Bu çeşmelerden su değil gözyaşı akıyor

Topyekün uğraşlarımıza rağmen bu şehri hâlâ mahvedebilmiş değiliz. Kendilerine akla hayale gelmeyecek zulümleri reva gördüğümüz bazı çeşmeleri yazdı Sadullah Yıldız..

Bu çeşmelerden su değil gözyaşı akıyor

 

Bahar geliyor, malum. Oturup kitap okuyarak mevsimlerin geçişini beklemek iyidir fakat baharda değil. Hele İstanbul’da oturanlarımız için hiç değil. Bahar tam gelmedi ama ben civarı şöyle bir yoklayıp bazı fotoğraflar çektim.

Sokak isimlerini, kedi adımlarını takip ederek bu şehirde gezmenin tadına doyum olmaz; ama bence bu gezme tarzından daha iyi olanı, tematik bir yürüyüş yapmak. Mesela çeşmeleri bulmak, şirin minareleri keşfetmek, küçük mahalle camilerini, kuş evlerini (bazıları saray gibi) aramak için yürüyüş daha iyi. Suriçi’nde nasılsa tarihî eserin nihayeti yok.

Topyekün uğraşlarımıza rağmen bu şehri hâlâ mahvedebilmiş değiliz; her taşında tarih yatıyor, diyorlar ya, o hakikaten doğru. Her gün geçtiğiniz yerden hava çok farklıyken bir daha geçiyorsunuz ve hiç görmediğiniz bir kitabe, bir küçük çeşme, bir minik mezar taşı keşfediyorsunuz; her an sürprizlerle dolu. İstanbul’un baharda gezilecek en iyi yerinin Boğaz olduğunu herhâlde tartışacak değiliz, zira erguvan orada, deniz orada, vapur kornaları orada, martılar orada, nefis yalılar orada, Çınaraltı, balıkçılar…

Fatih’in subayları fetihten sonra ne yaptılar?

Uğur Derman Hoca, iki padişah annesi olan Emetullah Rabia Gülnuş Sultan hakkında ‘hayrının sonu yok’ demişti bir gün. Sonu var mı bilmiyorum ama Üsküdar’ın sahiline nazır bir mevkiye yaptırdığı o caminin haricinde başka hayrı olmasaydı da İstanbul’a yeter derecede bir hayır işlemişti bana kalırsa. İstanbul’da görülebilecek en güzel camilerden biridir bu Valide Camii. Rabia Sultan gibi kimler kimler gelip geçti Allah bilir…

İstanbul’un İslam’la mamuriyetini fetih sonrasından başlatırsak, bu imar vazifesi büyük nispette Fatih’in yakınındaki subaylara ve bürokratlara düşüyordu. Onlar hem işlerini yapmışlar, hem de İstanbul’a bakmışlar ki, bugüne kadar gelen camiler, tekkeler, çeşmeler, hamamlarla süslü bir şehrimiz var. Ni’me’l Ceyş’ten Fatih’in korucusu Koruk Mahmut Ağa, Şehremini’ne; devecibaşısı Kasım Çelebi ve Cambaz Mustafa Ağa, Kocamustafapaşa’ya; subaşısı Abdi Subaşı, Fener’e; kendi adlarını taşıyan camiler yaptırmışlar. Fatih de Tahta Minare’yi yaptırmış. Onlar ve onlar gibi niceleri, Fatih’in çobanbaşısı Ali Fakih Efendi, okçubaşısı Tozkoporan Dede bugün Fatih’te medfunlar. Allah taksiratlarını affetsin.

