Divriği'ye git, asla pişman olmayacaksın

Bir eski zaman kiliminin desenlerini andıran geometrik motifler, bu müthiş eserin banisinden mimarına, asırlardır içinde ibadet eden kimselere kadar bütün bir inancın kıvrımlarını, bu topraklarda kurulmuş medeniyetinin ince hatlarını işaret ediyor gibi..

Divriği'ye git, asla pişman olmayacaksın

Şehirlerin de insanlar gibi bir şahsiyeti olduğuna inanırım. Tanımak ve anlamak için şehirlerin tarihî mekânlarını gezmenin ruhumu besleyen bir yanı olduğu kadar, geçmişten geleceğe uzanan kültürel zevklerin ve mimarilerin düşünce dünyama da katkı yaptığını fark etmekteyim. Bu farkındalıkla yolumu Sivas’a düşürdüm geçen Ağustos ayında. Ajandamda gezeceğim yerlerin listesi, içimde görmek istediğim mekânların heyecanıyla doluyum.

Bir sütunun himayesinde kılıyoruz namazımızı

Günün erken saatleriyle başlıyor Sivas gezimiz. Henüz güneş ışınlarını bir billur gibi ortaya dökmemiş. Biraz da sabah ferahlığından istifade etmek amacıyla erkenden Sivas’a mührünü vuran tarihi kent meydanındaki medreselere gidiyoruz. Aracımızdan inerken serin bir hava karşılıyor bizi ve iki abide: Çifte Minareli Medrese ve hemen karşısında Buruciye Medresesi.

Çifte Minareli Medrese’den sadece geriye iki minaresi ile süslemeli taş kapısı kalmış. Binasını kaybetmiş bu tarihi kapı, kendini medeniyetin geniş avlusuna açacak kimseleri bekliyor gibi bütün görkemiyle karşımızda. Kaybolan bir medeniyetin “hâlâ ayaktayım” diye seslenen göğe doğru uzanmış tevhid nişanelerinin gölgesine sığınıyoruz. İki minare eski zamanlardan modern çağlara uzanan bir ruh abidesi aynı zamanda.

Karşı komşusu Buruciye Medresesi, restorasyon görmüş haliyle eski havasını korumakta. Girince karşımıza bir avlu beliriyor. Kafe olarak kullanılan meydandaki sandalyeler ve masaların yanında, her şeyi bir turizm işletmeciliği mantığıyla oluşturan zihniyet, fen ve din ilimlerinin bir arada okutulduğu bu tarihî medresenin odalarını birer hediyelik eşya satılan butik dükkanlara çevirmiş. Medreseyi yaptıran ve girişin sol tarafında medfun olan Muzafferuddin Burucirdi’yi ziyaret ediyoruz. Demir parmaklıkların arasından okuduğumuz duanın ardından Sivas’a ait çarık, kemik tarak ve bıçaklar, Sivas kiliminin satıldığı dükkânları geziyoruz.

Tokat’tan gelip Sivas’ta eyleşen tasavvuf büyüğü Şemsettin Sivasi Hazretlerini ziyaret etmeden olmaz. Öğle namazımızı Meydan Camii’nde kılıp, Hazret’e selamımızı veriyoruz. Meydan Camii bir Osmanlı eseri. Kanuni zamanında yaptırılmış.

Bir çok tarihî şehirin olduğu gibi Sivas’ın da Ulu Cami’si var. Erken dönem Selçuklu eserlerinden biri olan bu camide, bölgedeki diğer ulu camilerde olduğu gibi, içinde birbirine kemerlerle bağlanmış sütunlar var. Sayıları elliyi bulan bu sütunlar pencereden süzen ışıkları gölgelendirip içeriye loş bir hava katıyor. İhtiyar amcanın köşeye çekilip, ağır ve içten Kur’an okuyuşunu seyrediyorum bir süre. Bir sütunun himayesinde kılıyoruz namazımızı.

Gök medrese’de restorasyon olduğundan, bu tarihî yapıyı inşaat alanını koruyan duvarın kenarından seyretmekle yetinmek zorundayız. Anadolu’yu gezerken çinilerle bezenmiş birçok cami gördüm. Mabetlerin içini adeta sıvar gibi donatılmış çiniler, duvarlarda eski zamanlardan bir iz, bir ruh ümidini boşa çıkaran görselliğe hapsolmuş. Oysa Gök Medrese’nin minarelerindeki çinilerin maviliğinde bu beyhudelik yok. Asude bir zarafet göğe doğru uzanmakta.

