banner17

Dünyanın en tehlikeli 4. ülkesine yolculuk

''Kerbela’ya geldiğimizde kendimi yaşadığım yıldan yüzyıllar öncesine gönderilmiş gibi hissettim.'' Seda Şennik Ateş, Irak ziyaretinden notlarını paylaşıyor.

Dünyanın en tehlikeli 4. ülkesine yolculuk

Çölün bittiği noktada en fazla 3 katlı sarı toprak binaların, düzensiz sokakların ve caddelerin üzerinde alçalarak Necef Havaalanı'na indi uçağımız. 5 yıl kadar önce Ramazan ayıydı. Ağustos’un en sıcak günlerine denk gelen bu önemli ayda pek çok sahabenin türbelerini ziyaret edecek olmanın heyecanı ve 47 derecede buharlaşan oksijeni solumaya çalışarak bekledik valizlerimizi. Bizi karşılayan Iraklı yetkililer, Hz. Ali’nin her yıl yenilenen kabri üzerindeki örtüden kesilerek hazırlanmış küçük örtüler hediye ettiler ve ilk hatıra fotoğrafı çekildi. Yalnızca bu kadarı bile ilginç tecrübelerle dolu bir hafta geçirmenin eşiğinde olduğumu hissettirmeye yetti.

Irak dendiğinde zihnimde beliren ilk görüntü Körfez savaşında hava harekatı ile Irak semalarına gece düşen bombaları özel televizyon kanalından canlı izleyişimizdi. Ve bir de hafızlarımızdan silinmeyen Ebu Gureyb işkenceleri... Irak, köklü kültürü ve Endülüs’e taşınan İslam tarihinin en önemli eserlerini barındıran kütüphaneleri ile aklımıza gelemiyor maalesef.

Necef havaalanından çıkıp otele doğru giderken merakla izledim şehri, sanki dün çekilmiş askerler henüz sokağa çıkmaya başlıyordu insanlar, ürkek adımlarla etraflarına bakarak… Adım başı kontrol noktası, adım başı asker… Altyapı Necef için çok yabancı bir kavram, şehir tam bir elektrik kablosu yığını, gökyüzünü görmek imkansız. Teller, birbirine geçen kablolar, onları tutan ipler vs. Necef’in gökyüzü mavi değil, siyah!

Türbe ziyareti kültürleri bizlerden oldukça farklı

Otele girmek için uzun süre araçta bekletildik. Otel, Hz. Ali'nin türbesinin bulunduğu bölgedeydi. Daha önceleri defalarca bombalı saldırıların düzenlediği türbe çevresinde çok ciddi güvenlik önlemi var. Türbenin 50 metre ötesinden başlıyor yüksek beton duvarlar, tel örgüler ve kısa mesafelerle konumlanan tanklar, buna rağmen kendinizi güvende hissetmeyi akılınızın ucundan bile geçirmeyin zira Irak, Uluslararası Risk Yönetim Danışmanlığı şirketi Control Risks’e göre dünyanın en tehlikeli ülkeleri arasında 4. sırada.

İlk ziyaret noktamız Hz. Ali’nin olduğuna inanılan türbe… Hz. Ali’nin Necef’e 170 km uzaklıktaki Kufe şehrinde öldürüldüğü tahmin ediliyor. Cenazesinin nereye gömüldüğü uzun yıllar saklı tutulan peygamber torunun bugünki ziyaretgahı 12 imamların 4.sü kabul edilen İmam Zeynel Abidin tarafından bulunmuş.

Türbenin inşa edildiği tarih tam olarak bilinmiyor. Türbenin henüz kapısına varmadan içeriden gelen bağrışmalar ve ağlamalar sizi ürkütmesin; gerçi benim buna alışmam bir kaç gün sürdü. Ancak, Şii toplumunda bu yadırganacak bir görüntü değil. Türbe ziyareti kültürleri bizlerden oldukça farklı... İçeri girdiğim ilk gün bu farklı kültürü gözlemlerken dua etmek aklıma gelmedi açıkçası... Bağırış ve ağlama şeklindeki ifademin hafif kaldığını söylemem gerekir. Türbenin parmaklıklarına kafalarını vuranları, kendilerini türbenin demirlerine bağlayanları ve yere oturup dövünenleri uzun uzun seyrettim. Bu “elim” manzara, “ilmin anahtarı, bilginin efendisi” gibi nice iltifat ve sıfatların fazlasına layık olan Hz. Ali’ye yapılan muamele, maalesef benim inanış algımı oldukça zorladı.

