banner17

Çeşmeler Garip Hâlde Biraz Olsun İlgi Bekliyor

Şehrin birçok çeşmesi harap halde ve hiç olmazsa süslerine kanıp neşelerini iade edeceğimiz günleri bekliyor. Sadullah Yıldız, tarihi çeşmeleri gündeme taşıdığı yürüyüşüne kaldığı yerden devam ediyor.

Çeşmeler Garip Hâlde Biraz Olsun İlgi Bekliyor

Artık birkaç yılı bulmuş ‘İstanbul çeşmeleri’ yürüyüşümüzün bu halkası için fotoğraflama kısmını halletmek üzere yola revan olmadan önce İbni Batuta’ya dair bir yazı okuyordum.

İster istemez İstanbul’un yalnızca çeşmeleriyle ilgili bir zincir metin tecrübesi için bile ne çok lüzumsuz uğraş verdiğimizi düşünmeden edemedim. Şehri yönetenlerin mecbur bıraktığı zahmeti aşsanız, ayrıca şehri yönettiğini düşünen mahallî hükümdarların tasallutundan paçayı kurtarmak gerekiyor. Zaten köşe bucağa sinmiş hâlde bekleyen ecdat yadigârı eserleri bulmak bir mesele, bazen erişip yanlarına yaklaşmak dahi mesele.

Elbette hengâmeden başka şeye benzemeyen İstanbul hayatında uzun yıllardan beri ve bundan böyle, tarihî eserlerin aman aman kıymet ifade ettiği zannı da çok su kaldırır. Göz önünde olanların cilalanıp parlatılmasına tarihî eserlerin hürmete mazhar oldukları yanılgısıyla kanmak safdillik ve gafletten başka şey değil.

İbn Batuta gibi ‘hür’ değiliz

İbni Batuta, otuz yıl süren büyük seyahatinde yeryüzünü oldukça hür bir dünyada dolaşmanın verdiği rahatlıkla adımlıyordu. Dünya da artık öyle bir yer değil ve edebiyat parçalamaya gelince size ait olduğu söylenebilecek, sahiplenmeniz istenecek, verginizle bakımı ve temizliği görülen, en az yasakçıları kadar sizin de dedeniz olan kimselerden miras alınmış bir camiyi fotoğraflamaya kalktığınızda, bunun yasak olduğu ikazıyla karşılaşmanız işten bile değil. İbni Batuta, ona ait olmayan kocaman bir dünyada hür dolaşıyordu; biz ise güya sahibi olduğumuz bir mahalle camimizi ya da vârisi olduğumuz ecdadımızın mezar fotoğraflarını çekemiyor, bu miras alanlarını icabında istediğimiz gibi de dolaşamıyoruz.

Fakat bu yazı dizisinin ortaya koymaya çalıştığı tespitlerden olarak, İstanbul’da yok olmaya terk edilmiş kıymetli varlıklarımızı aramak, izlerinden gidip tespit etmek ve üç cümleyle de olsa vefadarları olmak imkânımız hâlâ var. İstanbul’da izini tespit ettiğimiz, banilerinin kendilerinden başkalarını düşünerek yaptırdıkları ve başkalarının da onları hatırdan çıkarmamalarını gerektiren çeşmeleri farklı semtlerden toplamaya devam ediyoruz.

Yalnızca Mehmed Ağa’nın değil, çevre esnafının da hayratı

Bu yazıda toparladığımız çeşmelerin bulunduğu mevkilerin etrafında daha önce belki birkaç defa bile dolaşmıştık. Ancak yine de şimdi sıralayacaklarımızı görememişiz, bir sokak arkasına dikkat edememiş yahut yolumuzu düşürememişiz. Nasipleri şimdiyeymiş.

1.

