banner17

Dünyanın en büyük beşinci camisi Lahor'da

Güney Asya seyahatimin ilk durağı, Pakistan sınırları içinde bulunan Lahor'du. Hindistan sınırında bulunan tarihî bir şehir olan Lahor'un ülkenin en önemli şehri olduğunu söyleyebiliriz. Yusuf Sami Kamadan yazdı.

Dünyanın en büyük beşinci camisi Lahor'da

Güney Asya seyahatimin ilk durağı, Pakistan sınırları içinde bulunan Lahor'du. Lahor, başkent İslamabad’ın yaklaşık 300 km güneydoğusunda ve Hindistan sınırında bulunan tarihî bir şehir. Her ne kadar ülkenin başkenti İslamabad olsa da Lahor'un, ülkenin en önemli şehri olduğunu söyleyebiliriz. Lahor; Delhi, Agra ve Fetihpur Sikri gibi zamanında Bâbürlüler’in dört büyük başkentinden biri olmasından başka, diğer bazı devletlere de merkez olmuş.

Lahor ile ilgili yazıya başlamadan önce kısaca Pakistan’dan da bahsetmek istiyorum. Gerek çalışma yoğunluğum, gerek ülkenin içinde bulunduğu güvenlik problemleri bana Pakistan’da çok da fazla seyahat etme imkanı tanımadı. Bununla beraber Keşmir’i görme imkanını elde ettim. Aslına bakılırsa ben Güney Asya seyahatine çıkanların genel rotası olan Pakistan, Hindistan ve Nepal’e bir de Keşmir’i eklemenin yerinde olacağını düşünüyorum. Bilindiği gibi Keşmir meselesi, ümmetin çözülmeyi bekleyen problemlerinden biri... Türkiye’de aslında görece az bilinen bu meseleye biraz değinmekte fayda var.

Keşmir sorununun kısa tarihi

Keşmir dediğimiz bölge bugün üç devletin sınırları içerisinde bulunuyor. Toplam 222 bin küsür kilometrekarelik Keşmir’in yarısından fazlası Cammû-Keşmir Eyaleti adıyla Hindistan idaresi altında, yaklaşık 43 bin kilometrekarelik kısmı Çin idaresi altında ve 78 bin küsür kilometrekarelik kısmı da Pakistan’ın idaresi altında bulunuyor. Pakistan’ın idaresi altında bulunan toprakların yaklaşık 12 bin kilometrekarelik bölümü ise başkenti Muzafferabad olan Âzad Keşmir Eyaleti’ni meydana getiriyor. 15 Ağustos 1947’de Hindistan ve Pakistan devletlerinin kurulmasından sonra İngiliz himayesindeki 500 kadar irili ufaklı nizamlık, nevvâblık, prenslik, mihracelik ve krallık nüfus yoğunluğu, dinî ve etnik yapı, coğrafî konum gibi özelliklerine ve halklarının arzularına göre bu iki devletten birine katılmaları veya bağımsızlığı seçmeleri hususunda serbest bırakılıyor. Keşmir’in nüfus yoğunluğu müslümanların lehine olunca Pakistan'a geçmesi gerekirken, oranın idarecisi bir şekilde Keşmir topraklarını Hindistan topraklarına katıyor ve günümüze kadar çözülemeyen Keşmir Meselesi böylelikle meydana çıkıyor. Hindistan yetkilileri Âzad Keşmir’i Pakistan işgali altındaki Keşmir olarak tanımlarken, Pakistanlılar da Hindistan’ın Cammû-Keşmir’ini Hindistan işgali altındaki topraklar olarak tanımlamaya başlıyor. İki ülke arasındaki bu problem hâlâ her an savaş çıkartabilecek bir sorun olarak duruyor. Kaldı ki bu yüzden 1965 ve 1971 yıllarında iki ülke arasında büyük iki de savaş yaşanmış ve pek çok Müslüman hayatını kaybetmiş. Sınırda hâlâ çatışmalar yaşanabiliyor.

Ben de işte Âzad Keşmir’in başkenti Muzafferabad’daydım. Gerçekten de muhteşem bir coğrafya. Şehri ikiye yaran Celum Nehri’nin güzelliği, azametli dağlarla birleşince biz şehir çocuklarını büyüleyebiliyor.