Yaşayan kent: Vadi-üs Selam

Türbenin hemen arkasında uzayıp giden irili ufaklı yüzlerce kubbenin bulunduğu, içinde durmaksızın toplu taşıma hizmeti veren motorların gezindiği dev bir alan... “Mezarlık olabilir mi? Yok daha neler, büfe filan da var” seklinde iç sesimle münakaşa ederken rehberimiz buranın dünyanın en büyük ve tarihi mezarlığı Vadi-üs Selam olduğunu söyledi. Yanından hızlıca geçtik ama gruptaki diğer gazeteci arkadaşlarla sözleşip ertesi gün henüz güneş doğarken geldik mezarlığa, amacımız toza dumana bulaşmadan erkenden ziyaret etmekti. Ancak pek de öyle olmadı, mezarlığa geldiğimizde motor dolmuşlar çoktan harekete geçmiş, büfe açılmış, kapısının önünde bir kaç genç oturmuş ve içeriden Arapça ilahiler yankılanmaya başlamıştı bile... Buna rağmen gündüz saatlerinde burası dev bir film platosunu andırıyordu, sabahki manzara mezarlığa daha yakındı.

Türkçeye “barış vadisi” olarak çevrilen mezarlıkta Hz. Adem’den Hz. Nuh’a sayısız peygamber ve sahabenin gömülü olduğuna inanılıyor. Bu nedenle insanlar Necef topraklarında gömülmek istiyor. Türkiye, Hindistan ve Afrika’dan İslam âlimlerine ait mezarların bulunduğu barış vadisindeki âlim mezarları, diğerlerinden yeşil boyalı yüksek kubbeleri ile ayrılıyor. Kapıları ve pencereleri ile küçük odalarından oluşan mezarların içinde ölenlere ait dev fotoğraflar var. Bazı odalardaki sandalye, masa ve dahi içinde çiçeklerle duran vazolu odacıkları hayretle gözlemledim. Bu görüntü ile ölümü hayata iliştirmeye çalışıyorlar diye düşündüm. Acıya böyle göğüs geriyor demek ki her gün yeni bir felakete uyanan toprağın insanları...

Biraz dikkatli baktığınızda tahrip olmuş mezarların üzerindeki sayısız kurşun izlerini görebilirsiniz. Bu izler Amerika’nın Irak’ı işgal günlerinden kalma... Amerikan askerleri en çok kaybı mezarlığın tünel ve dehlizlerinde vermiş.

Camiler, tarihi yapılar ve çarşılardan hâlâ ayakta olanlar var

Yol boyu siyah dev çarşafların asılı olduğu evleri izledim. Yanımızdan gecen araçlarda da aynı siyah bez dalgalanıyordu. Yolda Kerbela'ya doğru yürüyen kadınlar ve erkekler siyah çarşaflara dolanmıştı. Bu toprakların bitmeyen yası, nasırlaştırmış insanların yüzlerindeki ifadeyi... Osmanlı zamanında şehrin içine yapılan mezarların aksine günümüzde şehir dışına çıkarılarak hayattan uzaklaştırmaya çalışılan ölümle burada kol kola geziyor insanlar. Mezarlıkları da şehirlerinin tam ortasında. Kaybettiklerini anlatmayı pek tercih etmiyorlar. Ve aslında kimseyi de suçlamıyorlar çoğunlukla. Bu hal bende biraz da teslimiyetin duyarsızlığa dönüşmesi hissini uyandırdı.

