Diyarbakır izlenimleri-3

Diyarbakır kadim bir şehir. Bünyesinde, farklı medeniyetlere dair nice izler barındırır. Keşfetmeye ömür, yazmaya kelimeler kifayet etmez. Faruk Azmi Alpsoy yazdı.

Diyarbakır izlenimleri-3

Diyarbakır izlenimlerimizin üçüncü istasyonundayız. Bu kadim şehri keşfetmeye, tanımaya ve edindiğimiz bilgileri dostlarımızla paylaşmaya devam ediyoruz.

Urfa Kapı civarındayız. Urfa Kapısı, Diyarbakır’a girişi sağlayan en önemli dört kapıdan biridir. Geçmişte Şanlıurfa tarafına gidenler veya o taraftan dönenler bu kapıyı kullanırdı. Civarda geçmişte olduğu gibi günümüzde de ticari hayat pek canlı. Çok sayıda seyyar satıcı ve çerçi, görüyoruz. Özellikle yaz mevsiminde daha ziyade tarım ürünleri satılır. Karpuzun bu coğrafyadaki yeri ayrıdır. Karpuz, ekmek ve beyaz peynir Diyarbakırlıların için yaz mevsimin vazgeçilmezidir. Allah’ın hikmeti en kurak coğrafyada en sulu ve tatlı meyve yetişir. Bunun yanında çerezciler, zerzavatçılar, seyyar elbiseciler ve elle çekilen tekerlekli oyuncak arabacılar vardır.

Akşam saatlerinde Urfa Kapı civarının yoğunluğuna şahit oluyoruz. Yuvarlak kemerli kapıdan araçlar geçerken, dikdörtgen kemerli kapıdan da yayalar geçiyor. Surlar ve civarının park yeri olmasından dolayı insanlar dinlenmek için buraları tercih eder. Surlar ve çevresi şehrin en serin yerleridir. Bu civardaki surların bazı kısımlarında düzenlemeler yapılmıştır. Yapılan çalışmalar daha da detaylandırılıp artırılabilir. Surların tümüyle turizme kazandırılması, şehrin tanıtımı açısından çok faydalı olacaktır diye düşünüyoruz. Surların çevresi her yönüyle Diyarbakır’daki gezilecek en cazip yerlerin başında gelir.

Urfa Kapıdan Mardin Kapıya

Surların etrafını yürüyerek gezmek herkese nasip olmaz. Araştırmacı bir hocamızla Urfa Kapıdan Mardin Kapıya kitabelerinin keşfi ve fotoğraflama amacıyla yürüyoruz. Kan ter içinde kaldık dersem zannediyorum abartmış sayılmam. Yürürken harikulade manzaralarla karşılaşıyoruz. Surların dibinde hala binlerce ev var. Burada eski ile yeni bir arada yaşar. Yeniler ve eskilerin arasında olmak buradaki insanların hayatına da yansımış evlerin çoğunun bir cephesi surlara dayalıdır. Yabancı olduğumuzu anlayan eşraf tecessüsle bize bakıyor. Şehrin tanıtımı için kitap çalışması yaptığımızı söylüyoruz.

Yedikardeş Burcu üzerinde yer alan aslan motifi ve çift başlı kartalı fotoğraflıyoruz. Bu civar kitabeler yönüyle de çok zengin. Surlar üzerine kuşak halinde devam eden yazılar yazılmış. Yer seviyesinde kalan kitabelerin bazı kısımları sökülmüş. Muhtemelen bu taşlar söküldükleri yerin civarındaki alanda toprağa gömülmüştür. Yapılacak çalışmayla bu kitabeler bulunup orijinal yerlerine takılabilir.

Bu civarda yer alan burçlar ziyadesiyle tahribattan nasibini almış. Burcun duvarlarına hoyratça yazılar yazılmış. Bu yazıların yazılacağı yerler bu güzide, tarihî miras olmamalı. Surlar ve civarının başıboş kişiler tarafından kullanılması, sur diplerinde ateş yakılması çok kötü görüntüler oluşturmuş. 

Burada bir kitabenin yanına diz çöküp fotoğraf çekiyoruz ve bu anı ölümsüzleştiriyoruz. Kitabe kufi hatla başlıyor ve uzun bir hayvan boynu ile noktalanıyor. Civardan yürüyerek ayrılıyoruz. Karanlık olmadan Mardin kapıya varmak için hızlanıyoruz. Bu civarı tek başınıza keyifle gezmek mümkün olsa da bir rehberle gezildiğinde daha çok şey görülebilir. 15 dakika sonra Mardin Kapıya varıyoruz. Kapı civarı her zamanki gibi hareketli. Surların üzerinde fotoğraf çekenler, alışveriş yapanlar ve meyve satan tablacıları görüyoruz.