İlk konuğumuz şehrin kalabalık hatta keşmekeş hâlinde sokaklarını saklayan Mercan. Fuat Paşa Caddesi’nde ilerlerken üniversitenin hemen karşısındaki yoldan aşağı iner, ilk sağdaki sokağa (Mühürdar Eminpaşa) dalarsanız sokak boyunca ilk yürüyüşte belki çeşme göremezsiniz. Ama yol boyunca sıralanan tekstil ve mefruşat dükkânlarının mankenlerini biraz kenara çekip arkalarında yarım yamalak sakladıklarının ne olduğuna bakarsanız, Mehmed Ağa adında bir hayır sahibinin hatırasını görebilirsiniz.(1)

Aslına bakarsanız yalnızca Mehmed Ağa’nın da değil; çünkü onun inşa ettirdiği tarih yazılmamışsa da çeşmenin harap hâlde olmasından bizar çevre esnafının birleşip çeşmeyi baştan yaptırmaları, hatta celi sülüs ile istiflenmiş kitabesinin dediğine göre eskisinden daha hoş görünen bir eser için çabalamalarından ötürü, bu aslında birçok kişinin hayratı. Yani Mehmed Ağa’nın toplum için ortaya koyduğu eserinin yine millet tarafından 1874’te vefaya mazhar olduğu bir toplumsal süreklilik numunesiyle karşı karşıyayız.

Aradan geçen yıllar boyunca süslemeleri de mermerinin genel manzarası gibi yaralanmış ve eksilmiş midir acaba? Bilmiyoruz. Fakat çeşmenin “ranâ” diye tabir edilen o zamanki yeni hâlinde herhâlde kurnası eksik değildi! Şimdi kurnanın nişe bitişik iç tarafını kapatan bir mermer duruyor ve testi seti olmadığından akan su olduğu gibi sokağa gidiyor. Bunun da hiç değilse görüntü kirliliğine sebep olduğu malumdur.

İçi çöplük niyetine kullanılan bir çeşme

Dümeni Eyüp’e kırarsak ilk çeşmemiz gibi muzdarip bir başka manzara görürüz. Af edersiniz, görürüz mü dedim? Herhâlde gördüğümüzü tahmin edebiliriz demeliydim. Sahilden camiye ilerleyen Feshane Caddesi üzerinde yan yana iki konak var. Birinin girişinde İlim Yayma Vakfı’nın, diğerinde Uluslararası Saraybosna Üniversitesi’nin adı duruyor. Kısaca IUS diye anılan üniversitenin ahşap konağın çatı saçağını harika oymalı bir payanda tutuyor. Doğrusunu isterseniz konağın fıstık yeşili rengiyle seyrine doyum olmuyor ama o da nesi...

2.
3.
4.

Konağın ön cephesini kaplayan reklam panolarından birinin alt tarafı, tam örtemediği çeşmeyi ele veriyor (2). Taş bir cephe üzerinde ve musluksuz, sade ayna taşlı bu çeşmenin reklam panosundan dolayı ne kadar yukarıya uzandığını veya konağa mı dâhil olduğunu anlamak mümkün değil. Ama ihmal edilip önemsiz görülmüş bu manzarada başını uzatan ve hiç olmazsa tanınacak kadar ilgi görmek isteyen musluksuz çeşmenin oldukça tanıdık görüntüsü, bir tarihî çeşme karşısında olduğumuzu fısıldıyor. Şimdilik sadece fısıldayabiliyor.

İskeleye doğru biraz gerideki Hubbî Hatun Türbesi’nde de yarı seyyar çeşmelerden biri atıl bekliyor (3). Çeşmenin vâkıfı ise içinde bulunduğu hazireye adını veren gibi bir kadın kişi: Hatice Fıtnat Hanım. İçi çöplük niyetine kullanılan çeşmenin talik yazısının güzelliğinin de tezyinat babından sayılması haricinde süsü bulunmuyor: “Merhûme Hadîce Fıtnat Hânımın rûhiçün hasbeten vakfolunmuştur. Sene 1272.”

