banner17

Dümdüz Edilen Bu Tarih Bizimdir Beyler, Hanımlar!

İstanbul’un en değerli varlıkları olan tarihî mezarlıklar, bir zamanlar ölüleriyle birlikte yaşayan ama şimdilerde onlarla arasına mental ve somut anlamda kalın duvarlar ören Türkler’in, bugün hayatta ve tarihiyle müftehir olmasını sağlayan en önemli değerlerdir; belki açık ara en önemlisi. Sadullah Yıldız yazdı.

Dümdüz Edilen Bu Tarih Bizimdir Beyler, Hanımlar!

İstanbul’un en değerli varlıkları olan tarihî mezarlıklar, bir zamanlar ölüleriyle birlikte yaşayan ama şimdilerde onlarla arasına mental ve somut anlamda kalın duvarlar ören Türkler’in, bugün hayatta ve tarihiyle müftehir olmasını sağlayan en önemli değerlerdir; belki açık ara en önemlisi.

Zira başka her ne kıymetimiz varsa elimizde millet olarak, onları dahi bu mezarlarda mahşer sabahını bekleyenlere borçluyuz. Bu şehirde yürürken o mezarlara ve mezar sahiplerine hürmet için başlarımız öne eğik adımlasak bilmem fazla mı olur yoksa bu bile yetmez mi…

Bir zamanlar nerdeyse yekpare olan devasa bir kabristan vazifesi gören Edirnekapı civarında, bugün birçok işlevi olan büyük bir arazide onlarca kalem iş görüyor. Hâlbuki bu kocaman sahada sadece ölülerin dinlendiği bir sessizlik varmış bir zamanlar. Artık öyle değil. Bu durumun mahiyeti hiç hoş şeyler düşündürmüyor elbette; ama hiç olmazsa bölünmeler gerçekleştikten, yani tek parça olan büyük kabristan; yollar, yapılar ve boşluklar tarafından işgal ile dümdüz edildikten sonra bugün elimizde kalan mezarlık parçalarına gözümüz gibi bakamaz mıydık?

Tarihî kabristanlarımızı dolaşan bir çift gözün alacağı birçok nasibin yanı sıra çıkaracağı sonuçlardan biri de buraların bakılmaya değer bulunmadığıdır: Bu basit söyleniyor ama bir toplumun ve idarenin ne olduğuyla ilgili paragraflar dolusu tespite imkân sağlayabilir. Mezarlıkların göz önünde ve yeni olanları ‘mecburen’ bakımlı ve temiz tutulurken, tarihî kabristanlar sahipsiz ve adeta iki devletin yetki sınırı arasında ama her ikisinin ilgisi dışında kaldığı için çölleşen bir arazi gibidirler.

1.
2.
3.
4.

Hâl böyle olunca oralarda olup biten, o kadar da alakaya mazhar edilmese de oluyor. Mezarlıklarla birlikte tarihî mirasımız da alaka ve ülfetten uzak düşüyor.

Bu şehirde tarihe muhabbet besleyip de delirmemek

Kitabın ortasından hemen örnek verirsek, İstanbul’un en yoğun trafik akışının olduğu merkezlerden Fevzipaşa Caddesi girişinde, tramvay durağı arkasındaki bölgeyi ele alabiliriz. Harita üzerinden bakarsak Edirnekapı Mezarlığı ve Mısır Tarlası Mezarlığı arasında açılan yol sebebiyle buranın her iki mezarlıktan ayrı düştüğünü görebiliriz. Ve her iki mezarlık arazisinin arasında kalan bu bölge, iki mezarlığın renginin (yeşil) aksine gridir. Demek ki şehrin idarecileri diğer arazileri tanımladıkları biçimde tanımlamamıştır burayı. Yani özel bir yer değil, hele mezarlık hiç değildir haritaya göre.

İlk bakışta dışarıdaki tabelaya göre burası bir özel mülktür, mermer işleri yapan bir iş yerine tahsis edilmiştir. Ama duvarların her gün önünden geçen binlerce insan yalnızca kafasını uzatıp yüksek duvarlardan bakamadığı için, burasının kaldırım gibi sıradan bir düzlük üzerine dört duvar çevrilmiş bir iş yeri olduğunu mu düşüneceğiz?

Hayır. Burası bildiğiniz Edirnekapı Mezarlığı’nın, tarihî mezarlığın devamıdır ve içerisi gümbür gümbür dümdüz edilmiş tarihî mezar taşları doludur (1-2-3-4). İçeriye biri mermerci sıfatıyla yerleşmiş ve türlü eşyanın yanı sıra kamyon bile sokmuş! Uzun yıllardır mermerci diye biliniyor (çünkü dışarıda öyle tabela var); içerde ne olup bittiğine, daha doğrusu içerinin ne olduğuna dair kimsede bir şimşek çakmıyor, böyle bir şey göz göre göre olabiliyor ve hepimiz hâlâ aklı başında insanlarız diye ortalıkta dolanıyoruz. Bu şehirde tarihe muhabbet besleyip de delirmemek hakikaten akıl kârı değil.

