Bu çeşmelerin sesini duyuyor muyuz?

İstanbul’un tarihî çeşmelerini geniş bir rotada -biraz dağınık olarak- izleyen uzun bir yolculuğa çıkan Sadullah Yıldız, yürüyüşüne devam ediyor.

Bu çeşmelerin sesini duyuyor muyuz?

İstanbul’un tarihî çeşmelerini geniş bir rotada -biraz dağınık olarak- izlediğimiz uzun bir yolculuğa çıktık. Yürümeye buradan başlayacakları şöyle geçmişe uzanan sayfalara uğurlayalım ve devam edelim. (Buradan buyurunuz.)

Bana biraz enteresan gelen bir durumla başlayayım: Bir tarihe rastlamanın lüks sayılabileceği Bayrampaşa’da çeşme görmeyi beklemiyordum çünkü. Yeni bir semt olmamasına rağmen eskiyi de hızlı ve gözünü kırpmadan tasfiye etmiş bir yerdir Bayrampaşa.

Çocukluk ve ilk gençliğini Bayrampaşa’da geçiren halam, mutfakta sular kesikken sokaklarında (Kıpçak Sokak) hâlâ akmaya devam eden bir çeşmeden suyu temin ettiklerini söylerdi. Bugün tabii ki o da başka çeşmeler de yok semtte; dedim ya, tarih yok artık. Fatih ve Üsküdar gibi yerlerin miras öğütücülükteki hızlarına bakılırsa Bayrampaşa’nın durumu o kadar da göz kamaştırıcı boyutlarda değil gibi…

Edirne Asfaltı’nı Eyüp’ün etki alanı ve Bayrampaşa’nın ilgi sahası dışında sayarsak semtteki benim tespitime göre tek çeşmeyle tanışın: Ferhatpaşa Çeşmesi (1). Sanayinin orta yerinde, Cicoz Yolu’ndaki Ferhatpaşa Caddesi’nde sessiz sedasız duruyor, üstelik akar çeşme. Fiziken de fena durumda değil; birkaç karalama ve renk değişimine varan karartıyı saymazsak.

1.  
2.  
3. 
4. 
5.
6. 
7. 

İç Hasan ile Hüseyin aşkına su”

Şimdi Suriçi’nin ilgisizlikle kıvranan güzelim çeşmelerine gidebiliriz. Bizi Molla Hüsrev Sofular Camii’nin -İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ne de yakın, değil mi- caddesindeki, Ahmet Hulusi Paşa ve eşi Nefise Hanım’ın dünya hayatındaki birlikteliklerini mezarda da devam ettirsin umuduyla yaptırdıkları, yüz yaşını henüz bitirmiş ancak yüzlerce yıllıkmış gibi yaşlandırdığımız hayratı karşılıyor (2). Hep akar durumdaki çeşmenin kitabesi kenarlardan silinmiş vaziyette ve çeşitli yerlerinde karalamalarla kâğıt yapıştırılmasından kaynaklı izler mevcut.

Ama bunun kitabesi tam silinmemiş diyenleri ise Cerrahpaşa civarına alalım, zira daha silinmişi var! Kürkçübaşı Külhanı Sokak’taki, ayna taşının yarısından itibaren yola gömdüğümüz ve henüz ölmediğini anlayınca önce kitabesinin sağ tarafını ve saçağını parçaladığımız, dahası için de üzerini karaladığımız ve taşlarını sıvayla kapladığımız bu çeşmenin -artık okunamaz hâldeki- kitabesinin üçüncü satırının ilk kısmında “müdâm” kelimesi geçiyor. Devam kelimesinden gelir. İroni yapmayı seviyoruz millet olarak, değil mi? (3)

Sokağın sonundaki Refia Hanım hayratını getirdiğimiz hâli merhume mezarından kalkıp görse, bu vakfı bize bırakıp bırakmamak konusunu bir daha düşünür müydü şöyle etraflıca? Neresini anlatsan bir diğer yeri acıyla inleyecek gibi duruyor. Mucizevî biçimde hâlâ okunabilen kitabesi “İç Hasan ile Hüseyin aşkına su” diye rica ediyor gelen geçenden (4). Bunu belli ki yapacak durumda değiliz. Bari diğer dileğini yerine getir Refia Hanım’ın ey okur: “Sâhibetü’l-hayrât Refîa Hanım ruhuna rızâen lillâh Fâtiha.”

Soldan yukarı caddeye doğru yürüdüğümüzde biraz sonra Kâtip Muslihiddin Mescidi’ne kavuşuruz. Caminin girişinde yazdığına göre harap olan mescidi 1977’de halkımız yeniden inşa etmiş. Ancak çeşmeye şu sıra çok özen gösterdiğimiz söylenemez. Kitabesinin son iki satırında silik yerler var, niş boyunca düzensiz ve amatör sıva kaplamalar, biraz da taşı kirlenmiş vaziyette.(5)

Edirnekapı’dan Fevzipaşa Caddesi’ne girdikten biraz sonra, Canfeda Cami Sokak’tan bir sonraki aralığın başında kaldırıma kurban gitmiş bir çeşme var (6). Tas yuvasını is sebebiyle kararmalar, ayna taşını ise özensizce sıvayla kaplamalar mahvetmiş. Oldukça kötü yazılmış kitabesinin bir kısmı da artık yok. Yolun karşısına geçip biraz içeri girdikten sonra karşılaşacağınız Karagümrük Meydanı Sokak’taki çeşmenin iki yıl önce hâlini nasıl arz ettiysek aynı duruyor (7). Nişindeki siyasî parti spreyi değişmiş ve önüne çekilen bez afiş daha güncel elbette. Hâl-i pürmelâli aynı olduğu için bir kere daha fotoğrafını buralara arz edip çeşmenin bize gönül koymasına sebep olmayalım ve küçük meydana paralel Karabulut Sokak’tan ilerleyelim.

