Dünyanın en derin tüp geçidi!

Marmaray'ı böyle görebilmek herkese nasip olmaz. En azından şimdilik. İnsan korkuyor azizim.

Dünyanın en derin tüp geçidi!

| saat: 11.08 | yer: Üsküdar – Çınaraltı.

MarmaraySoğuktan tir tir titrenilesi bir günde, MMG (Mimar Mühendisler Grubu) aracılığıyla, herkese nasip olmayacak bir yolculuğa çıkmanın verdiği heyecanla ısınmaya çalışıyordum. Saat 11.30'da Çınaraltı'nda buluşacaktık. Her zamanki gibi Yasir'i beklemem gerekiyordu. Bu arada yan masada benimle aynı dertten muzdarip olduğunu düşündüğüm birine ilişti gözüm. Can sıkıntısından, elindeki kamerayla boğuşuyor, zaman öldürüyordu. O sıra telefonum çaldı. Arayan tabii ki Yasir'di. Eminim, "Beş dakika sonra oradayız." diyecekti. Açtım. "Orada lise çağlarında biri var mı?" diye sorunduğu an anladım ki, gözüme ilişen mağdur arkadaş da 'Yasirzede' imiş. "Var." dedim ve arkadaşı masama davet ettim. "Beş dakika sonra oradayız, iskelenin önünde buluşalım, buradan yürüyelim." dedi. Onayladık. Gerçekten de beş dakika sonra gelerek beni şaşırtan Yasir, yanında Yusuf Kot ve Faruk Günindi ile beraber, vapurdan inen yolcuların arasından başgösterdi. Artık buluştuğumuza ve selamlaşma merasimini sonlandırdığımıza göre, 'Asrın Projesi'ni kağıt üzerinde değil, bizzat gezerek görmemize engel teşkil eden bir durum kalmamıştı ortada. Koyulduk yola.

| saat: 11.40 | yer: düşünce dünyası.

Ne yalan söyleyelim; heyecanlı olduğu kadar, iç ürpertici bir durum bu. Sonuçta, edindiğimiz bilgilere göre en az 40 metre aşağı inecektik ve doğal olarak insanın aklından bir sürü felaket teorisi geçiyor o an: Ya biz gezerken içerisi suyla dolarsa; ya tam denizin ortasındayken havalandırmalar tıkanır da, nefes alamazsak; ya biz içerideyken deprem olursa; ya tünelin üstüne bir gemi oturursa; ya biz kurban edilmek üzere seçilmiş bir avuç insansak... gibi gibi bir sürü teori oluşturmak mümkündür. Hayal gücünün genişliğiyle doğru orantılı olarak, şıklar da genişletilebilir tabii ki.

Marmaray| saat: 12.03 | yer: Marmaray, Üsküdar Şantiyesi

Velhasıl, beş dakikalık yürüme yolumuzda bunları düşünürken, nihayet 'Asrın Projesi'ne tanıklık etmek üzere Marmaray Üsküdar Şantiye girişine vardık. Ekibin tamamlanmasının ardından da kasklarımızı taktık; valflerinin çekilmemesi özellikle vurgulanan, "Çekildiğinde ne oluyor?" sorusuna, "80 Euro almadan göndermiyoruz." gibi tatminkar bir cevap aldığımız can yeleklerimizi giydik. Herkes hazır olduğunda tünel girişine doğru yola koyulduk.

| saat: 12.10 | yer: düşünce dünyası

O an aklımıza [Aklımıza(!) mı? Şaşılacak bi'şey yok ortada. Bizim aynı anda, aynı şeyi düşündüğümüz çok olur] merak edip de sormaya çekindiğimiz iki soru geldi: "Acaba bu tarz duygu ve düşüncelere kapılan bir tek biz mi idik orada?" ve "Neden herkes kendi kulaklarını ısırmaya çalışırcasına heyecandan gülümsüyordu ki, ya başımıza bi'şey gelecektiyse?". Velhasıl-ı kelam; biz bu soruların cevaplarını telepatik yollarla tartışırken, daha fazla şüphelerimizin esiri olmamıza izin vermeyen grup liderimiz, bizi iç dünyamızdan kurtaracak sözcükleri döktü ortaya: "Haydi'n gençler, giriyoruz." Biz de o an gayet soğukkanlı gözükmeye çalışarak, girişin bir fotoğrafını çektikten sonra yetiştik ekibe.

Malumunuz hem heyecanlı olmakta, hem de korkmakta, son derece haklı olduğumuzu düşünmekteydik. Bardağa dolu tarafından mı, yoksa boş tarafından mı baksak bilemedik. Dolu tarafı; Asya'dan Avrupa'ya denizin üstünden yürüyerek geçme fırsatı insana Maraton'dan Maraton'a veriliyorken; denizin altından yürüme fırsatı bir ömürde kaç kere ve kaç kişiye verilirdi ki? Tabii ki, heyecanlanacaktık. Tam aksine bardağın boş tarafı ise; bu fırsat herkese verilse bile, kaç kişi denizin 60 metre kadar altından, gönül rahatlığıyla yürüyebilirdi ki? Tabii ki korkacaktık.