Bağdat, Irak’ın başkenti, Ortadoğu’nun Kahire ve Tahran’dan sonra en büyük 3. şehri... Dicle’nin ikiye böldüğü şehir, yüzyıllar boyunca İslam dünyasının ilim, kültür, siyaset ve ticaret merkeziydi. İlk büyük felaketini Moğol istilası ile yaşayan Bağdat, ardından yüzlerce saldırıya ve kuşatmaya maruz kalmış. Savaşlar ve işgaller Bağdat’ın mimarisini yerle bir etmiş olsa da camiler, tarihi yapılar ve çarşılardan hâlâ ayakta olanlar var. Toprak yapılar çoğunlukta, Irak’ın diğer kentlerine nazaran burada daha az beton duvarlar var. Ama mahalle aralarına doğru gittiğinizde dakikalarca beton koridorlar arasında yürürken bulabilirsiniz kendinizi. Yüksek duvarların arkasında yaşıyor Iraklılar. Her gün yeni bir bombalı saldırı ile içice hayatlarını sürdürmenin basit çözümlerini arayarak inşa edilmiş yaşamları....

Heykeller yıkılıyor, yerine yenileri dikiliyor

İsmi ile hatırlamayabilirsiniz burayı ama bahsedeceğim görüntü sayesinde her gün önünden geçiyormuşsunuz gibi tanıdık gelecek. Dev Saddam heykelinin devrildiği görüntüyü hatırlamayan yoktur sanırım. Firdevsi meydanında yaklaşık 90 yıldır heykeller yıkılıyor, yerine yenileri dikiliyor. Irak devriminden önce Kral II. Faysal'ın, devrimin ardından yönetimi ele geçiren ve Irak Cumhuriyeti'nin ilk Başbakanı olan General Kasım’ın, ardından ise generali deviren Saddam’ın heykeli vardı burada. Saddam’ın heykeli yıkıldığından bu yana meydanda bir heykel yok. Irak’ın kimlerin elinde olduğunun belirsizliği gibi meydanda sadece heykelin kaidesi duruyor.

Yine dünyanın izlediği heykel yıkma görüntülerinde elinde çekiçle heykele saldıran adam yıllar sonra bir röportaj verdi. Dünyaya balyozlu adam olarak servis edilen Kasım El Caburi, “Beş yıl boyunca o heykeli devirmeyi diledim. Ama sonrasında olan bitenler büyük bir hayal kırıklığı oldu. O zamanlar sadece bir diktatörümüz vardı, şimdi yüzlercesi var. Hiçbir şey iyiye gitmedi.” diyor. Ortadoğu’da Arap baharı ile başlayan ve şimdilerde kontrolden çıkıp kimin elinin kimin cebinde olduğunu kestiremediğimiz şu günlerde muhalefet edeceğim derken sapla samanı karıştıranlara ibret verici bir röportaj. Bulunup okunmasını tavsiye ederim.

Bu meydana yakın bir yerdeydi otelimiz. Dicle’nin kıyısındaki bu şehirde Dicle’nin sularında tutulan balıklardan yemeden gitmek olmaz dedi Iraklı korumalar. Dev beton bir havuzun etrafında dikilen çubuklara geçiriliyor balıklar ve ortada yanan ateşin harında hafif hafif pişiyor. Balık sevmeyen biri olarak söylüyorum, oldukça lezzetliydi.

Babil Antik kenti de sayısız saldırıya uğramış

Ortadoğu şehirlerini ve antik kentlerini aynı cümle içinde kullanmaya kalktığımızda bu sıralar IŞİD militanlarının balyozla yıktığı tarihi eserleri anımsıyorum. Ortadoğu’nun her dönem farklı isimlere bürünmüş yüzlerce örgütü var. Babil antik kenti de asırlardan bu yana sayısız saldırıya uğramış. Saddam, sarayını antik kenti tepeden gören bir konuma inşa ettirmiş, devrildiğinde sarayla birlikte antik kent de yağmalanmış. Antik dünyanın 7 harikasından biri olarak kabul edilen Babil’in asma bahçelerinden ise tabi ki bugün eser yok.