İstanbul'daki tarihî çeşmeler
(1)
İstanbul'daki tarihî çeşmeler
(2)
İstanbul'daki tarihî çeşmeler
(3)
İstanbul'daki tarihî çeşmeler
(4)
İstanbul'daki tarihî çeşmeler
(5)
İstanbul'daki tarihî çeşmeler
(6)
İstanbul'daki tarihî çeşmeler
(7)
İstanbul'daki tarihî çeşmeler
(8)
İstanbul'daki tarihî çeşmeler
(9)
İstanbul'daki tarihî çeşmeler
(10)
İstanbul'daki tarihî çeşmeler
(11)
İstanbul'daki tarihî çeşmeler
(12)
İstanbul'daki tarihî çeşmeler
(13)
İstanbul'daki tarihî çeşmeler
(14)
İstanbul'daki tarihî çeşmeler
(15)

Şehrin bugünlere kadar bunca eseri taşımasında emeği olanlar çok olduğu gibi köstek olanlar da çok. Büyüklerimizden dinlediğimize göre, 50’li yıllardaki ‘imar’ hareketleri esnasında nice güzel eserimiz kaybolmuş, yıkılmış, çiğnenmiş. Zaten yıllara dayanamayıp da kaybolanlar bir yana, kasıtla yok edilenler yürek parçalıyor. Beşir Ayvazoğlu Hoca, sadece Divanyolu’ndaki eser katliamının saymakla tükenmeyeceğini söylerdi. Kim bilir, bugün gördüklerimizin kaç katı eserle müzeyyendi İstanbul’umuz.

Çıplak ve mahcup çeşmeler

Denizde kum, İstanbul’da tarihî eser… Çok bilinenleri ve en meşhurları, şatafatlıları, cazibelilerinin yanında İstanbul’daki gariban, mütevazı ve küçük çeşmelerin varlığı bir hakikat. Bu çeşmelerden kimi bugün boynunu bükmüş, kimi son yıllardaki restorasyon rüzgârından -yapanlardan Allah razı olsun- nasiplenerek belini doğrultmuş. Vandalizm kurbanı olanlar da yok değil; onlarsa kan ağlıyor, gözyaşı akıtıyorlar. Elbette hepsini keşfedemezdim; gücüm yettiğince bazılarını gezip gördüm ve not aldım. Belediyelerimize (yani bizim belediyelerimize), il özel idaresine ve hayırsever insanlara, vakıflara, müesseselere duyurmuş olalım ki, hem mesuliyetimizi yerine getirmiş, hem de çeşmeleri eziyetten kurtarmış olalım.

Bazı eserlerin güzellikleri, erken cumhuriyet devrinde çıkan ‘kitabelerin kazınmasına dair kanun’a kurban gitmiş. Edirnekapı’da, surların hemen bitişiğinden Ayvansaray’a inen yolda, solumuzda kalan çeşmenin hem kitabesi hem tuğrası yok olmuş. Ayrıca çeşmenin gövde kısmı da kir ve pislik içinde. Üsküdar/Gündoğumu Caddesi üzerindeki çeşme, çıplak kalıp kimse ona elbise vermediği için mahcup kalan birine benziyor. Yedikule’de gördüğüm ve öyle bir sokak arasında tesadüf etmeyi aklımdan geçirmeyeceğim (1) ihtişamlı çeşmenin alnındaki bariz boşlukta evvelden duran tuğra ise, civardaki sakinlerden biriyle yaptığımız kısa muhabbetten öğreniyorum ki, on yıl kadar evvel “çalınmış”. Tuğrasız çeşme, vicdanına yenilmesini umduğumuz hırsızın insafını bekliyor. Sultanahmet’teki Cevri Kalfa Sıbyan Mektebi’nin de tuğrası yok. Başka birçok örnek olmakla birlikte, bir başka vahşet örneğine geçelim biz.

Yine Yedikule’de, sakin bir sokakta konuşlanmış Hacı Piri (Leylek Yuvası) Camii’nin girişinde yer almayan kitabenin nerde olduğunu zannedersiniz? Bilemediniz. Caminin arka tarafında, şadırvanın yanındaki boşlukta, yerde yatıyor ve ciddi yaralanmış. (2) Ayrıca caminin ön dış duvarındaki küçük çeşmeyi ben anlatmayayım, siz fotoğrafından görün. (3)

