütün ömre bedel bir lahzam;

Var görünsem, onlar gibi yok olsam!

Hüseyin Rahmi Gürpınar-Heybeliada

Ünlü romancımız Hüseyin Rahmi Gürpınar, Heybeliada’daki evinde 1912-1944 yılları arasında 32 yıl boyunca yaşamış ve hayatının son dönemini burada geçirmiştir. Ev, uzun süren yalnızlığı ve korumasızlığının ardından 2000 yılında, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Adalar Vakfı ve Adalar Kaymakamlığı işbirliğiyle müzeye dönüştürülmüştür.

Denize hâkim bir tepede bulunan müzede, aralarında Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın kendi yaptığı el işlerinin de bulunduğu eşyalar, kitaplar, gazete arşivi, tablolar, fotoğraflar sergilenir. Ancak 2016 yılında başlayan restorasyon çalışmaları hâlen devam ettiği için ziyaret etme imkanı yok.

“Ah, ah... Bütün dertlerimi bu mektupta size anlatmak isterim. Belki sonra hafifliğime hükmedersiniz. Bu kadar spor meraklısı olup da nereyi gezdiğim var? Hele o kapanık kış günlerinde evde patlarım Allah bilir ya... Evde piyanom var, mandolinim var, udum var. Kitaplarım, nakış işleyen makinelerim, her şeyim var. Ama bazen o kadar sıkılırım ki, bunların hepsini pencereden bahçeye atacağım gelir. Offff... Her gün dan dan piyano, dımbır dımbır ut, tıkır tıkır makine... Usandım bittim, illallah artık...”

Kemal Tahir-Kadıköy

Kemal Tahir’in eşi Semiha Tahir tarafından kurulan vakıf sayesinde müze haline getirilen Şaşkınbakkal’daki ev, yazarın son 10 yılını yansıtıyor. Tahir’in son çalışmalarını yaptığı ve hayata gözlerini yumduğu bu ev, bir apartmanın giriş katında oldukça mütevazı ve sessiz bir yer. Müzeye çevrilen evde ünlü yazara ait yaklaşık dokuz bin kitap, el yazmaları, kullandığı daktilosu, çalışma masası, çeşitli zamanlarda çekilmiş fotoğrafları, ödülleri yer alıyor.

Kemal Tahir’in hayatının son yıllarını geçirdiği bu evde, yatağını, o meşhur kalın çerçeveli gözlüğünü, piposunu, saatini ve diğer kişisel eşyalarını görmek de mümkün. Nazım Hikmet’in Oliver marka daktilosu ise Kemal Tahir’in odasının ortasında yer alıyor. Çekmecelerde ise karşılıklı yazdıkları mektupları duruyor. Yazarın cezaevinde geçirdiği zaman süresince Semiha Hanım dikiş dikerek para kazanmış ve eşine yollamış. Müzede bu dikiş makinesi de sergileniyor.

“Çok üzüldüm. Bir başka kadın için annemi bırakması belki de o kadar önemli değildir. Ama beni bırakması korkunç… Nasıl bir yürekti bu… Ne biçim bir duygusuzluk… İnsan, gece gündüz körkütük sarhoş yaşasa, gene bir aralık bir çocuğa gözü ilişir. Kızıyla yaşıt bir kız çocuğu görünce… Sonraları iyice anladım, bu kadar üzülmeseydim, bana öldüğünü hiç söylemeyeceklerdi. Yüzüstü bırakılmış bir kadın da elbet acı duyar ama bırakılmış bir çocuğun duyduğu acının yanında bu acı hiçbir şey değildir. Kadınlık onuru ne kadar zedelenirse, gene de yeniden mutlu olmak için yıkılmamış bir güç kalıyor bırakılan bir kadında… Bırakılmış bir kız çocuğu, nasıl kurtulsun, kendisini bağlayan bağdan? Bir mektup yazsaydı…”

Tevfik Fikret-Aşiyan Müzesi

Ünlü Türk Şairi Tevfik Fikret’in 1906-1915 yılları arasında yaşadığı ev; 1940 yılında eşi Nazime Hanım’dan İstanbul Belediyesi tarafından satın alınıp 1945 yılında Edebiyat-ı Cedide Müzesi olarak açılmıştır. Tevfik Fikret’in daha önceleri Eyüp mezarlığında bulunan naaşı, 1961 yılında doğal görünümü ile çok beğendiği bu bahçeye nakledilmiş ve bu tarihten sonra müze “Aşiyan Müzesi” adını almıştır.