Yağmalanan eserler dünyanın farklı müzelerine taşınmış. Babil antik kentinin yalnızca %10’u toprak üzerine çıkarılabilmiş. Kayıtlara göre kentin içinde 100’e yakın tapınak bulunuyordu, bu tapınaklardan yalnızca 12’sini görebildik biz. Ancak diğer tapınakların da gün yüzüne çıkarılabilmesi için çalışmalar sürüyor. Kentte çalışmalarını sürdüren yetkililer eserlerin geri getirilmesi için müracaatlarda bulunmuş. Ancak Batı dünyası, gayriresmi yağmalamacı ruhu dolayısıyla kaçırılan eserleri geri vermeye yanaşmıyormuş. Yapılan tüm resmi başvurularının yanıtsız kalmasından şikayetçi Iraklı arkeologlar...

Matem yaşam şekli olmuş Kerbela'da

Kerbela’ya geldiğimizde kendimi yaşadığım yıldan yüzyıllar öncesine gönderilmiş gibi hissettim. Zira peygamber torunlarının öldürüldüğü topraklarda bu felaket dün yaşanmışçasına taze... Gülen bir esnaf, bir ziyaretçi takılmadı gözüme. Matem yaşam şekilleri olmuş. Saddam döneminde Şiilerin ziyaret etmesinin yasaklandığı Kerbela'ya, o günlerin hasreti ile dolan Şiiler, yılın her ayı, özellikle de 10 Muharrem’e denk gelen dönemlerde akın ediyor.

Mescitler 24 saat ziyarete açık. Güvenlik bölgesinden geçtikten sonra uzun geniş bir cadde üzerinde sıralanıyor türbeler. Önce Celal Abbas türbesi ve Hz. Zeynep’in halka seslendiği mescidin önünden geçerek, Hz. Hüseyin’in türbesine ulaştık. Her adımda daha da yükseliyor çığlıklar. Ben her seferinde dönüp etrafıma bakınıyorum, “bir şey oldu, evet evet bu sefer kesin bir şey oldu!”

Gümüş ve altından renkli kesme taşlarla bezeli içiçe geçen odaları var türbenin. Irak mimarisinde sıkça rastlanan kesme cam işçiliğinin gördüğüm en güzel örneğiydi türbe... Ziyaret için kapısına yaklaşan gruplar, önce peygamber torununu yüksek sesle selamlıyor. Ve ardından kapısının önünde mersiyeler okuyarak sine dövüyorlar. Huzura ise herkes ayrı ayrı giriyor.

Türbenin ayakucunda Kerbala’nın en küçük şehidi, Hz. Ali’nin oğlu Ali Asgar’ın türbesi var. Şimdi bugün yazarken dahi yeniden kalbim eziliyor. Ve o günden bu yana benim Ortadoğu’ya dair hiç umudum yok!

Celal Abbas türbesinin hemen karşısındaki küçük bir yeşil alanda soluklanmak için otururken Arapça yazıların olduğu bir mezar taşına ilişti gözüm. Yazıyı azıcık Arapçama güvenerek okumaya çalışken ben de Şiilere uyup ilk çığlığımı patlattım: “Fuzuli’nin mekanı” yazıyordu. Hz. Ali’nin türbedarı Fuzuli’nin mezarının Kerbela’da olduğunu biliyordum ama böyle ansızın karşıma çıkmış olması inanılmaz heyecanlandırdı. Sanki o gün ilk kez ben bulmuştum mezarını. Mezar taşının bulunduğu yeri tekrar tekrar okudum. Kerbela’da yüzümü güldüren tek andı. Ve yazıyı onunla bitirmek de farz oldu.

Öyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünyâ nedür

Men kimem sâkî olan kimdür mey û sahbâ nedür

Gerçi cânândan dil-i şeydâ içün kâm isterem

Sorsa cânân bilmezem kâm-ı dil-i şeydâ nedür

Vasldan çün aşık-ı müstâğni eyler bir visal

Aşıka maşukdan her dem bu istiğnâ nedür

Hikmet-i dünyâ vü mâfiha bilen arif degül

Arif oldur bilmeye dünyâ vü mâfiha nedür

Ah u feryâdun Fuzûlî incidübdür âlemi

Ger belâ-yı ışk ile hoşnûd isen gavga nedür

 

Haberin fotogalerisi için tıklayınız: http://www.dunyabizim.com/?aType=fotohaber&FotoID=9968 

 

Seda Şennik Ateş yazdı

Güncelleme Tarihi: 11 Ocak 2016, 16:47
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20