Keşmir dışında, başka şehir ve eyaletlerde de bulunma fırsatım oldu. Tabi Pakistan birçok probleme sahip bir ülke. Ekonomik sıkıntılar... Mülteciler... Mezhepsel gerginlikler... Özellikle Hindistan’ı da gördükten sonra “Pakistan'ın Hindistan'dan ayrılması acaba doğru muydu?” sorusu aklıma geldi.

Dünyanın en büyük beşinci camisi

Pakistan’la alakalı yazacak çok şey olmakla beraber ben daha da uzatmadan seyahatimin ilk güzergâhı olan Lahor’dan başlayayım. Lahor, Karaçi’den sonra Pakistan’ın en büyük ikinci şehri olma özelliğine sahip. Bu arada Pakistan’ın, dört eyalet ve doğrudan merkezi yönetime bağlı üç özerk bölgeden oluşan federatif bir yönetim şekline sahip olduğunu da ekleyeyim. Bu eyaletler Pencap, Sind, Hayber Paktunva ve Belucistan’dır. Üç özerk bölge ise Gilgit-Baltistan Bölgesi, Özgür Keşmir Bölgesi ve Afganistan sınırında yer alan ve kabilelerin denetimine bırakılan Kabileler Bölgesi’dir. İşte Lahor da Pakistan nüfusunun yüzde 56’sına, ülkenin ekonomik üretiminin yüzde 62’sine tek başına sahip olan Pencap Eyaleti’nin başkenti olan bir şehir. Dolayısıyla Pakistan için çok önemli bir kent. Ben genel tarih ve kültür birikimine yoğunlaştığım için bunun dışında kalanları çok da gündemime almadım.

Lahor’un tarihî bir şehir olduğunu ifade etmiştim. Bu meyanda ziyaret ettiğim ilk yer Pâdişâhî Camii oldu. Bâbürlüler'in altıncı sultanı olan Evrengzîb tarafından inşa ettirilen muhteşem Pâdişâhî Camii... 1671 yılında başlanıp 1673 yılında tamamlanan bu caminin, Pakistan ve Güney Asya’nın ikinci, dünyanın da en büyük beşinci camisi olduğu söyleniyor. Gerçekten de çok büyük bir iç avlusu var. Lahor’un da, Pakistan’ın da en önemli tarihi eserlerinden biri durumunda.

1947 yılında Hindistan ve Pakistan ayrılınca tarihi değer taşıyan eserler genelde Hindistan tarafında kalmış. Pakistan’ın bu konuda çok da zengin olduğu söylenemez. Lahor’da 1799 ile 1849 yılları arasında Sih hakimiyeti olmuş. Sih Kralı Maharaja Ranjit Singh tarafından Lahor ele geçirilince, Pâdişâhî Camii de kralın ordusuna ve atlarına tahsis edilmiş. 1841 yılındaki Sih İç Savaşı’nda da bu kralın oğlu Maharaja Şer Singh, caminin minarelerine silahlar yerleştirip buradan rakiplerine saldırarak üstünlük elde etmiş. Tabi bu esnada özellikle caminin yakınlarında olan Lahor Kalesiciddi zayiat almış. Bu dönemde kalenin yok olan Dîvân-ı Âm binası daha sonra İngilizler tarafından yaptırılmış olmakla beraber eskisi gibi olmamış haliyle.

Lahor, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi tarafından ele geçirilice, caminin kullanımında bir değişiklik olmamış ve Sih Dönemi’nden itibaren ordu için kullanılan cami, İngiliz hakimiyeti döneminde de bu şeklini devam ettirmiş. Bu durum Müslümanların isyanına sebep olunca İngilizler camiyi boşaltmak durumunda kalmış ve bu tarihten sonra müslümanların gayretiyle camide restorasyon çalışmaları başlayarak, cami asıl amacına yönelik kullanılmaya başlanmış. Pakistan Devleti’nin kurulmasının ardından da Lahor Pakistan sınırları içerisinde kalmış.

Muhammed İkbal’in kabri de burada

Caminin tarihinde önemli olan bir olayı da, 1974 yılındaki İkinci İslam Zirvesi’nin Lahor’da yapılması ve 39 müslüman devlet liderinin burada namaz kılması oluşturuyor. Zülfikar Ali Butto, Kral Faysal, Kaddafi, Yaser Arafat gibi isimler burada hep birlikte Cuma namazı kılmışlar. Ayrıca TİKA’nın, burada bulunan kutsal emanetlerin restorasyonu ve daha iyi koşullarda sergilenmesi için Kültür Bakanlığı’yla işbirliği yaptığını da ekleyeyim. Lahor’a Kasım ayında gelen Kültür Bakanlığı’nın uzmanları burada bir tetkîk çalışması yapmışlardı.

