banner17

Ecdadının mirasına layık olmak için ne yaptın?

''Kimseye faydası olmayacak, boyumuzdan büyük meseleleri konuşmayı bırakıp hepimizin şöyle bir dönüp kendimize bakmamız gerekiyor'' diyen Sadullah Yıldız, tarihi çeşmelerin hal-i pür melalini yazmaya devam ediyor.

Ecdadının mirasına layık olmak için ne yaptın?

İnsan sesinin hâlâ yankı yaptığı sokakları bulmak gitgide imkânsızlaşıyor. Sahil hattında ve bir iki büyük caddesinde dolaşmak yerine tepelerine, içlere dalmayı bilenler için Üsküdar, bu az sayıda muhitleri saklıyor.

İnsan kadar kedinin de yaşadığı bir semt Üsküdar; insan kadar kedilerin de sefasını sürdüğü. O kadar ki, insanın kediye bakışı değişir ve dost canlısı bu mahlûkun hareketlerini izlemek yer yer iptila hâlini alır, Peyami Safa’nın da onu sevmeyi niye Doğulu olmanın şartlarından biri saydığını anlarsınız.

Doğu demişken, bir de kendine mahsus havası var Üsküdar’ın. Hafif yağmurlu bir günde daha da tenhalaşan sokaklarında gezmenin başka hiçbir şeye benzemeyen bir ruhu vardır. Bu kaybolacağından öyle korktuğumuz bir şeydir ki, o anda kavanoza hapsedip sıkıştıkça içinize çekmek arzusu hissettirecek kadar orijinaldir. Avrupa taşralarını andıran bir sükûneti vardır sokakların; ancak cinsi bakımından onlardan ayrılır Üsküdar. İnsanın aklından geçebilecek şeyler bir anda tematik olarak kısıtlanır. Belki de semte yapılan “uhrevî” yakıştırması bundan kaynaklanıyor. Zorunlu olarak uhrevî.

Bu kendiliğinden olmuyor tabii ki. Bizi atmosferin içinde tutan sebepler var; taş duvarlar, camiler, kitabeler, çeşmeler, hamamlar. Bunlar eksildikçe o atmosferin altı boşalıyor ve ayağı yerden kesiliyor. Sonra da sokağı yok edebilmek, başka herhangi bir sokağa müdahale edebilmekle eşitlenmiş oluyor. Bu aynı zamanda, tarihi korumak ve sahiplenmek üzerine ehemmiyet bildirici bir hükümdü.

Bir süredir İstanbul’daki tarihî çeşmeleri dolaşıyorum. (Geçmiş yazılara şuradan ulaşabilirsiniz.)

Gelin gibi süslenip insan içine çıkarılması gereken güzellikler

1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.

Üsküdar’dayız. Aziz Mahmut Efendi Sokak’taki boğulmak üzere ve beline kadar kaldırıma gömülmüş yeşil süslü bir çeşme, ondan kalanları görmeyelim diye ince dallı bir fidanın arkasına mahcubane saklanmış. Aynı anda bir tenteyle de mücadele ediyor. Gelin gibi süslenip insan içine çıkarılması gereken bu güzellik yakında son bir darbe yiyecek ve kalan yarısını da göremeyeceğiz gibi hissettiriyor.(1)

Selami Ali’de, Gazi Caddesi’nden hemen önceki Fatma Hatun Camii karşısında, Şeyh Selami Ali Efendi’nin yadigârı eser oldukça eski. 1088, yani miladî 1677 tarihinde yapılmış. 1762’de ise eskiyen çeşmeyi “Saray-i Hümâyûndan merhume Rûyidil Hâtun” tamir ettirmiş. Sonra da biz tas yuvası hizasından altını gereksiz görüp kaldırımın içine sokmuşuz. Yol az öteden geçemiyordu belli ki. Feci manzara, feci akıbet.(2)