Tevfik Fikret, evinin projelerini kendisi çizmiş, Farsça “Yuva” anlamına gelen “Aşiyan” kelimesini de buraya isim olarak koymuştur. Tevfik Fikret, şehirden uzak, tabiatla iç içe olması ve öğretmenlik yaptığı Robert Kolej’e yakınlığı nedeniyle; Aşiyan’daki evin yapımına 1905’te başlar. Tevfik Fikret’in kendisi tarafından projesi çizilmiş evin inşaatı 1906’da tamamlanır. Fikret, Aşiyan’da eşi Nazime Fikret ile 1915’e kadar yaşar.

Bahçe içerisinde ahşap ve 3 katlı olan Aşiyan Müzesinin zemin katı bugün idari işler için kullanılmaktadır. Birinci katta Edebiyat-ı Cedideciler’in fotoğraf, kitap ve özel eşyalarının sergilendiği Edebiyat-ı Cedide Odası, Abdülhak Hamit’e ait kişisel eşyalar, tablolar, fotoğraflar, çalışma masası ve koltukların bulunduğu Abdülhak Hamit Salonu, kadın şairlerimizden Nigar Hanım’a ait kitaplar, fotoğraf, resimler, şahsi arşiv ve eşyalarının sergilendiği Şair Nigar Hanım Odası bulunmaktadır.

Tevfik Fikret’e ayrılmış olan ikinci katta; şairin yatak odası ve çalışma odası yer almaktadır. Şairin yaşadığı yıllarda yatak odası olarak kullandığı odada; şahsi eşyaları, vefat ettiği yatak ve Mihri Hanım tarafından şairin yüzünden alınan maskın kopyası gibi objeler sergilenmektedir. Çalışma odası olarak kullandığı odada ise çalışma masası ve koltuğu, kendisi tarafından yapılan resim çalışmaları, tablolar bulunmaktadır.

Baban diyor ki: Sevinmek çocukların, yalnız

Çocukların payıdır! Ey güzel çocuk, dinle;

Fakat sevincinle

Neler düşündürüyorsun, bilir misin? Babasız,

Umutsuz, ne kadar yavrucakların şimdi

Matem çığlığına benzer bayram şarkısı!

Çıkar o süsleri artık, sevindiğin yetişir;

Çıkar, biraz da şu öksüz giyinsin, eğlensin;

Biraz güzellensin.

Şu yoksulluktan sararmış yüz… Evet sevinmektir

Çocukların payı; ama senin sevincinle

Sevinmiyor şu yetim, ağlıyor… Haluk, dinle!

Mehmet Akif Ersoy-Ankara

Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Savaşımız sırasında kendisine tahsis edilen bu evde yaşamış ve İstiklâl Marşı’mızı bu evde kaleme almıştır. Ev, 30 Ekim 1949 tarihinde Şehir Meclisi kararı ile “Mehmet Akif Ersoy Evi” adını almış ve müzeye dönüştürülmüştür. Ancak bakımsız kalmış ve zamanla harap olmuştur. 1982’de yapının yıpranan kısımları yeniden onarılıp 27 Aralık 1984 günü yapılan bir törenle yeniden ziyarete açılmıştır.

Müze evde; Mehmet Akif Ersoy’a ait cep saati, gözlük, tesbih, tüfek ve büyük şairin yüzünün kalıbı sergilenen eserler arasında. Mehmet Akif Ersoy, hayatının son altı ayını İstiklal Caddesi üzerindeki Mısır Apartmanı’nda geçirmiştir. Bu ev aynı zamanda ünlü şair Mithat Cemal Kuntay’ın uzun süre yaşadığı ve hayata gözlerini yumduğu yerdir. Mısır Apartmanı’ndaki dairenin müzeye dönüştürülmesi ise hâlâ tartışma konusudur.

Bütün dünyaya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım;

Nihayet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.

