Büyükşehir binası tarihi katletmiş!

Doç. Dr. Mustafa Koç Türk Edebiyatı Vakfı'ında İstanbul Büyükşehir Belediye binası ile ilgili öyle bir şey söyledi ki..

Büyükşehir binası tarihi katletmiş!

11284Türk Edebiyatı Vakfı’nın geleneksel hâle gelen Çarşamba Sohbetleri’nin bu haftaki konuğu Doç. Dr. Mustafa Koç’tu. Kubbealtı Vakfı’nın Çemberlitaş’taki merkezinde şimdilik düzenlenen etkinliklerde konuşan Koç, Değişen ve Kaybolan İstanbul konulu bir sunum gerçekleştirdi.

Türk Edebiyatı Vakfı’nın geleneksel hâle gelen “Çarşamba Sohbetleri”nin bu haftaki konuğu Doç. Dr. Mustafa Koç’tu. Kubbealtı Vakfı’nın Çemberlitaş’taki merkezinde şimdilik düzenlenen etkinliklerde konuşan Koç, “Değişen ve Kaybolan İstanbul” konulu bir sunum gerçekleştirdi. Vakıf adına ilk sözü alan Cemal Aydın, Mustafa Koç’un yaptığı çalışmalardan Baleybelen’in adını anarak onun kültür hayatımızda ne derece önemli bir ilim adamı olduğuna dikkati çekti. Kendisini konuşturabilmek için binbir naza maruz kaldıklarından da bahsetti.

11285
Mustafa Koç ve Cemal Aydın           (+)

Cemal Aydın, Mustafa Koç’un tevazusundan dolayı bu türden konuşmalara kayıtsız kaldığına da değindi. Gerçekten, uzun süredir Mustafa Koç’u ne dergilerde görebiliyoruz ne de bir kitabının çıktığını işitiyoruz. 2006 yılında ardı ardına birçok eseri neşreden Mustafa Koç, belki bu konuşma vasıtasıyla 2010 içinde de peşpeşe eserler vereceğini duyurmuş oluyordur.

Mustafa Koç’u yakından tanıyanlar onun İstanbul’un derununa vakıf biri olduğunu hemencecik dillendireceklerdir. İstanbul hakkındaki araştırmalarını zamanla gün yüzüne çıkarmasını beklediğimiz Koç, “Değişen ve Kaybolan İstanbul” başlıklı konuşmasına başlarken bir İstanbul uzmanı olmadığını İstanbul’a farklı bir disiplin içinde yetişmiş biri olarak bakacağını söyledi. Dinleyicilerden de bunu dikkate almalarını istedi.

Uzun yıllardır Fatih’te yaşadığını ve hergün birçok önemli tarihi eserin önünden geçtiğini, bu eserlerden birininse onun için araştırılmaya muhtaç olduğundan söz açarak konuşmasına başlayan Mustafa Koç, bu eserin de Dülgerzade Camii olduğunu söyledi. Biz de Dülgerzade Camii merkeze alınarak İstanbul’un mimari mirası üzerinde yapılan değişiklerin anlatıldığı konuşmadan satır başlarını ele aldık.11286

Amacı İstanbul’un dini hayatını araştırmak…

Mustafa Koç, aslında İstanbul’un sufi ve dini hayatı üzerine çalışmalar yapmak niyetini koruyarak bu işe başlıyor. İstanbul’un bu türden hayatının öğrenilmesi istenildiğinde hangi kaynaklara yol alınması gerektiğini tespit ediyor. Bu eserlerin hiçbirisi matbu değil. Matbu belgelerin yanında birtakım kaynaklar belirleyen Mustafa Koç, bunların çok önemli arşiv kaynakları olduğundan söz açıyor.

Bu yollu bilgilere ulaşmak için yol alacağımız ilk eserin Hüseyin Vassaf’ın elinden çıktığını ancak bu eserin tek taraflı bir bakış açısına hâkim olmasından dolayı yetersiz olduğunu düşünen Mustafa Koç, bu alanda en önemli kaynağın Meşahat Arşivi olduğunu söyledi. Sadece Osmanlı’nın değil imparatorluğun da mistik arşivinin orada saklı olduğunu belirtti. Süleymaniye Kütüphanesi’nde bulunan bu arşivin sadece iki defteri çalışılabilmiş. Şeyhlerin hayatları, ihtilafları, sürgünleri, münakaşaları ne aranırsa bu arşivde bulunabiliyormuş.