Yoğunluk bakımından en iyi tarihî eser rotası olan Suriçi’nde, Kızılelma Caddesi’nin civarında birkaç adrese temas etmekte fayda var. Topçu Eminbey Sokak’taki BETİM’in dış duvarındaki çeşme kaldırım hizasından aşağıda kalmış. Malum, böylelerinin akıbeti bâlâda zikredildiği üzere pek iyi olmuyor. Kitabesi, tanıtımı, adı vesairesi yok çeşmenin ve kemerin üst taraflarında kirlilik ya da taşın çürümesi sebebiyle manzara kötüleşiyor (3). Yine Kızılelma hizasında kalacağız ancak ara sokakları dolaşırken buralarda ziyaret edilmesi gereken bir şey daha var. Biraz yukarı doğru çıktığınızda (Millet Caddesi’ne doğru) Tevfik Fikret Sokak’ta, yolun ortasında kalakalmış bir su terazisi karşılıyor bizi. Eskilerin çok işini görmüş bu taş kulecik üzerinde spreyler var ne yazık ki.(4)

Buradan da Haseki cihetine ilerlediğimizde Haseki Abdurrahman Gürses Eğitim Merkezi’nin olduğu genişçe bir meydana çıkıyoruz. Meydanda göz önünde duran ve büyük bir mermer kulübeyi andıran çeşmenin vaziyeti ferahlık vermiyor. Ayna taşı ve onun seviyesindeki sol sütun, nerdeyse çürüyecek kadar kirli durumda. Testi setinde de kırığı var. Çeşmenin bir an evvel, banisi merhum Başçı Hacı Mahmut Efendi’nin hatırasına yakışır hâle getirilmesi gerek (5). Meydana açılan Darüşşifa Sokağı’nda bir çeşmemiz daha var ancak durumu kötü değil. En azından nispeten değil.

Ziynet-efzâ-yı makâm-ı muallâ-yı hilâfet-i İslâmiyye ve erîke pirâ-yı saltanat-ı seniyye-i Osmâniyye

Başka çeşmelerde eksikliğini hep vurguladığımız tanıtıcı kitabe burada giderilmiş. Ancak sanki kaş yaparken göz çıkarılmış. Çeşmenin nişine, ikinci kitabesi altına dört kalın vidayla çakılmış bu mermer künye. Şevket Eygi görse de ertesi gün yazacak yeni bir malzemesi daha olsa gazete köşesinde! Birkaç küçük karalama, sol yanda koca bir sprey yazı ve yalağının atık malzemeler için kullanılması dışında problemi yok gözüken bu güzelin ikinci kitabesi, çeşmenin onarımından sonra asılmış. İnsanın koltuklarını kabartan bir tanıtımdır burada yazan: “Ziynet-efzâ-yı makâm-ı muallâ-yı hilâfet-i İslâmiyye ve erîke pirâ-yı saltanat-ı seniyye-i Osmâniyye/ Es-sultân ibnü’s-sultânü’s-sultân el-gâzî [Abdülhamîd Hân-ı Sânî] hazretleri taraf-ı eşreflerinden/ İşbu çeşme 1319 senesi Rebiülevvelinde tamîr ve inşâ idilmiştir.” Allah her ikisine de rahmet eylesin.(6)

Şimdi yolumuzu biraz ters rotaya çevirelim. Gizli bir çeşme bulacağız. Laleli’de, Ordu Caddesi’ne açılan Fethibey ile Gençtürk caddeleri arasındaki Çukur Çeşme Sokak’ta gerçekten de çukurda bir çeşme var. Bu çeşmenin üstünde koca bir bina yükseliyor ve yanları da binalarla çevrili. Ancak ön cepheden görebileceğiniz merdivenlerinin önünde ise yandaki tekstilcinin ürünleri var boydan boya. Yani yanından geçerken yol hizasından epey aşağıdaki bu güzeli fark etmeniz için bir sebep yok aslında; sokağın ismi belki ipucu verebilir. Belki; zira adı Çukur Çeşme olan başka sokaklarda aynı duruma rastlamak mümkün değil. El-hâsıl, bu çukur çeşmemizin de durumu hiç iyi değil. Ayna taşından itibaren yola batmış ve zaten ona gelene kadar da sayılacak birçok zararı var.(7)

10.
11.
12.
13.
14.
15.