Pâdişâhî Camii’nin hemen dibinde meşhur mütefekkir Muhammed İkbal’in mütevâzı kabri bulunuyor. Muhtemel saldırı ihtimalleri dolayısıyla dolayısıyla etrafı demir tellerle çevrilmiş ve kabrin başında da silahlı askerler bulunuyordu. Lahor’a kadar gelmişken, içeriye giremiyor olmak ve uzak mesafeden de istediğim fotoğrafı alamamış olmam beni üzmüştü biraz. Nasip değilmiş deyip geri dönerken, kıyafetinden anlayabildiğim kadarıyla yetkili bir asker beni yanına çağırdı, biraz konuştuk. Herhalde ben fotoğraf çekmek için kıvranırken beni görmüştü. Türk olduğumu da öğrendikten sonra beni Muhammed İkbal’in kabrine bizzat kendisi götürdü. Pakistanlılar Türkleri çok seviyorlar. Kapıdaki askerlere de Urduca birşeyler söyleyerek içeriye girmeme müsaade edildi. Ben de üstad İkbal’in kabrinde önce Fâtihamı okudum, sonra da fotoğraflarımı çektim. Türk olunca özel muamele görülebiliyor Pakistan’da.. Hilâfete samimi bağlılıklarının bir bakiyesi olabilir bu durum...

Lahor Kalesi azametli bir yermiş

Lahor’da 1799 ile 1849 yılları arasında Sih hakimiyeti olduğunu söylemiştim. Bu dönemden kalma yapılar da bulunuyor şehirde. Sih Kralı Maharaja Ranjit Singh’in küllerinin saklandığı kapların bulunduğu Samadhi of Ranjit Singh ile yine Sih Dönemi’nde düzenlenen Huzûrî Bağ bunlardan birkaçı..

Lahor Kalesi de Pâdişâhî Camii’nin hemen yakınında bulunuyor. Bir sonraki durağım da orayı ziyaret etmek oldu. Bugün “Kadim Kent” olarak adlandırılan bölge, Bâbürlü Sultanı Ekber Şah döneminde surla çevrilerek 13 kapılı bir kale şehir konumuna getirilmiş. Genel itibariyle tarihî değer taşıyan eserler de burada bulunuyor. Lahor Kalesi de burada. Bu kalenin bulunduğu yerde daha öncelerden kalma bir başka kale bulunurken, yine Ekber Şah 1566 yılında bu kalenin bulunduğu yere bugün mevcut olan kaleyi inşa ettirmeye başlamış. Cihangir, Şah Cihan ve Evrengzîb dönemlerinde de önemli ilave ve değişiklikler yapılmış kalede. Delhi’deki Kızıl Kale, Agra’daki Agra Kalesi ve Caypûr’daki diğer kaleler ile karşılaştırıldığında buraya gereken önemin verilmediği hemen farkediliyor. Yapılan restorasyon çalışmaları da çok sırıtıyor. Umarım bir el atan çıkar. Her ne kadar restorasyona ihtiyaç olsa da kalede yaptığım gezinti, bir zamanlar buranın ne kadar da şâşaalı ve azametli bir yer olduğu hissini uyandırdı bende...

Kadim Kent’te de epey dolaştım. Burada da çok önemli eserler bulunuyor. Özellikle Tac Mahal’i yaptıran Bâbürlü Sultanı Şah Cihan döneminde başlanıp, Vezîr Hân olarak bilinen Şah Cihan’ın Lahor Valisi tarafından tamamlanan Vezîr Hân Camii, tezyînâtı ve ebatıyla muhteşem bir eser... Tabi ciddi bakıma ihtiyacı olduğunu da söylemeliyim. Çok da fazla zamanım olmadığı için ziyaretinde bulunduğum yerlerde derinlemesine incelemelerde bulunamadım.