İkinci kaynak olarak bir şahsın hususi arşivini gösteren Mustafa Koç, bütün koleksiyonun özel bir arşivle muhafaza edildiğinden bahsetti. Üçüncü kaynak Cemaleddin Server Revnakoğlu arşivi. Üç yüz kusur dosyanın ihtiva edildiği bu arşiv, sigara kâğıtlarına bile notlar düşülerek toparlanmış. Koç, bu arşivdeki el yazısının okunmasının zorluğundan da söz açtı. Üstelik tasnif edilmemiş. Dördüncüsü Süheyl Ünver, beşincisi ise Konyalı arşiviymiş. Konyalı arşivinde onbinlerce fotoğraf olduğunu belirtti. Son olarak Muallim Naci arşivini dillendirdi.

11287Bütün bu arşivlerin düzensiz, okunmasının zor ve işlenmemiş olmalarından da bahsetti, Mustafa Koç. İstanbul’un dini ve sufi hayatı üzerine çalışmalarda bulunan Mustafa Koç’un bu konuşması çalışmasının bir bölümü olan Dülgerzade Camii’ne ayrılmış. Koç, konuşmasında bu ayrımın üzerinde özellikle durmadı ancak camii etrafında verdiği malumat dinleyicileri böyle bir düşünceye götürüyordu.

Dülgerzade Camii’nin konumunu sinevizyonda fotoğraflar ve haritalar eşliğinde gösteren Mustafa Koç, caminin bulunduğu caddenin tarihteki öneminden ve cami çevresindeki yapıların Cumhuriyet sonrası İstanbul’unda nasıl tarumar edildiğinden bahsetti.

Beyazıt’tan sonra Laleli gelmezdi…

Dülgerzade Camii İstanbul’un en kadim caddesi üzerinde bulunuyor. Bu cadde Ayasofya’dan başlayıp, Edirnekapı’da son buluyor. Bugünkü tramvay yolundan farklı olarak. Beyazıt’tan sonra cadde aslında Vezneciler’den devam ediyormuş. Fatih Camii’nin avlusundan geçiyormuş. Bir imparatorluğun mimarisinin üçte biri yok oluyor günümüze kadar. Dülgerzade Camii bu yıkımdan nispeten kurtulabilmiş.

Bu caddenin birçok özelliği bulunuyor. En başta ilim caddesi olarak kültür hayatımızda önemli bir yere denk geliyor bu cadde. Ondan fazla medrese adı sayıyor Mustafa Koç, bu cadde üzerinde bulunan. Birçoğu kalmamış tabii bu medreselerin. Sonra ticaret caddesiymiş. Kapalıçarşı ve Saraçhane oranın bir ticaret merkezi olduğuna işaret. Saraçhane, Osmanlı ordusundaki bütün atların savaşa çıkılmadan önce bakımlarının yapıldığı yermiş. Bu yönüyle de caddenin askeri bir cadde olduğunu söylüyor.

Bunları saydıktan sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi binasının yapıldığı bölgeye ve bu bina yapımı sırasında yok edilen tarihi yapılardan söz açan Mustafa Koç, yine fotoğraflar eşliğinde ortadan kaldırılan kurumları saydı. 1950’lerde İstanbul’un en güzel medresesi, belediye binasının olduğu bölgeden, çevrenin estetiğini bozuyor iddiasıyla yok edilmiş.

Bugün Fatih’in heykelinin bulunduğu meydanda Firuzağa Camii bulunuyormuş. Ayazağa Camii, Karagöz Mescidi, Haşim Paşa Konağı, Haydarhane Tekkesi, Abdülhalim Medresesi de bu yıkımdan nasibini alıyor. Bunların hemen sırasındaki Amcazade Külliyesi şükür ki kurtarılabiliyor. Acemoğlu Hamamı da durmasına rağmen kimse tarafından fark edilemiyor çünkü önünde bir duvar bulunuyor… Bunların hemen yanında da konuşmanın kahramanı Dülgerzade Camii geliyor.

Hoca, tüccar demektir…

11288Dülgerzade Camii’nin önceki haliyle ilgili fotoğraflar gösterdi Mustafa Koç. Bu birkaç fotoğraf sayesinde nelerin bir anda yok edilebildiğine değindi. Mesela fotoğrafta yer alan bir su terazisinden dolayı bunların ne işe yaradığını anlattı. Eski İstanbul’da bunlardan çokça varmış. Suyun dengesi ve havalandırılması için kullanılıyormuş.