Yeniler sapasağlam dururken eskiler sanki kasten paramparça edilmiş

5.
6.
7.
8.
9.
10.
11.
12.
13.
14.

Yine Edirnekapı’dan uzaklaşmadan civarda keşif yapacak olursak, ilave bir garabetle daha karşılaşırız. Mısır Tarlası Mezarlığı karşısında, mezarlığı bölen Fethi Çelebi Caddesi boyunca uzanan küçük arazi, haritada mezarlıkların gösterildiğinin aksine gri işaretlenmiş ve mezarlık olarak tanımlanmamış. Çünkü burası neden temsilî olarak önemli olsun ki, altı üstü İstanbul’un gelmiş geçmiş en mühim zatlarından bir bölümünün yattığı yer.(5)

Rami Caddesi’ne yakın hizada edebiyatımızın azim şairlerinden, sultanu’ş-şuara unvanı sahibi ve ulemadan Baki’nin de medfun olduğu (gelin görün ki yürüyüp de dibine girmezseniz Baki’nin burada dinlendiğini bilmek mümkün değildir zira reklâm edilmeye layık görülmemiştir. Harita bu gri arazide yalnızca Baki’nin mezarını gösteriyorsa da kabir metruk hâldedir) bu arazide, Osmanlı’yı Osmanlı yapan devlet adamları ve ulemay-ı izamdan kimseler mahşer sabahını bekliyorlar.

Baki’den sonra yol boyu uzanan bu eski-yeni mezarların birbirine karıştığı arazide devletin yüksek kademelerinden ve ulemadan mühim makam sahibi olmuş kimseler sıra sıra görülebilir. Üzülerek not düşmek gerekirse her tarihî kabristanda görülebilecek tahribatlar, sağlam kalmışların manzarasına göre burada da ezici çoğunluktadır.(6-7)

Yeniler sapasağlam dururken eskiler sanki kasten paramparça edilmiştir, lahitlerine kadar (8). Kazaskerlik gibi hem devletin işleyişi için kritik hem de ilmen ve fehmen hürmete layık bir makamda bulunabilmiş, her şeyden önce bir hafız-ı Kur’an olan Haffafzade Muhammed Emin Efendi’nin kabrinin manzarası insanın yüreğine küt diye oturuyor ve uzun süre göz önünden gitmiyor.(9)

Gerçi onun biraz gerisinde süslü başlığıyla hâlâ dikkat çekmek için uğraşan ama gelip geçenin mezarını çiğnemeden yürüyemeyeceği sevgili kızı da, babası Muhammed Emin Efendi’den çok farklı bir akıbete uğramamış.(10)

Bu bölge birçok zaman için müderris ve kadıların da defnedildiği, sıradan bir mezarlık olmaktan daha ileri ehemmiyette, seçkin bir kabirler topluluğunu barındırıyor. 18. asır ortalarında yaşamış Dersiam Ahmed Efendi gibi (11). Altı üstü Sultan Bayezid Hamamcısı olan Hacı Hasan Ağa da kocaman kavuğuyla ilmî bir rütbesi varmış gibi izlenim bırakmak istiyor üzerimizde. Onu bırakamıyorsa da Osmanlı insanının heybet ve vakarını sanki mezar taşından dahi fazlasıyla duyuyor gibiyiz.(12)

Buranın uzandığı kısa mesafe boyunca demir parmaklıklarla korunmuş küçük bir sofada oldukça murassa ve göz doldurucu mezar taşları da var. Sıhhiye müdüriyet-i umumîsi ispençiyar (1. Gayrimüslimlerden alınan bir çeşit örfî vergi. 2. Eczacılık işleri) müdürü es-Seyyid Ahmed Tahir Paşa ve ailesinin yer aldığı bu sofada 20 kadar kabir var. Ahmed Tahir Paşa’nın vefat tarihi pek rastlanabilir bir örnek olmamak üzere miladî 1927 diye verilmiş, takvim değişikliğinden bir yıl sonraya denk geldiği için.(13)

Dâhiliye Nazırı Emin Efendi de sofadaki mühim devletlülerden biri. Yine belirtmek gerekirse buradaki mezarlar dışarıdan erişilemez olduklarından dolayı mezar taşı süslemeciliğinin net olarak izlenebileceği hoş örnekler arz ediyorlar. Temsilî cennet meyveleriyle dolu bu şahidede olduğu gibi.(14)

Kaldırım yenileme işini de ‘tarihe hizmet’ ekmeğine yamamak

Yolun hemen karşısındaki Mısır Tarlası Mezarlığı’ndan daha evvel farklı vesilelerle bahis açmıştık.(1-2)

15.
16.
17.
18.
19.
20.
21.
22.

