banner17

Doğu Karadeniz'de Güzel Bir Gün Nasıl Geçirilir?

Yolunuz Artvin-Arhavi’ye düşerse eğer, Çifte Köprüleri, Mençuna Şelalesi'ni, Ortacalar Camii ve Dikyamaç Camii'ni ve Dikyamaç-Kamparna Köyü Yaşam Tarzı Müzesi'ni mutlaka görün derim. Memnun olacaksınız; hem vücudunuz hem de zihniniz için yenilenme olacaktır. Halil Arslan yazdı.

Doğu Karadeniz'de Güzel Bir Gün Nasıl Geçirilir?

Karadeniz ve insanı sıra dışılığı ile sık sık haberlere konu olur. Bir suyun üzerinde kurulu olmayan köprü, labirenti andıran üst geçit, ilginç tabelalar ve benzeri birçok haber Karadeniz insanının hayata farklı bakışını, orijinalliğini yansıtır. Birkaç yıldır Doğu Karadeniz’de Artvin’de bulunuyorum. Arhavi’de Çifte Köprüler mevkiinde piknik yaparken arkadaşım ‘şurada yukarda bir köy var, bir de müzesi var, gördün mü?’ diye sorunca şaşırmıştım. Bir köy ve müze kulağa ilginç geliyor.

Bu yazıda,en az 5-6 defa gittiğim Dikyamaç Köyü Yaşam Tarzı Müzesi ve çevresinden bahsedeceğim. Yolu Artvin- Arhavi taraflarına düşenler için kısa bir gezi rotası çizeceğim.

Arhavi malumunuz Artvin’in sahil ilçelerinden, Rize’nin Fındıklı ilçesi ile Hopa’ya komşu; Türkiye’nin en fazla yağış alan bölgelerinden biri. Tertemiz akan dereleri, çay bahçeleri, Doğu Karadeniz sivil mimarisi örneği evleri, teleferikleri, adeta her adımda fışkıran şelaleleri, yüksek yüksek yerlerdeki arı kovanları ve her köyde insanı ayrı ayrı hayrette bırakan ahşap camileriyle ülkemizin görülesi yerlerindendir.

Arhavi’de gezilesi yerler: Çifte Köprü, Mençuna, Ortacalar Camii, Dikyamaç Camii ve Müzesi

Arhavi’ye gelindiğinde nereleri görmeliyim deyince akla ilk önce Mençuna Şelalesi gelir herhalde. Arhavi’den güneye yani dağlara doğru derenin yanındaki yoldan 15 kilometre kadar gidince Çifte Köprüler’e ulaşacaksınız. 2003 yılında restore edilen Çifte Köprüler 18. yüzyılda Kamilet Vadisi’nde iki derenin birleştiği yere yapılmış olarak duruyor. Hemen yanında trafiğe açık olarak kullanılan köprü ile bu köprüler yapıldıkları zamanla günümüz arasında bir karşılaştırma yapmamıza da imkân veriyor. Tarihi köprülerde estetik ve mimari özen göze çarparken son zamanlarda yapılan köprü ise sadece iki yakayı birbirine bağlıyor. İlkine türkü yakılır, bakılır, sevilir; köprü sadece üzerinden geçilmekle kalınmayıp insanı derenin bir yakasından diğer yakasına değil başka zamanlara da taşırken yanındaki asri olanı sadece insanları ve araçları bir uçtan başka bir uca ulaştırmaktadır. Burada yani Çifte Köprüler’de durup çağıldayan suya bakabilir, İsmail Abinin yerinde semaverde çay molası verebilirsiniz.