Hazreti Halid’in kabrine giden avlu kapısına (C) girmeden önce Mihrişah Valide Sultan’ın hatırası nefis hatları biraz izleyebiliriz. Avlu giriş kapılarının üzeri ve içerisi ayetler ve ‘mâşâallah’lar ile süslenmiştir. C kapısının girişinde ise mezarlık duvarının iki parmaklığı arasını değerlendiren bir küçük çeşme görülür.(4)

Kitabesinin sonundaki tarihin hem yazısı hem yaldızı kaybolmuş ama metin okunabilir durumda. Arka tarafta mezarı olan Hacı Ayşe Nehrî Kadın tarafından yaptırılan sebilin suyunun akıp akmadığını, dolayısıyla sevabının devam edip etmediğini hemen oradan gözlüyor Ayşe Hanım. Mütevazı hacmine karşın süslemelerinin göz alıcılığıyla dikkat çeken çeşmenin musluğu üzerinde, çeşmelerde pek rastlanmamak kaydıyla hoş bir hurma ağacı tasviri duruyor. Musluğunun kopukluğu yani fonksiyonunu yerine getirememesi sebebiyle çeşme garip hâlde bekliyor.

Hiç olmazsa süslerine kanıp neşelerini iade edeceğimiz günler

Yanı başımızdaki avlu kapısından girer ve parmaklıklarla çevrili sahanın köşelerine dikkat edersek dört küçük çeşme daha görürüz. Buraya daha evvel uğramıştık. Öyleyse on dakikalık yürüyüşle Ayvansaray’a varalım ve Hazreti Kab Mescidi’nin avlusundaki iki çeşmeyi görelim. Avluya girince karşımızda kalan çeşme kuvvetle muhtemel yeni. Kurnası dâhil her aksamı sade mermerden yapılmış ve arkası tuvalet olan örme taş zemine konmuş.(5)

5.
6.
7.
8.

Çaprazındaki ise eskilerin bırakacağı türden bir şey olduğunu belli ediyor (6). Ancak belli deformasyon izleri görülüyor: Testi setinin sol cenahı yok edilmiş, kalan taraflar ise yer yer kazınmış veya kaybolmuş. Bu kaybolma daha çok ‘hızlı restorasyon’ işlerinde kullanıldığı bilinen ve mezar taşlarında da rastlanıp taşa zarar veren parlatma işleminin vereceği türden bir erime etkisinden kaynaklanmışa benziyor. Suyu akar durumdaki çeşmenin kitabe yuvasında yeller esiyor.

Otakçılar’a doğru tırmanıp Kırımî Çeşme Sokağı’na uğrarsak burada adının yanıltmadığı üzere bir çeşme buluruz: Kırımî Mehmed Efendi Çeşmesi (7). Nefis yazılı kitabesinin söylediğine göre 1137 (1725) tarihinde yapılan çeşmeyi o tarihte İstanbul kadılığından ayrılmış olan Mehmed Efendi inşa ettirmiştir.

Fotoğraftan görülebileceği gibi çeşmeye yaslanmış bir elektrik direği var, bu herhâlde onu koruyup kollamaya dâhil değildir. Bir kısmı parke taşları altında kalmış çeşmenin müzeyyen ve narin bir ayna taşı var, niş üzerinde de kemer hâlinde bir sıra süsü bulunuyor. Bazı karalamalara maruz kalmışsa da çeşmenin fizikî kondisyonunun yerinde olması geçici bir sürura sebep olmuyor değil; ama elbette yine de geçici çünkü güzel şehrimizde başına her an ne geleceğini kestirmek mümkün değil.

Yanındaki taş duvarda diğerinin ekstrası gibi duran sade ayna taşından ibaret bir çeşme daha var (8). Onun da kurnası diğeri gibi yere batırılmış vaziyette. Şehrin birçok çeşmesi gibi onun da musluğu yerinde değil ve hiç olmazsa süslerine kanıp neşesini iade edeceğimiz günleri bekliyor.

 

Sadullah Yıldız

Güncelleme Tarihi: 02 Nisan 2018, 18:15
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20