Çengelköy'e Ettiğimiz Vefasızlıklar

Bizde mezar taşı denen kıymet henüz ‘sanat’ payesine layık görülmüş değil. Bunun bariz ve mücessem örneklerini Çengelköy Mezarlığı’nda 2. adada görebiliriz. Burada eski mezar taşlarımızdan hayatta kalabilenler kenara atılmaya, kenara atılmamışlar gömülmeye ya da kırılmaya mahkûm edilmişlerdir. Sadullah Yıldız yazdı.

Çengelköy'e Ettiğimiz Vefasızlıklar

Sırtlarına tırmandıkça sahilinden daha ilgi çekici ve sürprizlerle dolu manzaralar gösteren yerlerdendir Çengelköy. Sonunda ‘köy’ bulunan birkaç semtimizin hilafına, burada köy olmanın payı daha fazladır. Sözgelimi Kadıköy’de olduğundan daha fazladır doğal arazi ve hayatın payı.

Çengelköy tarihî bir yer. Bunun başka birçok delilini göremiyor olsaydık, yalnızca mezarlığında dolaşarak tarihimizin burada sakladıklarına dair ipuçları yakalamamız mümkün olabilirdi. Ancak bizde tarihin ne durumda olduğunu itip kakıp soruşturmak gibi bir mecburiyet sürekli vardır. Bu biraz da taşıma suyla değirmen döndürmeye benzeyen ve asalak, yamalı bir gayret.

Çengelköy Mezarlığı’nın enteresan bir yer olduğunu gidip görenler bilir. Yeni mezarlıklar arasında en ilginç olanı budur belki de. Hatta burası tuhaf bir adlandırmayla ‘VIP’ mezarlıktır; renkli, fotoğraflı ve geleneksel biçimden bir hayli uzak.

Bu bölgenin alt tarafında, yine yeni mezarların olduğu 2. ada, buranın o kadar da yeni bir defin merkezi olmadığına dair ipuçlarını saklamaktadır hâlâ: Eski mezar taşlarını.

İhmal edilmişlik, maziyi ve tarihi ihmal hatta suistimal

Söylediğimiz gibi (bkz: 1. haber ve 2. haber), bizde mezar taşı denen kıymet henüz ‘sanat’ payesine layık görülmüş değil.

Bunun bariz ve mücessem örneklerini Çengelköy Mezarlığı’nda 2. adada görebiliriz.

Burada eski mezar taşlarımızdan hayatta kalabilenler kenara atılmaya, kenara atılmamışlar gömülmeye ya da kırılmaya mahkûm edilmişlerdir. Sayıları pek azdır ve yüzlerce kabir arasından çoğu kez zar zor seçilirler.

Burada şahit olduğumuz şey basbayağı ihmal edilmişliktir, maziyi ve tarihi ihmal hatta suistimal…

2. adadaki yüzlerce mezar arasında bulabileceğiniz eski harflilerin sayısı iki elin parmaklarını biraz geçebiliyor.

Ancak öyle durumdalar ki, önceden bu kadar olmadıklarını ve diğerlerinin, kimsenin ruhu duymadan savrulup atıldıklarını kolayca tahmin edebiliriz.

Kalanlar toprağa gömülmüş, özene bezene saklanmamalarının sonucu olarak kırılmış ve yan yatmış.

Hikayeleri de kayboldu, toprak altında kaldı, itilip kakıldı

1.
2.
3.
4.
5.
6.
7.
8.
9.
10.

Geri kalanı okunmayan ama adını bilebildiğimiz Şerife Aişe Hanım’ın bu nefis taşı (1), yaşlı bir servinin gölgesine sığınmış ve topraktan anca adını kurtarabilmişti.

Yakında süpürülüp atılmayı bekleyen bu kitabeler (2) ise sahiplerinin başından çekip alınmış ve narin birer emanet değillermiş gibi üst üste yığılmışlar. Uzun boylu olan kitabe Havva Hanım’a ait ve 288 yıllık uzun ve zor bir macerası var. Bize toslayacağını bileydi…

Bir başka yığılma durumu da az ötededir. İtilip kakıldıkları için bir araya gelip önlem alan bu asırlık taşlar (3), en süslü olanlarını da en arkaya geçirip korumuşlardır. Yine de sevimli kâkülleri fırlıyor tepeden. Bu manzarayı reva gördüğümüz kitabelerden biri Şerafeddin Paşa’nın validesi Atiye Hanım’a ait.

Bir başka noktada ne yazık ki kurtulamamış bir hoca efendinin son umutla kavuğu toprağın dışına fırlamış, hikâyesi ise toprağa gömülmüş (4).

Kiminin de hikâyesinin anca bir bölümü gün ışığında kalabilmiş (5).

Yıkılmak üzere olan ince işçilikli örneklerin yanı sıra Kandıralı Yakubzade Mehmed Ağa gibi köşeye sıkıştırılmış ve mezarı kaybolup sadece kitabesi kalakalmışlar da var (6).

Tepesinde açmış iki gül ve küçük de bir yaprak demeti taşıyan, bir Osmanlı hanım efendisine ait olduğu her hâlinden belli bu nefis hatlı kitabe yamuk duruyor ve zaten mezar da yolla çatışmış hâlde, bir kısmı da kırılmış. Hâlbuki İstanbul Varidat Müdürü Cemal Bey’in validesi Şerife Hanım’a aitmiş.(7)

Mezarı gibi kitabesi de hiç iyi durumda olmayan başka bir tane de onun hemen yanı başında (8). Mezar ne yazık ki belirsiz hâle gelmiş ve kitabe okunamaz durumda. Yıkılmak üzere olması da cabası. Bunu vecd ile tutup düzeltmeye uğraşan bir vatandaş ‘tarihî esere saygısızlık’tan kim bilir hapse bile atılır…

Mezar yeri kaybolmuş ve kenara itilmiş iki kitabeden daha süslü olanı, diğerini korumaya almış (9). Bu kitabenin sahibi Aişe Hanım, kendisine yapılacak en güzel şey için “duadır” diyor ve ekliyor: “Bugün bana ise yarın sanadır.” Aişe Hanım da diğer mezarlar gibi maalesef hürmetsiz ve ilgisiz bırakılmış.

Mezar yerlerinden taşınmış dört kitabenin sırt sırta verdiği başka bir yerde de gençliğine doyamamış Fatıma Hanım (ki İhlas ve Fatiha surelerini okumamızı istemiş) ile hemen yanında, Hacı Hasan Ağa’nın oğlu olduğu belirtilen ama adı toprak altında kaldığından kimliğini bilemediğimiz bir başkası yatıyor.(10)

Fotoğrafları büyütmek için üzerlerini tıklayınız.

 

 

 

 

Sadullah Yıldız

Güncelleme Tarihi: 15 Ekim 2016, 10:45
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26