Caminin haziresinden baninin mezar taşını okuyan Koç, mezar taşlarında geçen hoca ifadesinin bildiğimiz manada sadece hoca anlamına gelmediğini söyledi. Hoca aynı zamanda tüccar demekmiş. Mezar taşına bakılmadan bir mimari yapının çalışılmaması gerektiğine değinen Koç, bu caminin mezar taşını okuyarak banisinin Dülgerzade Hoca Mehmed değil Hoca Ahmed olduğunu kendisinin ortaya çıkardığından bahsetti. Dülger çatı aktaran kişi anlamına geliyormuş.

Aile aslen Karamanlı. Karaman’dan İstanbul’a gelmişler. Ailenin bir kısmı Üsküp’e göçmüş. Dülgerzade ailesinden şairler çıkmış. 16. yüzyılda Üsküplü diye anılıyorlar.

Bunlardan sonra camiyi kimlerin mescide çevirdiğini, ilk şeyhlerinin kimler olduğunu, caminin tekke kısmının bugün tuvalet olarak kullanıldığını da anlattı. Caminin önceleri mescid olarak inşa edildiğini, bir kısım yangınlar geçirdiğini, tekke kanunu çıktıktan sonra da kapatıldığını söyledi.

11290
Mustafa Koç                               (+)

Aralarda ek bilgiler de veren Mustafa Koç, bugün Millet Kütüphanesi’nin yanındaki Saray Muhallebicisi’nin bulunduğu binanın dördüncü katında bir zamanlar Halil Paşa Camii’nin kubbesinin bulunduğunu orada zikirler çekildiğini hatırlattı. Bugün oranın düğün salonu olarak kullanıldığını söylemeyi de ihmal etmedi. İstanbul’daki eski mezar taşlarının birçoklarının taşımayla bugünkü yerlerinde olduklarından da bahseden Koç, altlarında cenaze olmadığını söyledi. Bir külliyenin haziresindeki mezar taşlarının araştırmalar sırasında yanıltıcı olabileceğini söyledi.

Mustafa Koç, zamanın darlığından dolayı konuşacaklarının sadece giriş kısmını anlatabildiğini söyledi. Biz de buraya kadar dinlediklerimizle iktifa etmek durumunda kaldık. Mustafa Koç, Osmanlı kültürüne ve eski yazma eserlerine vukufiyetiyle biliniyor. Bize de onun yazdıklarını, konuşmalarını takip ederek istifade etmek düşüyor.

 

Yakup Öztürk hocasına saygıyla yazdı…

Yayın Tarihi: 01 Şubat 2010 Pazartesi 15:29 Güncelleme Tarihi: 05 Şubat 2010, 10:41
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
tespih
tespih - 12 yıl Önce

hoca hangi üni ve bölümde ?

ARAZ GÜNEYLİ
ARAZ GÜNEYLİ - 12 yıl Önce

BEN İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ'de öğrenciken Türk Dili dersimize Saygıdeğer Hocamız Mustafa Koç ile aldık, o ders saatlerin bile unutmadım,çok zevkle dinlerdik Hocanı.Buradan sevgi ve saygılarımı gönderiyorum.Eğer Hocam email adresinizi yazarsınız sevinerim.
sevgi ve saygıyla
Araz

sedat koç
sedat koç - 11 yıl Önce

geçmişine sahip çıkmayanlar ibret alsın mustafa abi.tarihine sahip çıkmayan milletler gelecegini düşünmeyen azınlık olur.olmayada mahkumdur..seninle hepimiz gurur duyuyoruz.YÜCE RABBİM yolunu zihnini açık etsin abi.başarılar dilegimle..ALLAH,A EMANET OL...

hatice sürer
hatice sürer - 11 yıl Önce

mustafa güzel konuşmalarını seyredip memnun oluyorum
hele insanın yigeni olunca benım cok daha gurur duyuyor
çalişmalarının devamı için duacıyım

esin yarar
esin yarar - 10 yıl Önce

hocam sizim çok özledim kıbrısdan gittiginiz günden beri sizi arıyorum size nasıl ulaşabilirim yurtdada kalmadınız iletişim için de her hangi birşey vermediniz sizle konuşmak istiyorummmmm

banner26