Resim tuvaline dönen çeşmeler

Çeşmeleri propaganda yeri zanneden güruhun ve aşkını ilan eden serserilerin yüzünden birçok güzel çeşmemiz, belki kurtarılamayacak seviyede zarar görmüş. Fatih Camii’nin Boyacı Kapısı’ndan çıkınca az ileride, sağda gizlenmiş ve insanlardan ürken minicik çeşmeciğin kucağı çöplük olarak, bağrı ve bilumum boşlukları ise resim tuvali niyetine kullanılıyor. Gayr-i mutena boyanmış ve zaten boyası da solmuş, kitabesi yakında okunamayacak. (4)

Aynı caminin Fevzipaşa Caddesi’ne inen merdivenlerindeki çeşmenin ayna taşı ve lüle kısımları çatlamış. Diğer yerler de harap hâlde. İlan panosu olarak da hizmet vermiş, gariban çeşme. Atik Ali’deki Nişancı Mehmet Paşa Camii’nin önünde duran büyük çeşmenin de buna benzer bir kaderi var, içler acısı.

Hırka-i Şerif Mahallesi Perendebaz Aralığı’nın yanındaki çeşmenin (5) ise hem kitabesi okunamaz hâlde hem de üzerine türlü kâğıtlar yapıştırılmış ve sanki kasıtlı olarak yapılmışçasına taşları zarar görmüş. Hırka-i Şerif Camii’nin (ki iç avlusundaki kitabeleri görmek lazım) dış duvarındaki çeşmenin sekileri zarar görmüş, türlü ilanlar çeşmeye yapıştırılıp söküldüğü için kötü bir manzara ortaya çıkmış.

Madem Hırka-i Şerif’teyiz, bir yere ayrılmayalım; caminin devamındaki Keçeciler Caddesi’nde ürkerek köşeye çekilmiş çeşme, Dücane Cündioğlu’nun tabiriyle ‘asfalt canavarı’na kurban gitmediyse de parke taşlarının rahatsızlığına maruz kaldığı bir hakikat. Taşları kırılıp dökülmüş ve çimler her yerinden fırlayıp büyümüş. Bir bakımsızlık mevzu-ı bahis. Caddenin devamında, Keçeci Çeşmesi Sokak’taki minik çeşmeyi mecazen değil, fiilen parke taşları yemiş! Çeşmenin ayna taşının yarısını görebilen var mı? Ayna taşını geçtik diyelim, boyadan renkten geçebilip çeşmeyi görebilen var mı? (6)

Fatih’ten bir başka çeşme manzarası: (7) Mevlanakapı’daki Hacı Evliya Camii’nin önünde yer alan çeşmenin hâli de yaman. Vatan Caddesi/Bican Bağcıoğlu Yokuşu’nun başlangıcındaki çeşme de keza.

İBB’nin çok yakınlarındaki Eski Saraçhane Sokak’tan bir çeşme manzarası: (8) Hem kitabesinde ciddi kırıklar var, hem taş yuvasında. Vatan Caddesi’ni Aksaray’a bağlayan Muratpaşa Sokak’taki çeşmenin kitabesinde kırık var ve parçası eksik. Ayrıca çeşmenin bakıma da ihtiyacı var.

Karagümrük Meydanı’ndaki büyük çeşmenin kitabesinin yerinde ise yeller esiyor ve taş yuvası ilan panosu niyetine kullanılıyor. Yine aynı mahalledeki Sarmaşık Camii’nin önünde yer alan çeşme harap hâlde ve halk, çeşmenin kurna önünü ıvır zıvır eşyayı yığmak için kullanıyor. (9)

Uzunyusuf’taki, Zehgirci Kemal Tekkesi (ki acı hikâyesi vardır)’nin az ilerisindeki çeşmenin hâli anlatılmaz, görülür. Hiçbir yeri boş kalmamacasına bütün mahallenin sicil defteri çeşmenin üzerine itinayla kaydedilmiş. Türlü türlü edevatla zarar verilmiş, yanık izleri mevcut, ilanlar yapıştırılmış. Bakımsızlıktan çürüyor çeşme. (10)

Bir zamanlar, Ali Haydar Efendi’nin dersler verdiği Üçbaş Camii’nin girişindeki kitabe çürümüş. Birçok kısmı okunamaz hâlde. Caminin yanında, Sarayağası Caddesi’nin başlangıcındaki çeşmenin de çok iyi durumda olduğu söylenemez. (11)

Bunları bizden alıkoymayın!