Eyüp-Nişancı’daki Balcı Yokuşu’nda Hacı Beşir Ağa Medresesi (Şehbal İstanbul) dış duvarındaki çeşmenin tahripten mi yoksa taş yapısından mı kaynaklandığını anlamadığım tuhaf bir bitkinliği var (8). Hızlı bir taramayla öğrenebiliriz ki, çeşmeyi dahi medresenin banisi vakfetmiştir: İstanbul’da başka birçok hayratı ve bilhassa çeşmesi bulunan Hacı Beşir Ağa. Suyu akmıyor ve şu hâliyle bir vakıf eser değil, taş yapı. Bunun gibi az yaralı, mermerden bir başka eser de Eyüp Sultan’ın dış duvarında, büyük bir çınarın gölgesinde bulunuyor.(9)

Balcı Yokuşu’ndan Otakçılar yönünde devam edip Çinili Sokak’a ulaşalım, sokağa da adını veren Çinili Çeşme’miz var burada ve evet, çini bulabilene aşk olsun! Nerdeyse hiçbir çinisi sağlam ve esasen birçok çinisi de ortalıkta olmayan bu güzel eserin testi setinden kitabesine her bir parçasını kırıp dökmüşüz (10). Hatta o kadar ki, hadi görünürdekileri biz yapmadık, rüzgârdan oldular diyelim; tas yuvasındaki içe gömülmüş iki çini bile nerdeyse tamamen kırılmış (11). Kitabenin altını süsleyen çinilerden birinde, bir lale dalının çiçek kısmına bitişmesi gözüküyor. Kim bilir ne kadar güzel bir manzara sunuyordu çinileri varken. Kitabede görebildiğim kadarıyla “eyledi bu hayrı çün” yazıyor ve sonra gözüken ilk kelime de “vâlidi” ile başlıyor. Herhâlde vakfeden kişi anne-babasının ruhu mezarda sevaba açlık çekmesin diye yaptırmış. Belli ki biz hayırsız ahfadı hesaba katmamış…

Biz bu geçmişe layık olmak için ne yaptık?

Çinili Sokak devamı Nazperver Sokak’taki Dilsiz Süleyman Ağa Çeşmesi, az sert bir darbeyle yıkılacak (12). Kemeri çevreleyen taşları üst üste biraz önce aceleyle koyulmuş ve artık ne zaman yıkılırsa diye bırakılmış gibi. Kaldırım yapılırken parke taşları, çeşmenin ayna taşının yarısını yiyecek şekilde özenle döşenmiş sanki mübarek! İki tas yuvası üstündeki rengi kararmış ve kırmızı sprey sıkılmış kısımda kitabesi bulunmaktaymış bir zamanlar ama lüzumsuz olduğuna kanaat getirip onu da kaybetmişiz anlaşılan.

Yolun devamında, Takkeci Çeşme Sokak’taki Takkeci Çeşmesi, ayna taşındaki kırıklar ve birkaç sprey-boya dışında ilk etapta sorunsuz gözüküyor (13). Hele kitabesi, şükür ki, sağlam kalmış. Birkaç yerde kesme taşları gözüken yapıyı sonradan sıvayla kaplamışız.

Eyüp’ün biraz daha merkezinde, Halit Paşa Caddesi ile Zekâi Dede Sokak’ın birleştiği noktada kitabesiz ve adsız bir gariban var. Nişi karalara boyanmış, musluk altından itibaren çürüyecek kadar yosuna batmış vaziyette (14). Sahile doğru Defterdar Caddesi’ndeki Defterdar Mahmut Efendi Camii’nin dış kapısındaki çeşmenin de ayna taşı civarında kırıklar ve yosunlanmalar var. Kemerin sol tarafında gri badana izleri orayla sınırlı kalmamış; kitabesi de boyanmış çeşmenin.(15)

Cedlerimiz çok büyük insanlarmış; azametli beyler, paşalar, ağalar ve zarif, hayırsever hanımlar. Adını söylerken bile heybetiyle tüylerimizi diken diken eden Kanunî’den, seyrederek çay içmenin ve minberi yanında oturmanın en keyifli olduğu camilerden birini yaptıran Emetullah Rabia Gülnuş Sultan’a kadar. Kimseye faydası olmayacak, boyumuzdan büyük meseleleri konuşmayı bırakıp hepimizin şöyle bir dönüp kendimize bakmamız gerekiyor: Biz bu geçmişe layık olmak için ne yaptık?

Not: Fotoğrafları büyütmek için üzerlerini tıklayınız.

 

Sadullah Yıldız, torunlara da cedlerin asaletinden pay diledi

Güncelleme Tarihi: 07 Ocak 2016, 11:55
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20