Dünyeviliğin başkentinde uhrevi bir mekân

Paris Büyük Camii’ne girdiğiniz andan itibaren Paris’te olduğunuzu unutacağınıza dair söz verebilirim. Melih Turan yazdı..

Dünyeviliğin başkentinde uhrevi bir mekân

Paris’te İslam mimarisiyle inşa edilmiş büyük bir cami görürseniz ne düşünürsünüz? Evvela şaşırmamak elde değil. Çünkü İslam’a bu kadar düşman bir ülkede böyle bir camiye rastlamak insanı hayrette bırakabilir. Hem de sözüm ona “moda şehri” Paris’te.

Paris Büyük Camii, Birinci Dünya Savaşı’ndan hemen sonra 1922’de inşa edilmeye başlanır. 1926’da ise açılışı yapılır. Caminin temel yapılış sebebi olarak Birinci Dünya Savaşı’nda Fransa için savaşan Kuzey Afrika Müslümanlarına bir anıt yapılması nakledilir. Lakin altında 2. Abdulhamid’in de parmağı var. Şeref defterinde katkıları gözüken Abdulhamid buraya dar-ı ahirete göçtükten sonra nasıl himmet etmiş diye şüphelendim doğrusu. Zira Abdulhamid 1918’de vefat ediyor ve ondan dokuz yıl önce de tahttan indiriliyor.

İşin temeli şu: Abdulhamid zamanında Avrupa’nın belli şehirlerine külliye inşa edilmek istenmiş. Fakat yarım kalan bir gaye olarak tarihe geçmiş. Muhtemeldir ki Abdulhamid’in yardımı, kendi zamanında başlattığı bir proje sonucu olarak kayda geçmiş. Tabi kesinliğine dair söz etmeyi tarihçilere bırakıyor ve camiye geçiyorum.

Camiye girdiğiniz andan itibaren Paris’te olduğunuzu unutuyorsunuz

Paris merkezinde bulunan bu cami hakikaten camidir. Yani birçok müesseseyi cem etmiş bir yapı olarak vazifesini deruhte ediyor. Tarihî camiler gibi külliyesi, dispanseri, kütüphanesi, konferans salonu, aşevi ve küçük de olsa mezarlığı var. Camiye girdiğiniz andan itibaren Paris’te olduğunuzu unutacağınıza dair söz verebilirim. Zira cami fotoğraflarda göreceğiniz gibi Kuzey Afrika İslam mimarisiyle inşa edilmiş ve Batı mimarisinden herhangi bir iz, bir motif bulunmamakta.

İlk adımınızdan itibaren karşınıza çıkan otantik bahçe sizleri bir İslam diyarına götürmüş kadar ediyor. Şehrin göbeği sayılabilecek bir yerde dünyevilikten sıyrılarak, uhrevi bir âlemin size secdeye kadar eşlik ettiğini hissediyorsunuz.

Cami içinde Kur’an okuyanlar, namaz kılanlar ve dünyadan alakasını kesmişçesine istirahat edenler var. Dış görünümü gibi iç mimarisi de hassasiyetle İslam üzere işlenmiş. Kadın bölümü ayrı bir alanda. Dışarıda geniş bir avluya sahip fakat İstanbul’un camileri gibi büyük ve abdesthaneli değil.

Son halife sürüldükten sonra Fransa’da vefat eder ve na’şı buraya getirilir

Bahçeye geçtiğimiz zaman bir mezarın da orda olduğunu öğreniyoruz. Bu kabir caminin eski rektörlerinden birine ait. Yine tarihe geçersek eğer, burası son halife 2. Abdülmecit’in na’şına da mihmandarlık yapmış bir bahçe. Son halife sürüldükten sonra Fransa’da vefat eder ve na’şı buraya getirilir. On yıl burada kalmasından sonra na’şını malum cumhuriyet adamları Türkiye’ye almayı kabul etmezler. Daha sonra halifenin na’şı Peygamber’in şehri Medine’ye, Cennet-ül Baki’ye defnedilir.

Ah evet, unutmamalıyım. Cami kapısının girişinde de kocaman bir ay yıldız mevcut. İslamiyet’i temsil eden bir sembol, evet. Ama şu an daha çok Osmanlı’yı ve varisi Türkiye’yi temsil ediyor. Avrupa’da hilal görmek belki mümkün ama ay yıldızlı bir şeair-i İslamiye pek yaygın değil.

Firavunun sarayında bir mescittir bana göre mezkur cami. Zira dünyeviliğin had safhada olduğu bu şehirde insan çokça uhrevi enerjiye muhtaç olduğu için burası tam da ihtiyaç duyulan yer. Eğer hani yolunuz düşerse Paris’e (hususi ziyareti pek tavsiye etmem), Paris Büyük Camii’ne uğramadan gitmeyin lütfen. Hele benim gibi Kuzey Afrika’daki camileri ziyaret etmemişseniz sizin için güzel bir tecrübe olur.

 

Melih Turan yazdı

Güncelleme Tarihi: 03 Haziran 2014, 11:56
YORUM EKLE

banner19

banner13