banner17

Edebiyatçılar İstanbul'u yazdı

Ahmet Kot'un edebiyat yönetmenliğini yaptığı 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul kapsamında kırk kitaplık..

Edebiyatçılar İstanbul'u yazdı

İstanbul’un 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti ilan edilmesi birçok sanat dalında önemli çalışmalara imkân sağladı. Sinema, müzik, tarih gibi alanlarda olduğu gibi edebiyatta da birbirinden farklı çalışmalar ortaya konulmak üzere yaklaşık üç yıldır çalışmalar yapılıyor. Bu çalışmaların ilki geçtiğimiz yılın son aylarında gün yüzüne çıktı. Heyamola Yayınları kırk kitapta kırk farklı yazardan kırk İstanbul semtini yayımladı.

10521
Ahmet Kot

2010 Edebiyat Yönetmeni Ahmet Kot’un başında olduğu bu proje İstanbul’u daha yakından tanıyabilmemiz için titizlikle hazırlanmış.

"İstanbulum" üst başlığıyla yayımlanan bu kitaplar sayesinde İstanbul’un belli başlı köşeleri kayıt altına alınmış oluyor. Arşivlik bir çalışma olarak kütüphanelerimizde en seçkin yeri hak ediyor. Her kesimden ismin, yazarın, şairin omuz verdiği proje, aldığımız duyumlara göre 2010 içinde İstanbul’un başka semtlerinin de ekleneceği kitaplarla genişletilecekmiş.

Kırk Edebiyatçıdan İstanbul’un Kırk Semti

Kırk farklı yazarımız, şairimiz yaşadıkları semtleri kaleme aldılar. Yazarların ve semtlerin seçiminde proje ekibinin belli gerekçeleri olmuş. Mesela kırk rakamının seçilmesinin birkaç sebebi var. Folklorumuzda, inançlarımızda, geleneksel edebiyatımızda, gündelik yaşamımızda kırk sembolik bir rakamdır. Kırkın seçilmesi sadece bununla ilgili değil, bir şehirde “Kırk yıllık” olmakla da ilişkili.

10524İstanbul, çehresini süratle değiştirebilen bir şehir olduğu için, o şehrin bir semtini anlatacak yazarın da kırk yaşının üstünde olması dikkate alınmış. Yaşadığı semtin kırk yıl öncesini bilen edebiyatçılar arasından seçim yapılmış.

Semtlerin tarihi yapıları, kültürleri, tanınmışlıkları, ünleri tercih edilmelerinde önemli olmuş. Surdışı’ndan semtler olsa da, özellikle Suriçi’nden semtler seçilmiş. Projenin editörleri ilk etapta yüz kadar semt adı çıkarmışlar. Kimi zaman bir yazara göre semt, bazen de bir semte göre yazar belirlenmiş.

Yazarlar belirlenirken tanınmışlıkları göz önüne getirilmemiş. “Kim daha iyi anlatabilir?” düşüncesi ön planda olmuş gibi görünse de belli semtlere tayin edilen isimlerin yetersiz kaldığı dillendirilmektedir.10529

Kitaplar bilindik mekân monografilerinden uzakta kaleme alınmış Yer yer hatıraya da kaçarak anlatıları alışılmışlıktan uzaklaştırıyorlar. Mesela, Prof. Dr. Abdullah Uçman’ın Fatih anlatısı sadece bir semt kitabı olarak okunabilir mi? kitapların bu özelliği bize bir semti anlatırken yazarını da daha yakından tanımamızı sağlıyor.

İşin içine hatıra girince yazarın kalemi de özgür bırakılmış. Her yazar kendi dünya görüşüne göre bakmış çevresine. Bu da kitaplara toplu halde baktığımızda zenginliklerle dolu bir İstanbul çıkarıyor ortaya.

10530Projede kitabı olanlar..

Abdullah Uçman, Adnan Özer, Adnan Özyalçıner, Alim Kahraman, Aris Çokona, Ataol Behramoğlu, Ayşe Sarısayın, Beşir Ayvazoğlu, Celal Özcan, Cüneyt Altunç, Doğan Hızlan, Enver Aysever, Eray Canberk, Gönül Kıvılcım, Gülsüm Cengiz, Gündüz Vassaf, Haluk Dursun, Hasan Öztoprak, Haydar Ergülen, Hıfzı Topuz, Hilmi Alişanoğlu, Hulki Aktunç, Hüseyin Alemdar, İzel Rozental, Mine Söğüt, Nail Güreli, Nusret Karaca, Oğuz Karakartal, Orhan Okay, Ömer Erdem, Öner Ciravoğlu, Refet Özkan, Reyhan Çorak, Saadet Arıkan Özkal, Selçuk Erez, Sema Kancan, Sennur Sezer, Süleyman Faruk Göncüoğlu, Talin Büyükkürkciyan ve Melisa Gürpınar.

 

Birkaç alıntı..