Günün yorgunluğunu ev sahibimiz sevgili dostum Ömer Cenik Beyefendinin mihmandarlığında eski adıyla “Kangalağası Konağı”nda ikram edilen nefis çayı içerek atmaya çalışıyoruz.

Bir süre bakakalıyoruz aracın içinden bu muhteşem camiye

Görmek istediğimiz bir mekân var ki kendimizi ona hazırlıyoruz: Divriği Ulu Camii. Gün akşam olmuş. Ertesi günün planını şimdiden yaptık. Erkenden yola çıkıp Divriği’ye gideceğiz.

Yaklaşık 170 km. olan yolculuğumuz oldukça sıkıcı geçiyor. Zaman zaman daralan yol, ayrıca iş makinelerinin çalışmalarıyla duraklayınca bunalıyoruz. İnişli çıkışlı yollar, çocukların huzursuzluğunu artırıyor. İçimden ara sıra geçiyor: Vaz mı geçmeli gitmekten? “Geriye dönsek mi?” diyorum kendi kendime. Yol adeta uzuyor, zaman ilerliyor. Planladığımız süreyi şimdiden aştığımızı fark ediyorum.

Nihayet Divriği’deyiz. Küçük bir şehir, kasaba havasında.  Divriği Ulu Camii’nin zihnimdeki fotoğraflarını düşünüyorum. Acaba fotoğrafların yanıltıcılığıyla hayal kırıklığına uğrar mıyım endişesi sarıyor beni. Şehrin çıkışına yakın bir noktadan sola dönüp, yukarıya doğru tırmanıyoruz. Ara yollardan geçip tepeye yakın bir açıklığa ulaştığımızda sol tarafımda o muhteşem yapıyla göz göze geliyorum. Arabayı park etmeyi unutup bir süre bakakalıyoruz aracın içinden. Kendimize geldiğimizde uygun bir yer bulup, aracımızdan inerek Divriği Ulu Camii’nin avlusuna sığınıyoruz.

Divriği Ulu Camii, 1228-29 yıllarında Mengücekli beyi Ahmet Şah tarafından, Ahlatlı Muğis oğlu Hürrem Şah adlı bir mimara yaptırılmış. Bu ismi aklımda tutmak ve yaptığı başka eserleri görmek istiyorum. Evliya Çelebi’nin Ulu Cami’ye övgüler dizdiğini hatırlayınca hiç de haksız olmadığını düşünüyor insan. Kapılarda ve sütunlarda işlenmiş motifler müthiş. Bir eski zaman kiliminin desenlerini andıran geometrik motifler, bu müthiş eserin banisinden mimarına, asırlardır içinde ibadet eden kimselere kadar bütün bir inancın kıvrımlarını, bu topraklarda kurulmuş medeniyetinin ince hatlarını işaret ediyor gibi. Taş ve mermer işlemeciliğinin en nadide örneği. Başımı kaldırıp sütunlara, duvarlara işlenmiş motiflerin yapıldığı zamanı gözümde canlandırmak istiyorum. Yüzlerce taş parçasına, birer birer işlenerek şekil verilirken oluşan sesleri, taş ve çekiç seslerini duyumsamak istiyorum.

Mabedin içinde ayrı bir hava. Bir köşeye çekilip, manevi atmosferi duyumsamak için secdeye sığınıyorum. Burada ibadetini yapmış kaç insanın nefesinin sindiği kubbenin altında sadece kendim olarak değil, geçmişten bugüne yaşamış bu toprakların bütün insanlarıyla bir cemaat halinde dua ediyorum.

Sivas şehrinden güzel izlenimlerle ayrılıyorum. Aile olarak soluduğumuz bu güzel havada, bize ev sahipliği yapan Ömer Cenik ve Nazmi Beyefendilerin misafirperverliğinin de elbette etkisi büyük.

Aydın Hız yazdı

Güncelleme Tarihi: 19 Haziran 2019, 09:13
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13