banner17

Bu şehrin adama ne yapacağı hiç belli olmaz!

Geçenlerde yolum İ.Ü. Yabancı Diller Fakültesi’ne düştü. İşimi bitirdikten sonra fakülteden çıkıp yola koyuldum ki, yan taraftaki tarihî yapıyı fark ettim. Uzun zamandan beri kapalıydı çünkü burası. İlk defa açık görüyordum bu güzel bahçeyi… Yunus Sürücü yazdı.

Bu şehrin adama ne yapacağı hiç belli olmaz!

 

 

Geçenlerde yolum Yabancı Diller Fakültesi’ne düştü. İşimi bitirdikten sonra fakülteden çıkıp yola koyuldum ki, yan taraftaki tarihî yapıyı fark ettim. Uzun zamandan beri kapalıydı çünkü burası. İlk defa açık görüyordum bu güzel bahçeyi. Dolayısıyla şaşırdım. Daha önce çok defa buradan geçtim. Ve buranın mezar taşlarını dışardan hasretle izliyordum.

Ne zaman buradan geçtiysem kafamı uzatıp içerisine bakmadan edemedim. Fakat buranın açılacağını tahmin edemezdim. Burası Cenderecizâde Muhyiddin Çelebi Türbesi. Süleymaniye’nin ortasında adeta bir cennet bahçesi. Cendericizâde Muhyiddin Çelebi, II. Bayezid’in defterdarlığını yapmış. İçeriye ürkekçe girdim. İçerisi sessiz ve sakindi. Kapıda “Muhittin” yazıyor fakat ben "Muhyiddin” diye söyleyip, yazıyorum. Muhittin nedir Allah aşkına! Elbette ki “incirin çevresi” ile “dini canlandıran, dirilten, yenileyen” anlamları arasında çok fark vardı. Alın size alfabe değişikliğinin çarpık bir tezahürü daha!

Bu şehrin ne yapacağı hiç belli olmaz!

Baharın gelmesiyle beraber İstanbul daha da güzelleşti. Her tarafında çiçekler, laleler açtı. Bu güzel şehirde bu bahar mevsiminde ne tür sürprizlerle karşılaşacağını kimse tahmin edemez. Kâh bir kuş sarayı, kâh bir türbe, kâh bir medrese, kâh şirin bir mezar taşı bulursunuz. Önünüze nerde ne zaman ne çıkacağı hiç belli değil. Bu cennet bahçesi de benim yolumu işte böyle kesti. Burası uzun zamandan beri kapalıymış. Görevlisi olan Mehmet Ağabey’e sordum; uzun zamandan beri restore ediliyormuş. Arka tarafındaki duvarlar yeniden inşa edilmiş, bazı ağaçlar yapıya zarar verdiği için kesilmiş, içerisine gül fidanları dikilmiş. Mekân içinizi kıpır kıpır edecek bir sevinç veriyor size. Türbesi, gülleri, mezar taşları, ağaçları ve görevli kulübesindeki ahşap kuş evi muhayyilenizi alıp sizi öte âlemlere götürüyor.

Mezar taşlarında hüzün var

İstanbul’a ayak bastığımdan beri Osmanlı’ya ait olan mezar taşlarının sevgisi içimde günbegün büyüdü, büyüdü ve dallandı budaklandı. Her Müslüman için tarihi mezar taşları çok kıymetlidir ve çok kıymetli olmalıdır. Mezar taşı tarihî bir vesika olmakla beraber ahiretten sesler ve kokular getirir bize. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav) de kabir ziyaretlerinde bulunmamızı bize öğütlemiştir. Mezar taşları, her müminin kendi ruhunu bulması ve kendi ruhunu tanıması açısından çok müstesna bir yere sahiptirler. Dikkat ederseniz hazire, eski camilerin çoğunlukla ön tarafındadır. Bunun nedeni Müslümanın beş vakit namazda ölümü hatırlayıp, yarın için azık toplamasıdır. İşte buradaki mezar taşları da aynı görevi ve mesuliyeti yükleniyorlardı.