Buradan biraz daha yukarılara doğru çıkıldığında 3 kilometre sonra Mençuna Şelalesi’ne ulaşacağınız noktaya kadar araçlarla gidebilirsiniz. Eğer şelaleyi görmek isterseniz bir kilometreden biraz fazla yürümeniz, eh biraz da yorulmanız gerekecek. Evet yorulacaksınız, niye buraya bir teleferik yapılmaz ki diyeceksiniz ama yorgunluğunuz geçtikten sonra ormanda yürüyüş yapmanın keyfini, memleketin en zengin ağaç ve bitki varlığının, çeşit çeşit kuş seslerinin keyfini çıkartırsanız iyi ki gelmişim, iyi ki yürümüşüm buraya diyeceksiniz. Şelale biraz yukarıda ama gerçekten görülmeye değer. Şelaleye tırmanmadan arabaları bıraktığınız yerde çay demleyen bir abi var; onun da sohbeti çok tatlı. Çaykur’dan emekli ve konuşmayı seviyor, eşiyle harika çay demliyorlar, daha ne olsun.

Ortacalar Camii’nin ahşap kapısı mutlaka görülmeli

Buradan tekrar Çifte Köprüler’e gelip Ortacalar Köyü’ne çıkın. Etraf harika, zaten hız yapamayacaksınız; etrafın, börtü böceğin, ağaçların, dağların temaşası herkese iyi gelecektir. Ortacalar’a ulaşınca küçücük meydanda köy camii duruyor. Kiremit çatılı mütevazı minareli caminin içindeki ahşap işçiliği ve boyamalara hayran kalacaksınız.Cami, kitabesine göre Hicri 1170 (M. 1757) yılında inşa edilmiş. 1908 yılında, ahşap tavanla birlikte, ahşap minberi yapılmış. 1955’te minaresi eklenmiş, 1964 yılında son cemaat yeri bugünkü şekle getirilmiş. 

Burada gördüklerinizi fotoğrafladıktan sonra hemen ayrılmayın, asıl görülecek kısım caminin içinden birkaç basamakla çıkılan asma katta bulunuyor. Medrese odası olarak kullanılan bölümdeki ahşap kapıyı harikulade bir eser mutlaka görmeniz gerekiyor, her şeyi fotoğraflamasak da olur ama mutlaka görün derim.

Buradan yine yanılmıyorsan 2 kilometre kadar ilerde eski ismiyle Kamparna, şimdiki ismiyle Dikyamaç Köyü bulunmakta. Yazının başında bahsettiğim müze bu köyde bulunuyor. Olağan üstü yerlerden geçe geçe ilerleyince zaten köy meydanına yetişiyorsunuz/ulaşıyorsunuz. Burada yolun üstünde karşınıza olanca vakarıyla bir taş cami çıkıyor: Yapıyla uyumlu bir minaresi olan Dikyamaç Köyü Camii ve yanında eski ilkokul binası. Mehmet Hoca yakınlardaysa ve sizin de camiye yöneldiğinizi gördüyse mutlaka gelip ilgilenecektir.

Cami 1894 yılında inşa edilmiş. Bu camide de çok güzel bir minber, mihrap ve kubbe bulunuyor. Bazı camilerde insanı yoran, birbiriyle uyumsuz yazı ve bezemelere benzemiyor buradaki süslemeler. Bolca bulunan ahşaba;ustalıklarını, estetik birikimlerini, doğadaki renkleri yansıtmışlar; insana huzur veren, ulvi duygular yaşatan eserler ortaya çıkmış. Bu cami ve içindekiler de öyle işte. Caminin huzur veren serinliğinden ayrılabilirseniz hemen bitişikteki müzeye geçebiliriz artık.

Köyde müze: Dikyamaç Köyü Yaşam Tarzı Müzesi

Bir köy ve müze fikri; hem de öyle yol üstü falan değil dik yamaçlardan, dar yollardan geçe geçe ulaşabileceğiniz bir yerde kurulu bir müze fikri yöre insanının orijinalliğini imliyor sanki. Köy imamı Mehmet Hoca’dan duyduğuma göre köyden epey okuyan yazan insan çıkmış ve köylerini unutmamışlar elbirliğiyle eski köy okullarını 2012 yılında çok güzel sivil bir müzeye dönüştürmüşler. Burada müzeyi kuran öncülerden Naim Özkazanç’ı anmak gerekiyor sanırım.