Hüdai Mahmut Efendi Sokak’ın sonundaki çeşmenin kemer ve saçak bölümleri arasından kalın demirler fırlamış, yapının tamamına yosunlar hâkim olmuş ve yer yer taşları kırılmış. Taş yuvası bölümünün önüne, sağolsun, belediye kocaman bir teneke koyup vatandaşlarımızı ikaz etmiş, çöp atmamaları için. Bu teneke, bizi o çeşmeyi seyirden alıkoyuyor (12). Bizi düşünüp gözlerimizi çeşmeden koruyan bir başka engel de Parlak Sokak’ta, çeşmenin bakıma da ihtiyacı var (13). Ahmediye Mahallesi’nde, Malatyalı İsmail Ağa Camii’nin olduğu sokağın devamındaki çeşmenin musluk kısmı parçalanmış. Kitabesi dâhil, çeşme yapboza dönmüş (14). Yine Üsküdar’da, -yerini maalesef tam not almamışım; Çeşme-i Cedit Sokağı yakınlarında- Sultan Ahmet’in yaptırdığı yazan ama hikâyesine dair malumatı tam alamadığımız çeşmenin kitabesi kırılmış; nerededir, saklanıyor mudur acep?

Üsküdar/Azat Yokuşu’nu bitirip tam şöyle bir soluklanacağınız sırada soluğunuzu geldiği yere geri gönderen bir manzara görüyorsunuz. Üzerine boyalarla yazılar yazılmış büyük çeşmenin kitabesi de ilgiye muhtaç. (15)

Bunları bizden koruyun!

İfade etmem lazım ki, henüz acil bir vaziyette olmayan ama hâli hiç de iç açıcı olmayan onlarca kitabeye daha şehadet ettim. Elbette yetkililere de bundan pay çıktığı gibi şehrin sakinlerine de çıkıyor. Şöyle özetleyebiliriz: Mümkünse yetkililer, bu çeşmeleri insan cinsinin türlü bela ve afetlerinden korumak için daha fazla uğraşmalıdır; ama uğraşmalıdırlar.

Bu kadar kara haberden sonra, sırf görmek için yanlarına gitmeye değecek güzellikte olan çeşmelerden de bir ikisini (yine çok meşhurları hariç tutarak) zikredeyim: Gedikpaşa’da, Divan-ı Ali Camii’nin önündeki nefis çeşme; fakat -illa bir yerinden bu kara habere bulaşıyoruz- ayna taşında boya izleri var. Edirnekapı girişinde, Kaleiçi’nden gelirken sağınızda kalan çeşme. Üsküdar’daki Gülnuş Valide Sultan Camii’nin dört bir yanındaki çeşme ve kitabeler. Sümbül Efendi’deki kitabeler. Üsküdar/Çakırcı Hasan Paşa Camii’nin kitabesi. Üsküdar/Ahmediye Kur’an Kursu’nun önündeki çeşme. Vefa’daki Recai Mehmet Efendi Sıbyan Mektebi’nin çeşmesi.

Bilhassa restore edilmeleri sebebiyle de cazibeleri artan çok güzel çeşmeler var İstanbul’da ve saymakla bitseler de gezmekle bitmiyorlar. Sinan Paşa Çeşmesi, Kemankeş Mustafa Paşa Çeşmesi, Hazinedar Usta Çeşmesi gibilerle artık İstanbul’a birer simge olan en meşhurlarının güzelliklerine tarifte ve iltifatta bulunmak her yiğidin kârı değil.

 

Fotoğrafları büyütmek için üzerlerini tıklayınız.

 

Sadullah Yıldız, bu şehrin her karışını gezmeli, diyor

Güncelleme Tarihi: 17 Aralık 2015, 17:06
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
smuslu
smuslu - 6 yıl Önce

Sadullah bey, bize İstanbul'u gezdirir misiniz? DünyaBizim okuyucularıyla bir gün gezi düzenleyebilir misiniz?..

banner19

banner13