Lahor’da kendisini Türk dil ve kültürünü tanıtmaya adamış çok değerli bir de akademisyen bulunuyor. Lahor’un, daha da önemlisi Pakistan’ın en önemli eğitim kurumlarından olmasından başka, en eski ve en büyük üniversitesi olan Pencap Üniversitesi’nde (1882 yılında İngiliz sömürgesi döneminde inşa ettiriliyor) Türkçe dersleri veren Prof. Dr. Durmuş Bulgur. Daha önce gıyâben tanımış olmakla beraber, Lahor’da bizzat bulunduğu kuruma giderek tanışma bahtiyarlığına erdim. Kendisi Urduca kitap telif edebilecek kadar bu dile vâkıf bir kişi. Yayınlanmış birçok Urduca eseri de bulunuyor hocanın... Urduca’ya vâkıf ve bu sahada çalışma yapan kişilerin adedinin sayılı olduğu düşünülürse böyle hocalarımıza kültürümüz adına çok şey borçlu olduğumuzu ifade etmemiz gerektiği kanaatindeyim.

Cihangir ilginç bir kişilik

Lahor’a gelmişken Bâbürlülerin kudretli hükümdarı Cihangir’in türbesine de gitmek istedim. Türbe, Kadim Kent’in 7 km. kadar dışında, Ravi Nehri’nin öteki yakasında bulunuyor. 7 km. uzak bir mesafe olmasa da trafiğin inanılmaz yoğun olduğu Lahor’da uzak sayılıyor. Durmuş Hoca’nın yardımcısı olan Reis adında çok güzel bir insan vardı. Evinin o civarlarda olduğunu, motosikletiyle beni götürebileceğini teklif etti. Lahor’da motosikletin arkasında seyahat etmek şahsım adına harika oldu. Cihangir’in türbesini bu şekilde görme imkanını elde ettim. Bâbürlülerin azametli dördüncü hükümdarı Cihangir’in, 1637’de tamamlanan XVII. yüzyıl Bâbürlü sanatının şaheserleri arasında yer alan türbesi...

Cihangir ilginç bir kişilik... Aynen dedesi Bâbür gibi, o da hâtıratını içine alan Tüzük-i Cihângîrî’sini kaleme almış. Cihangir’in babası Ekber Şah oğluna Selim ismini koymuş. Tüzük-i Cihângîrî’sinde, Selim adını, meşhur Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim’in adıyla karıştırılabilir endişesiyle kullanmadığını, hükümdarlara lâyık bir isim olduğu için Cihangir adını tercih ettiğini, tahta çıktığı sırada güneş doğduğu için de Nûreddin unvanını aldığını söyler. Mescidler inşa ettiren, içki yapım ve satımını yasaklayan, idarede müslümanları istihdam etmek gibi faaliyetlerde bulunan bir hükümdar olmakla beraber, Osmanlılar’a karşı olan tavrını anlamak pek mümkün değil. Babası Ekber Şah döneminde de Osmanlı ile bozuk ilişkiler vardı. Yine Tüzük-i Cihângîrî’nde Ankara Savaşı'nda dedesi Timur'un Osmanlılar'a karşı elde ettiği başarıdan iftiharla bahsederek Bâbürlüler'in daha üstün olduğunu ima etmesine bakılırsa bir iktidar mücadelesinin var olduğunu söylemek mümkün olabilir. Saltanatının ilk yıllarında Şah I. Abbas ile olan dostluğu ve akrabalık bağı sebebiyle Osmanlı-Safevî gerginliklerinde Safevîler’i destekleyen Cihangir, Osmanlılar’ın gönderdiği iki elçilik heyetini de hoş karşılamamış. Ancak Bâbürlü toprağı olan Kandehar’ın Safevîler tarafından zaptedilmesi üzerine bu defa onlara karşı Özbek-Osmanlı-Bâbürlü ittifakı kurmaya çalışmış, fakat IV. Murad’ın olumlu baktığı bu girişim Cihangir’in âni vefatıyla sonuçsuz kalmış.

Günü bu şekilde başka bazı ziyaretlerde de bulunarak tamamlamıştım. Yazıyı çok uzattığımın farkındayım. Dolayısıyla Pakistan’dan da bahsettiğim Lahor kısmını burada noktalayacağım. Lahor’dan sonraki durağım, Hindistan sınırlarında bulunan Amritsar idi. Bir sonraki yazımda Amritsar’ı yazacağım inşallah.

Haberin fotogalerisi için tıklayın: http://www.dunyabizim.com/?aType=fotohaber&FotoID=9119 

İlk yazı için tıklayın: http://www.dunyabizim.com/index.php?aType=haber&ArticleID=19901



Yusuf Sami Kamadan yazdı

Güncelleme Tarihi: 29 Mart 2015, 15:13
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20