Marmaray| saat: 12.13 | yer: düşüncelere bile fazla hareket olanağı sağlamayan, dar merdivenler.

İki kişinin yanyana sığması mümkün olmayan merdivenlerden döne döne aşağıya inmeye başladık. Bir yandan bildiğimiz duaları okuyup, bilmediğimiz duaların ise adını söylemekle yetinirken; bir yandan da duvarlardaki derinlik tabelalarıyla psikolojik savaş veriyorduk. -7 metre.. -13,5 metre.. -18 metre.. -30 metre.. Bir yandan havanın kokusu değişiyor, bir yandan da nem oranı artıyordu. Fotoğraf makinelerimizin objektifleri buharlanmaya başladı. Dolaylı olarak da, çektiğimiz fotoğraflar flu çıkmaya başladı. En sonunda indiğimiz derinlik; 48 metre imiş. Akıllara zarar. Ne yapıyorduk biz? Neyse, ne yapıyorduysak, artık yapmıştık.

| saat: 12:16 | yer: tünel

Merdivenler bittikten sonra Yasir'in, 'Kafalara Dikkat!' tabelasına kafa attığı kapıdan geçmemizin ardından, kendimizi 15,3 metre genişlikte ve 8,6 metre yükseklikte bir tünele bakarken bulduk. Flu fotoğraflar çeke çeke ilerliyorduk. Hem çektiğimiz fotoğraflar bulanıktı, hem de zaten sağı solu değil, birbirimizi çekiyorduk. Tüp Geçit Hatırası hesabı. Velhasıl, rehberliğimizi yapan abi, "Acele edelim" diye seslenince katıldık öndeki gruba. Rehberimiz, engin teknik bilgileriyle bizi aydınlatmaya başladı. Tünelin et kalınlığı 1 metre imiş; bir tüpün ağırlığı 40.000 ton imiş; 60 metre tüp derinliğiyle dünya rekoru bizde imiş; olası bir tehlike an'ı için inşa edilen 'acil durum odası' 40 kişilik imiş, bu nedenle içeriye 41. kişi kesinlikle alınmıyor imiş; sıcaklık 18 dereceyle sabitmiş, yaz-kış hiç bir faktör bu ısıyı değiştirememekte imiş; tüpler denizin dibindeki kuma kazılan hendeklere gömülmüş, üstlerine mermer, çakıl vs öfelenmiş ki, olası gemi/denizaltı batma durumunda zarar minimize edilsin; ve son olarak, tüpler 7,9 büyüklüğünde depreme dayanıklı imiş. Özet olarak, Japon Abiler yine yapmış abiliklerini, konuşturmuş mühendisliklerini. Helal olsun.

MarmarayTeknik bilgilerden sonra soru-cevap kısmına geçtik. Ve beklenen soru, sahibini göremediğimiz bir sesten geldi: "Hiç sızdırma, kaza, yaralanma ya da ölüm durumu oldu mu?" Rutubetten midir nedir, alnında su pıtırcıkları oluşan rehberimizin cevabı yüreklere su serpti: "Tedbirde sınır tanımıyoruz. Her şey istatistiksel olarak hesaplanıyor. Her adımımızı bu verilere göre atıyoruz. Sonuç olarak da bugüne kadar sorun yaşamadık. Ama tabii ki ufak tefek parmak kesilmeleri vesaire oluyor. Bunun önüne geçmek de takdir edersiniz ki çok zor. Hee bir de, bir araç şoförü kalp krizinden vefat etti. [Allah rahmet eylesin]. Her ne kadar, araçlar da iş alanı olarak görülse de, kalp krizi iş kazası olarak görülmüyor."

Bu açıklamalardan sonra yavaştan şantiyeyi boşaltma vakti geldi. Malum, öğlen molası bitti. İşçilerin işbaşı yapabilmesi için bizim tünelden çıkmamız gerekiyordu. Hani 40 kişiden fazlası giremiyordu ya, o hesap işte. Hasıl-ı kelam, yaklaşık 50 metre derinlikteki kısa ama unutulmayacak gezimizin sonuna yaklaştık. Ağırdan koyulduk çıkış yoluna. Normal olarak, merdivenleri çıkarken daha çok zorlandık. Kalp kapakçıklarımız yırtılmaya yeltendi, mola verdik -22 metre'de. Biraz toparlandıktan sonra çıktık, çıktık... ve sonunda güneş ışıkları yüzünü gösterdi.

"Marmaray" Fotoğrafları için tıklayınız.

 

Osman Özdemir denizlerin altından bildirdi.

Güncelleme Tarihi: 04 Ocak 2010, 10:17
YORUM EKLE
YORUMLAR
ziya zulmet
ziya zulmet - 9 yıl Önce

vatandaş, dergi bekler.

Hamit Kurban
Hamit Kurban - 9 yıl Önce

Sağda solda gezeceğinize oturun karikatür çizin:))

kızgıncadı
kızgıncadı - 9 yıl Önce

tebrikler ... gördüklerinizden kaliteli karikatürler bekliyoruz...bilmem mesaj alındımı... :)

banner19