Müzede Kamparna Köyü’nün tarihi, çevredeki yaşamdan eserler duruyor. İki kısımdan oluşan müzeyi gezerken insan, duvarlardaki ailelerin soy ağaçlarına, köy imamlarının, öğretmenlerinin fotoğraflarına bakarken gıpta ediyor. Birçok eşya artık günümüzde kullanılmıyor.

Aaa, bak buna benzer bir eşya bizde de vardı diye diye geziyorsunuz. Tek fark, burada kaybedilmemiş, kayıt edilmiş. Elbirliği böyle bir güzelliği otaya çıkarmış, her eşyaya küçük bilgi notları iliştirilmiş, ismi yazılmış, eski ismi varsa o da eklenmiş ve kim hediye ettiyse o kişi de zikredilmiş.

Müzenin ikinci kısmında daha çok ahşap işlemede kullanılan aletler sergileniyor; tahtadan yapılmış ağaç rendeleri, çiviler, çeşit çeşit testereler, demirci körüğü, demir aletler, beşikler, eski bazı vesikalar… Ne ararsanız hepsi var. Müzenin duvarları, köyden yetişen insanların fotoğrafları ile dolu.

Müze sadece eski eserleri sergilemiyor, müzeye yapılan yarışmalarla yeni eserler de kazandırılıyor. Mesela 2017 yılında yapılan el işi yarışmasında dereceye giren eserler müzeyi yaşayan bir organizma haline getirmiş sanki. İğne oyaları ve ahşap minyatürlerle şimdi yaşayanların geçmişle bağının kuvvetli olmasına önem verildiği belli oluyor.

Bir hocamla gezmiştik müzeyi ve hocamız, merkezden uzak bir yerde böyle bir müze fikrine memnuniyetini dile getirerek müzenin önünde sohbet eden Dikyamaç köylülerine yaptıkları işin önemini sitayişle ifade etmişti.

İnsan burayı gezince dedesinin, ninesinin elinde gördüğü alet edavatı hatırlıyor ve keşke diyor. Yolunuz Arhavi’ye düşerse eğer, bahsettiğim yerleri mutlaka görün derim. Memnun olacaksınız; hem vücudunuz hem de zihniniz için yenilenme olacaktır eminim. Komparna Yaşam Tarzı Müzesi’ni daha ilk gördüğüm gün ‘bu müzeyi imkanı olan herkes görmeli, bilmeli ve bunların örnekleri artmalı’ hissini ve fikrini bende uyandırdı. Bu yazıyla sizde de bir nebze olsa bu güzelliklere merak uyanmışsa yazı amacına ulaşmış demektir.

 

Halil Arslan

Güncelleme Tarihi: 05 Mayıs 2018, 15:24
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mustafa tütüncü
Mustafa tütüncü - 7 ay Önce

Gönlüne sağlık hocam harika mekanları harika bir dille anlatmışsın

Selma Tütüncü
Selma Tütüncü - 7 ay Önce

Eline gönlüne sağlık Halil hocam, gerçekten harika olmuşS

Sevgi
Sevgi - 6 ay Önce

Köyümüze gelip gördüklerinizi o kadar güzel bir dille kaleme almışsınız ki eminim bu yazınızı okuyan bir çok insan müzeyi görmeye gelecektir. emeğinize sağlık hocam, çok teşekkürler.

Yüksel ÖZBAN
Yüksel ÖZBAN - 6 ay Önce

Bu güzel yazınız için bir Dikyamaçlı olarak teşekkürler ederim, yöremiz ve köyümüz turizm de olması gereken yerde değiliz, bu bizim gerekli tanıtımı yapamamazlığımızdan olduğunu düşünüyorum, sizler gibi duyarlı arkadaşlarımızın sayesinde daha iyi yerlere geleceğiz inşsllah.

banner8

banner19

banner20