Hikâyeleri yitip gitmiş gözümüzün önünde

8.
9.
10.
11.
12.

Mesih Mehmet Paşa Camii’ne gelmeden önümüze çıkan badana boya duvarı gibi şey bir çeşme imiş zamanında. Üstelik düştüğü manzaranın acılığını artıran bir de tuğra taşıyor iki kitabesi arasında. Sultan Abdülaziz’in annesi Pertevniyal Valide Sultan’ın bir hayrı olan bu eser hakkındaki 2003 tarihli bir haberde mahalle muhtarı, çeşmenin sahipsiz kaldığını ve “hırsızlarca yağmalanıp yurtdışına götürüldüğünü” söylüyor. Aradan geçen yıllara rağmen durum gördüğünüz gibi. Kim bilir ne yazan kitabesini talihliler okumuş, talihsizler olarak artık diğer kısımları kadar berbat durumdaki bu sekiz satıra öylece bakıyoruz. Zaten yakında hepten kaybolacak. İstanbul’da birçok vakıf eser inşa ettiren bu hayırsever hanımın hatırasına bir kez daha bakınız; bunu ona nasıl yapabilmişiz?(8)

Yarıdan itibaren ‘kaldırım yeme’ vakası da Keçeciler Caddesi kesişiğindeki Aktar Sokak’ta var. Leziz kitabesi, birkaç küçük kırık ve boya iziyle ucuz atlatmış üzerine gelen tehlikeleri (9). Geri kalan hiçbir bölümü aynı şansı yakalayamamış belli ki. Ortasındaki büyük taş parçası muhtemelen testi setinin bir ayağı ve yola bakan cihette ayna taşı süslemesine benzer kemer izi dikkat çekiyor. Hikâye yitip gitmiş gözümüzün önünde. Gürcü Mehmet Paşa’nın bu eseri artık toprağın altında. Paşa’yı zikretmişken yolumuzun üzerindeki Hırka-i Şerif’i bir sonraki durağımız olarak kısaca erteleyelim isterseniz ve onun buraya uzak olmayan Halıcılar Caddesi-Hakperest Sokak’taki bir başka yadigârının ne durumda olduğuna bakalım.

Feleğin tuhaf bir cilvesi olarak, zaten birbirine çok benzeyen bu iki eserin kaderi de benzeşmiş. Yine bir yarıdan itibaren yol altında kalma var ve yine nispeten en sağlam kalan yer kitabe. Kitabe de 12 satır ikisinde. 500 yılını dolduramamış bu iki esere, sadrazamlık da yapan banisininki nispetinde uzun ömür nasip olmamış. Belki de Paşa’nın şöhret bulduğu çok sayıda sürgüne yollamadan kalan feryad-ı figânın âh’ı tutmuştur…(10)

Hırka-i Şerif Camii’nin dış duvarındaki mermer çeşme, uzun zamandan beri olduğundan farklı değildi onu son görüşümde. Yapıştırılıp sökülmüş kâğıtların bıraktığı kötü görüntü, birtakım kırıklara eklenen boya izleri…(11) Bali Paşa Camii önündeki mermer ayna taşı ve kurnası olan küçük ve sade bir başka çeşme “sinek de küçük ancak…” kabilinden ufak izlerle muzdarip. Musluğunu sökmeseymişiz manzara da tamam olacakmış.(12)

Ecdat iki beton atıp ortasına da musluk koyup işine gücüne çekilmemiş, aksine özendikçe özenmiş

Son olarak okura, sadece onu ziyaret için yanına gitmesine değecek bir küçük güzel gösterelim. Cerrahpaşa’daki Cambaziye Camii’nin mezarlık duvarında bir çeşme var sevgili okur.

Ancak bildiğin gibi değil. Ecdat iki beton atıp ortasına da musluk koyup işine gücüne çekilmemiş. Hazır çeşme yapıyorken “işin en iyisini yapın” emri mucibince özenmiş de özenmiş. Zannedersin kendi evini çekip çevirip düzenliyor, öyle özenmiş. Musluğunu sökmeseymişiz Osmanlı arması ortasından -yani medeniyetin bağrından- akıp gelecekmiş su.

Bu güzelliğe iyi bak sevgili okur, birlikte iyi bakalım ve neyi kaybettiğimizi hatırlamaya çalışalım. Seyrederken uzun uzun dalarsan, gözlerinden bir iki damla da yaş süzülecektir böyle bir ecdadın torunu olduğunu düşünürken. Merak etme sevgili okur, bu hayra alamettir, sil gözün yaşın da Fatiha okuyuver en iyisi: “Çeşmeden gel iç su rûh-i Kâzım’a eyle duâ.”

 

Resimleri büyütmek için üzerlerini tıklayınız.

 

Sadullah Yıldız, rahmetle yâd ederek gezdi

Güncelleme Tarihi: 13 Ocak 2016, 17:07
YORUM EKLE

banner19