Bu civara geldiğimizde terlemiş olsak da Sultan Suca Çeşmesinin buz gibi suyundan kana kana içiyoruz. Çeşmenin fotoğraflarını çekerken su içen çocuklar gülümsüyorlar. Sultan Suca Türbesi ve Çeşmesi bu muhitteki bir Selçuklu eseridir. Dikdörtgen formlu türbe yolun ortasında kalmıştır.  Sultan Suca Çeşmesi de hala faal durumda. Çeşmenin üç kitabesi var. Taşları aşınmış durumda.

Evliya Çelebinin amcasının yaptırdığı Melik Ahmet Paşa Camii ve Hamamı

Diyarbakır’da Osmanlı dönemi valilerinden birinin kazandırdığı önemli bir yapıdır. Kuzey cephesinde dükkânlar var. Bu dükkânlar hala aktif. Yapının güney cephesinde Selçuklu kapıları formunda bir taç kapı bulunuyor. Kapı dikdörtgen formlu. Yukarı ve yanlara taşıntı yapmış. Mukarnas kavsarayla örtülmüş. Caminin güney cephesi caddeye baktığı için bu taraftaki dükkânlara ait malzemeler yapının cephesini kapatıyor. Ayrıca güney cephesinden iç avluya ulaşmayı sağlayan tünel şeklinde bir abbara mevcut. Yapıda beyaz ve kahverengi taşlar kullanılmış. Avluda ağaçlar arasında kalmış, kırık mezar taşları göze çarpıyor. Caminin minaresindeki merdivenler, gövdenin yarısına kadar iki yollu olarak yapılmış.

Melik Ahmet Hamamı da Diyarbakır’daki önemli hamamlarından. Yol üzerinden geçerken hamamı fotoğraflıyoruz. Kiremitle örtülü çatının her tarafından otlar. Bu güzide eserde yıkık dökük vaziyette kaderine terk edilmiş.

Bir zamanların önemli bir menzil hanı: Diyarbakır Deliller Hanı

Mardin Kapı civarındaki Deliller Hanı, Hüsrev Paşa tarafından 1527 yılında yaptırılmıştır.  Gazi caddesi üzerindeki hana batı kapısından giriş yaptıktan sonra danışmadan izin alırsanız detaylı olarak gezebilirsiniz. Çalışanlar misafirperverdir. Bu tarihi han yok olup gitmek üzereyken 1989’lı yıllarda otele dönüştürülmüş. Günümüzde de aynı işlevde kullanılmakta.

İslam ülkelerine gidecek hacıları götüren deliller (rehber) bu handa konakladığı için hana deliller hanı denmiştir. Geçmişte hacılar han karşısındaki alanda toplanırlarmış. Han kapısı üzerinde orijinal kitabe yok. Han dışarıdan bakınca bir köşkü andırır. Batı kısmındaki sivri kemerli bir taç kapıdan giriş yapılır. Avlu her yönden revaklarla çevrilmiştir. Odalar bu revakların gerisinde bulunuyor. Avlunun ortasında suyu akan şadırvan faal durumda. Hanın batı cephesindeki ahır bölümü tek katlı.  İçinde 72 oda ve 17 dükkân bulunan han ayrıca 800 deveyi alacak kapasitede.

Osmanlı padişahlarında IV. Murad seferlere giderken bu handa konakladığından üst katta padişaha ait bir oda mevcut. Evliya Çelebi’nin de bahsettiği han 16. yüzyıl vakfiyelerinde menzil hanı olarak geçer. Hanın inşasında siyah bazalt taş, beyaz, tuğla, moloz taş ve kalker taşı kullanılmış.

İsmini gül bahçesinden alan cami: Parlı Safa Camii

Urfa kapı civarındaki önemli camilerdendir. Akkoyunlu döneminden kalmış.  2015 yılında sur içindeki bu camiye de uğramıştık. Cami Uzun Hasan tarafından 15. yüzyılda yaptırılmış.

Sur içinin güzel bir tarafı da sürekli olarak sürprizlerle karşılaşmamızdır. Sokaklarda ilerlerken bir anda karşınıza abidevi bir yapı çıkabilir. Parlı Safa Camii de karşılaştığımız güzel bir örnek olmuştu. Kelime gül bahçesi anlamına gelir. İlk ziyaretimizde cami avlusundaki şadırvanda oturup fotoğraflar çekiyoruz. Yalnız 2019 yılındaki gezimizde cami restorasyondan dolayı kapatılmıştı. Avluda yine üç tane işçiyi çalışırken görüyoruz. Tesellimiz 2015 yılında çektiğimiz fotoğraflar oluyor. Geçmişte bu caminin minaresine güzel kokular sürüldüğünü öğreniyoruz. Minaredeki kokuların çevreye yayılması için Cuma günleri minarenin kılıfı açılır ve güzel kokular avluya saçılırmış. Bundan dolayı cami Parlı ismi ile anılagelmiştir.