O kadar güzeller, o kadar güzeller ki, öldükten sonra bile bize öğüt veriyorlar. Türbenin içini gezmeye devam ediyordum. Arka tarafı keşke görmemiş olaydım. Bir sürü mezar taşı kırılmış, dökülmüş ve harap hale gelmiş. “Ölüler yaptığınız iyi işlerinizi görünce sevinir, kötü işlerinize üzülürler!” hadis-i şerifini düşündükçe canım daha sıkılıyor, mekân bana dar geliyordu. Bu insanlar ne yaptı ki bize biz bunlara bunu reva görmüşüz? Bu insanlar bize ne yaptı ki taşların baş kısımlarını oraya buraya atmışız? Mehmet Ağabey’in anlattığına göre, eskiden mezarlığın yanındaki bu yol yokmuş. Sonradan yol yapılmış ve karşı taraftaki mezar taşları hep yıkılmış, oraya buraya atılmış. Yani şimdiki yürüdüğümüz yolun altında yatanlar var.

Memleketimizin her karışı böyle değil mi? Aynı zamanda hazirenin içinde birçok kethüda ebedî uykularına dalmışlar. Yol nedeniyle sökülüp oraya buraya savrulan mezar taşlarının durumu içler acısı. Kimisinin kafası yok, kimisinin yarısı yok, kimisinin yazısı silinmiş.

Manevi havası insanı derinden etkiliyor

Elbette bu yapıya vurulmam sadece kültür ya da başka bir nedene bağlı değildir. Bir mümin için kıymetli olan şey o şeyin Allah’la ne kadar irtibat halinde olduğudur. İşte bu mekân Allah ve ona ait unsurları bana hatırlattığı için kıymetlidir. Buranın havası insanı hakikaten derinden etkiliyor ve sarsıyor. Mesela namaz bize sıhhat verir ama biz namazı sıhhatimiz için kılmayız. Keza oruç da böyledir. Oruç bize sıhhat verir ama biz orucu sıhhat bulmak için tutmayız. Sadece Allah’ın emri olduğu için namaz kılarız, oruç tutarız. İşte bu mekânın da bana huzur vermesi sadece bir “gezi” bağlamında değerlendirilmeyip benimle Allah arasında olan ilişkiyi sağlamlaştırdığı için önemlidir. Mekke’ye gitmek istememizin sebebi hiç şüphesiz “turizm” değildir. Orada günahlarımıza ağlarız, tövbe ederiz, bir daha günah işlememeye azm u karar ederiz vs. İşte bu türbe de benim için aynı hüviyette. Tabiri caizse ben türbeye “oryantalist” yaklaşmadım. Bir Müslümanın tavrı zaten böyle olamaz. Bu türbe, bu güzel mezar taşları, bu bahçe benim günahlarımı bana hatırlatan birer dost. Türbenin manevi havası sizi lezzetleri yok eden, ağız tadını bozan, ümitleri kıran ölümü tefekküre çağırıyor.

Türbe, bahçe, mezar taşları, ağaçlar hepsi artık benim

Mehmet Ağabey’le anlaştık. Buraya güller dikeceğiz. Her yeri güllerle süsleyeceğiz. Çardakta çay yapacağız. Mezar taşlarını daha özenle koruyacağız. Burası artık benim oldu. Çok sevdim ben burayı. Burası artık benim vatanım, benim evim. Derslerime burada, çardağın altında çalışıyorum. Küçük bir kaplumbağa da var bahçede. Ona da yaprak veriyorum. Nasıl da yiyor. Bahçenin içinde bir tane erik ağacı var. Erikleri yenecek kadar olgunlaşmış.

Zaman yavaş yavaş tükeniyor ve akşam oluyor. Ben huzursuz oluyorum. Bu güzel yeri bırakıp eve gidecektim. Ama yarın yine geleceğim. Çantamı alıp sükûnetle dışarı çıktım. Aklımdan çıkmıyordu o bahçe, o mezar taşları, o cennet bahçesi…

 

Yunus Sürücü, taşların gözyaşlarını harf yapıp yazdı

Güncelleme Tarihi: 12 Nisan 2014, 15:32
YORUM EKLE
YORUMLAR
arda
arda - 5 yıl Önce

o kadar geçtim de bir içeri girmedim.utandım.

Pejmürde Derviş
Pejmürde Derviş - 2 yıl Önce

""Taşların gözyaşlarını bir harf yapıp yazdı""Eyvallahhhh çok güzell.Bu arada dili katliamından acınası bir hal ki,ben şapkayı bulupta ala yazamıyorum Vahayfaaaa....

banner8

banner20