Şehirden kaçmak isterken sular zaten kararmıştı,

Pek ıssız bir karanlık sonradan vadiyi sarmıştı.

Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl…

Rıfat Ilgaz-Kastamonu

Hepimizin gönlüne taht kuran Hababam Sınıfı’nın yazarı Rıfat Ilgaz’ın doğduğu ve hayranı olduğu Kastamonu’nun Cide ilçesinde yer alan müze, Rıfat Ilgaz’ın vefatından sonra restore edilmiş ve müze olarak halka açılmıştır. Cide’ye gelen yerli turistler tarafından fazlasıyla ilgi gören müzede ünlü yazarın eserlerinin yanı sıra, kişisel eşyaları, çalışma masası, kitaplığı, karyolası ve hayatının bir bölümünü kapsayan fotoğrafları sergileniyor.

“Deniz sanki zift karasıydı. Ay göründüğü halde, yıldızlar yoktu ortada. Ne rüzgâr ya! Karayel! Hem de Yıldız Karayel! Sen bilmezsin bu deli rüzgârı! Adı üstünde Karayel! Rengi olur mu rüzgârın? Karadeniz’de her gördüğün şeyin her işittiğin, kokladığın şeyin bir rengi vardır. Güneyden esen yel sarıdır, nasıl sarı? Müthiş bir Yıldız Karayel hemen bu taşkına eklenmiş, dalgalar kıyılara saldırmaya başlamıştı.”

Necati Cumalı-İzmir

Türk edebiyatının önemli isimlerinden olan Necati Cumalı’nın doğduğu ve daha sonra eşiyle yaşadığı ev, müzeye çevrilerek ziyarete açılmış. Zemin katındaki bir odası ilçe kütüphanesi olarak hizmet veren anı evinde, kütüphanenin yanı sıra Necati Cumalı’nın kişisel eşyaları, eserleri, fotoğrafları, eserlerinden çekilmiş olan film afişleri, yazıları ve satranç takımı gibi özel eşyaları sergileniyor.

Aşkı şehirler yaratır, şehirler yaşatır

Ben gönlümce yaşadım, gönlümce sevdim

Bilirim saadetim, yalnızlığım bundandır

Seni bulduğum, kaybettiğim günden bilirim.

Aşklarının tarihi bir şehrin tarihidir diyorum

Gün gelir aşklarıyla anılır şehirler anılırsa

Niyetim sevdalı sözler etmek de olmasa

İzmir için ne yazarsam sana adıyorum!

Ziya Gökalp-Diyarbakır

Ünlü sosyolog, şair ve yazar Ziya Gökalp'ın doğduğu ve çocukluk yıllarını geçirdiği ev, 19. yüzyılda inşa edilmiş Diyarbakır sivil mimari örneklerinin en güzel eserlerden. Ziya Gökalp 1876 yılında bu evde doğmuştur. Müzede, Ziya Gökalp’e ait özel eşyaların yanı sıra etnografik malzemeler de sergilenmektedir.

Diyarbakır yapılarına göre farklı özellikler barındıran bu ev, merkezi avlu etrafında sıralanmış 3 kanattan oluşmaktadır. Diyarbakır evlerinde bulunan havuz bu evde, avlunun ortasına konulmayıp, eyvan içine yerleştirilerek farklı bir mimari düzen benimsenmiş. 23 Mart 1956 tarihinde evin harem bölümü İl Özel İdaresince, selamlık bölümü ise Belediye tarafından kamulaştırılmış, harem bölümü Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Ziya Gökalp Müzesi olarak düzenlenerek ziyarete açılmıştır.

“Vatani ahlakın yüksek olması, milli dayanışmanın temelidir. Çünkü vatan, üstünde oturduğumuz toprak demek değildir. Vatan milli kültür dediğimiz şeydir ki üstünde oturduğumuz toprak onun ancak dış görünüşünden ibarettir. Ve onun dış görüşünü olduğu içindir ki kutsaldır. O halde, vatani ahlak, milli ideallerden milli görevlerden oluşmuş bir ahlak demektir.”

Edebiyatçılarımızın müze olan evleri, Kitabın Ortası dergisi, Mayıs 2019, sayı 26.

Güncelleme Tarihi: 17 Mayıs 2019, 23:27
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13