Biraz yukarıda kapı komşumuz Romanyalı Basri, ağabeyi ile beraber çilingirlik ve bisiklet tamirciliği yapardı. Bir de asıl kırtasiyecimiz olan diğer bir Yahudi. Aynı yolun sol tarafında Şekerci Niyazi kendi imalatı olan rengârenk akide şekerlerini tezgâhının önündeki büyük kavanozlarda teşhir ederdi. Sonra müşteri istediği zaman el çabukluğuyla, birinin pirinçten kapağını ötekinin üzerine koyarak madenî bir kürekle elindeki kese kâğıdına doldurmasını hayretle seyrederdim.

10527Şimdi bu köşelerin uzandığı sokaklara geliyorum. Tahsin Efendi’nin bulunduğu köşeden yukarıya, Draman’a doğru çıkan Ayan Caddesi’nde hatırımda kalan dükkânlar arasında sağda Jak adında Yahudi bir piyango bayisi vardı. Bunun aynı mesleği yıllarca devam ettirerek yakın yıllarda yaşı doksana yaklaşmış olarak vefat ettiğini öğrendim. Birkaç dükkân yukarısında benim ilkokuldan arkadaşım olan Kırım Tatarı Nuri’nin ve ağabeyinin çalıştırdığı lostra yani ayakkabı boyacısı vardı (Babaları da Sultan Hamamı’nda bir kişinin ancak sığabileceği bir kulübede ayakkabı tamirciliği yapardı).

Niyazi’nin bir de adına şimdi ‘ekler’ denilen kremalı pastasını biraz paralı günlerimizde alırdık. Zaten Balat’ta başka çeşit pasta bilmiyorduk. Her zaman alamadığımız sadece iki marka da çikolata vardı: Nestle ve Dolca. Bayramlarda ise ziyaretlerde götürmek veya misafire ikram etmek üzere şekerciler alışılmış bir şeker kutusu hazırlarlardı. Karton kutunun alt sırasına lokum dizilir, üzerine yağlı kâğıt dediğimiz bir kâğıt örtülür, onun üzerine de ikinci sıra olarak renkli, çeşitli meyve tadında, ağızda hemen eriyiveren ve adına ‘fondan’ denilen şekerlemeler konur, paketlenir, sarı tel sırmalı pamuk ipliğiyle bağlanıp bir de fiyonk yapılırdı. (Balat / Orhan Okay)

10528Park aslında bize depremde de birkaç gece ev sahipliği yapmıştı. 17 Ağustos 1999 depreminde, oturduğumuz Lenger Sokak 17 numaralı Demir Palas’ta 6 katın merdivenlerini hızla inerek kendimizi sokağa atmıştık. Tabi o zamanlar 1 yaşında olan sevgili kedimiz Mısır’ı evde unutarak, bırakarak, artık bu duyarsızlığa ne derseniz deyin! (Ne yazık ki Mısır’ı da 8,5 yaşındayken 31 Mayıs 2007’de yitirdik.) Birkaç saat sonra aklımız başımıza geldi, yukarı çıktık, suyunu, mamasını verdik ama ilk kaçış anında onu düşünmemiştik bile! İnsanlar parkın önünde toplanıyorlardı, küçük transistörlü radyolardan, açık olan çalışan radyo istasyonlarının verdiği haberleri dinliyor, deprem hakkında yorum yapıyorduk.

Sonra Dolmabahçe sahiline indik, biraz bilinçsiz bir hâlde oradan oraya gidiyorduk, çeşitli semtlerde, o zamanlar ikisi Dikilitaş’ta, biri de Acıbadem’de oturan kardeşlerimden haber alamadan dolaşıyorduk. Sonra Cihangir’den başka semtlerden arkadaşlar gelmeye başladı, Cihangir Parkı’nı işgal etmiştik bile. O gece evden getirdiğimiz örtülerle orada yattığımızı hatırlıyorum, bütün bir semt için Cihangir şenlikleri aslında o deprem gecesinden sonra başlamış sayılır. Kuşkusuz parkın depreme dayanıklı olmadığı, çökebileceği uyarıları da vardı, ama hepimiz bunu kulak ardı etmiştik. Umarım şimdi depreme dayanıklı olacak şekilde yapılıyordur park. (Azıcık Cihangir / Haydar Ergülen)

 

Murat Ergün kendi semtinden bildirdi 

Güncelleme Tarihi: 16 Ocak 2010, 11:27
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ali Gözler
Ali Gözler - 9 yıl Önce

Serinin Fatih, Atikvalde ve Kadıköy ismindeki risalelerini okuma fırsatı nasip oldu. Birçok mühim hatıraların yanında Hulki Aktunç'un babasının kimsesiz bir Yemen gazisini sahip çıkmasını okuyunca mütehassis oldum.

Neticede güzel insanların hatıraları bunlar. Okumak da güzel olur değil mi Kerem Abi...

banner8

banner19

banner20