Cami minaresi de farklı özelliklere sahip. Minarenin gövde kısmında makili ve nesih yazı hatları vardır. Avludaki kemerler ile minare gövdesinde damla motifleri, geometrik şekiller, yazı kuşakları, bitkisel motifler ile bezenmiştir. Çeşitli tarihlerde bizzat gördüğüm Mardin Ulu Camii, Hasankeyf El Rızk Camii minareleri de süsleme özellikleriyle Parlı Camii minaresine benzer. Cami avlusunda basit bir şadırvan mevcut.

Dicle nehrinin gerdanı, tarihi On Gözlü Köprü

On Gözlü Köprüye gitmek için Mardin Kapı civarından minibüse biniyoruz. Minibüsler tıka basa dolu. Kişi başı yaklaşık iki lira ödüyoruz. Köprü kırklar dağının eteğindeki köprüye on dakikada ulaşıyoruz. Kemerlerin sayısından dolayı bu şekilde adlandırılan köprünün güney cephesindeki iki satırlık çiçekli kufi kitabeden Mervanoğulları döneminde yaptırıldığı anlaşılmakta. Ayaklarında Dicle nehriyle mücadele eden sel yaranlar var. 180 m. uzunluğu olan köprünün genişliği yedi metre. Restore edilen kısımlarına eklenen yeni taşları hemen fark ediyoruz. Özellikle son zamanlarda yapılan peyzaj çalışmalarıyla köprü civarı daha düzenli hale getirilmiştir.

Köprü civarı akşam saatlerinde çok hareketlenir. Burada her yaştan insanı bulabilirsiniz. Civarda semaver çayı içenler, davul çalanlar, halay çekenler ile fotoğraf çekmeye gelen yeni evli çiftler görüyoruz. Minderinize oturup çayımızı yudumlarken, Dicle nehrinin hırçın suyunu seyrediyoruz. Köprü civarındaki 2015 yılında gördüğümüz yüksek katlı binaların 2019 yılında olmadığına şahit olduk. Sorduğumuzda bu evlerin kötü görüntüsünden dolayı yıktırıldığını öğreniyoruz.

Hüsrev Paşa ve Ali Paşa camileri

Diyarbakır’daki Osmanlı dönemi yapılarındandır Hüsrev Paşa Camii. Mardin Kapısına yürüme mesafesindedir. Osmanlı Valisi Hüsrev Paşa tarafından 16. yüzyılda yaptırılmış. Cami Diyarbakır’da farklı mimari tarzda inşa edilen yapılardandır.  İlk olarak medrese olarak yapılan eser sonradan camiye dönüştürülmüş. Evliya çelebi de bu camiyi şirin bir camii olarak nitelemiş. Namaz kılma alanı çok küçüktür. Avlunun üç tarafında revaklar, bunların gerisinde küçük odalar vardır. Mimar Sinan bu yapıya da imzasını atmış. Minare inşasında kırmızı ve beyaz taşlar, külahının üst kısmında ise beyaz taşlar kullanılmış. Caminin mihrabı dışardan beşgen olarak yapılmış. Mekân iç süslemelerinde ise çini malzeme tercih edilmiş.

Ali Paşa Camii, Diyarbakır Sur'da, Ali Paşa mahallesindedir. Miladi 1534’lü yıllara tarihlendirilir. Vali Hadım Ali Paşa tarafından yaptırılmıştır. Mimar Sinan eseri olarak bilinmekte. Caminin doğusunda Şafilere ait bir mescit, batısında medrese, kuzeydoğusunda farklı amaçla kullanılan bir yapı bulunuyor. Cami kare planlı ve üzeri tek kubbe ile örtülüdür.  Medresenin avlusu açık. Şafiler için de ayrı bir ibadet mekânı vardır. Yapı siyah beyaz renkli taşlarla inşa edilmiş. Caminin kuzeydoğusundaki kare kaideli minare, silindirik gövdelidir.

Diyarbakır kadim bir şehir. Bünyesinde, farklı medeniyetlere dair nice izler barındırır. Keşfetmeye ömür, yazmaya kelimeler kifayet etmez. Başka bir yazıda buluşmak dileğiyle...

Yararlanılan kaynaklar

Semavi Eyice, DİA.

Gülsen Baş, Diyarbakır İslami Dönem Yapılarında Süsleme, Van, 2006

İrfan Yıldız, Diyarbakır’daki Osmanlı Dönemi Camii ve Mescitleri.

Güncelleme Tarihi: 21 Mayıs 2020, 13:54
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26