Şükür ki girip dolaşmanın hâlâ yasaklanmadığı bu kabristandaki son dolaşmalarımda birkaç yeni duruma şahit oldum. Burada Bosnalılar’ın hususî bir sofası var, çok şirinler (15). Devlet-i Âliye’nin Bosna sancağında vazife almış devlet erkânından ya da Bosnalı olduğu için buraya defnedilmiş zatlardan oluşan sofa oldukça dağınık ve hatta tahrip edilmiş durumda.

Bosna eşrafından Çelebizade Ali Galip Bey ve eşi Kâmile Hanım’ın yanı sıra yine Çelebizadelerden ve Saraybosnalı Hacı Abdullah Efendi’nin halilesi Nuriye Hanım burada istirahat ediyorlar (16). Bugün Saraybosna’nın kuzeybatısına konumlanan Banya Luka “kasabası” eşrafından İhsan Mehmed Efendi (17) ve Saraybosna muhacirlerinden olduğu belirtilip adı toprak altında kalan bir hanım efendi de buradaki birkaç düzine Boşnak kabrinde istirahata çekilenler.(18)

Ayrıca Fatih Camii haziresine dair derlememizde (şuradan ulaşabilirsiniz) ifade ettiğimiz, Fatih Camii’nde görev almış hoca efendilerin aynı cami haziresine defnedilmeleri geleneğinin olduğu hatta her cami için böyle bir genel kaide bulunduğunu tekraren hatırlatırsak, Mısır Tarlası Mezarlığı’ndaki uzun dolaşmalarımızda Fatih Camii dersiamlarından üç kişiyi daha o yazıya zeyl etmiş olabiliriz.

Ahmed Nuri Efendi’nin tek vasfı Fatih dersiamı olmak değil (19). Aynı zamanda halife-i ruy-i zeminin huzurunda yapılan “huzur-ı hümayun muhataplarından” biri, fetvahane-i âli kâtiplerinden ve üstüne bir de Beyceğiz Camii imamı.

İbrahim Ethem Efendi de hem Fatih dersiamı hem huzur-ı hümayun ders-i şerifi muhatabı hoca efendilerden (20). Biraz daha yakın tarihte vefat eden Azaklıoğlu Musa Kazım da hem Fatih dersiamı hem huzur-ı hümayun hocası.(21)

Tarihî mezarlıklarımızın mevcut durumunu ifade ve tasvir ederken ağlamaktan başka ne yapabiliriz, hakikaten bilmiyorum. Bir tarihî mezar taşına sarılıp okşamaya kalksanız illa bir kanuna çatmış olursunuz ve varacağınız yer tarihe saygısızlıktan en yakın hapishane olsa gerektir. Ama kimse mevcut durumun nasıl vahim olduğuyla ilgilenir gözükmüyor.

Yetkililer çoğu zaman işin sadece nasıl göründüğüyle ilgililer ve yalınlığın kıyısından dönüveriyorlar. Edirnekapı’da birkaç haftadır “İstanbul Geneli 1. Grup Muhtelif Türbe ve Hazirelerin Restorasyonu” yazılı uzun bir brandanın arkasında kaldırım yenilemesi yapılıyor. Çünkü kaldırım yenileme işini de ‘tarihe hizmet’ ekmeğine yamamak varken bundan kaçınmak akıllıca olmazdı…(22)

Tarihî mezarlıklarımızı korumak ve bu emsalsiz sanat şaheserlerini boy boy sergilemek, sonra da mezar sahiplerini bayraklaştırıp ahfadı olmakla övünmek şöyle dursun, ne durumda oldukları ya da bizim için neden önemli olabileceklerini, şu anda her şeyimizi nasıl olup da buralarda yatan kimselere medyun bulunduğumuzu anlatan bir bilinç bile geliştirilmiş değil. Öyle meşgulüz ve bazı şeylere vaktimiz öyle yok ki…

Uyandığımızda çok geç olacağından korkuyorum. Ve o gün yaşayanlarımız, bugünün ihmalkâr, tembel, haksız, göz boyayan işlerle fazlaca meşgul idarecileri için dillerine gelen laneti geri çevirmeyeceklerdir.

 

Sadullah Yıldız

Güncelleme Tarihi: 15 Aralık 2016, 16:40
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20