Bu çeşme küçük bir saray görünümünde

'Bu çeşme cam fanus içinde saklanması gereken bir güzellik, ihtişam ve sabır eseridir.' Yusuf Sami Kamadan III. Ahmed Çeşmesi'ni yazdı..

Bu çeşme küçük bir saray görünümünde

Bilindiği gibi İslâmiyet suya büyük önem vermiş ve insanlara su sağlamanın sevabı çok olan hayır işlerinden biri olduğunu kabul etmiştir. Hz. Peygamber’e çeşitli zamanlarda sadakanın en faziletlisinin hangisi olduğu sorulmuş, bir keresinde o “Sadakanın en faziletlisi su teminidir” demiştir.

Resûl-i Ekrem’in bu konudaki teşvikleri diğer birçok hadiste de dile getirilmiş, ashaptan malî durumu iyi olanlar toplumun su ihtiyacını karşılamak için kuyular vakfetmişler. Bu sebeple çeşme yapımı bilhassa Türk topluluklarında ön planda gelen bir hayır sayılmış. Özellikle Osmanlı döneminde çeşme gibi su temin eden yapılara oldukça önem verilmiş. Öyle ki bu durum dolayısıyla Osmanlı'ya “su medeniyeti” de denilmiş ve bu tabir günümüze kadar yaşayarak gelmiş.

Bugün bu çeşme kültürünün hâlâ devam ettiği İstanbul'da, Osmanlı'dan kalma çeşmelere de sık sık rastlamak mümkün. Bağrıdan tertemiz su akan bu çeşmelerin kimileri bugün yok olmuş, kimileri yok olmaya terk edilmiş durumda iken kimileri de hâlâ dimdik ayakta durmayı başarabilmişler. Bunların en önemlilerinden biri de III. Ahmed Çeşmesi. Muhteşem mimarisi, dış süslemeleriyle bir şaheser olan III. Ahmed Çeşmesi, Topkapı Sarayı ile Ayasofya Camii arasındaki meydanda bulunuyor. Osmanlı Devleti'nin 23. padişahı olan III. Ahmed zamanında, iki yıllık bir zaman zarfında inşa edilen çeşme, günümüze neredeyse hiç bozulmadan gelmiş.

Dört cepheli bir meydan çeşmesi olarak tasarlanan III. Ahmed Çeşmesi'nin her cephesinde birer çeşme bulunuyor. Bu çeşmelerin iki yanında da estetik bir unsur olarak mihrap biçiminde oyuk bulunuyor. Bu cephelerden sadece birisinde oyuk yerine kapı bulunuyor. Böylece su dağıtma görevlisi bu kapıdan girerek çeşmeye gelenlerin su ihtiyacını karşılıyordu.

Türk sanat tarihi içerisinde oldukça önemli bir yere sahip

Çeşmenin üstü oldukça geniş saçaklı bir çatı ile örtülüyken, çatının tam ortasında da bir kubbe yükseliyor. 4 çeşmenin üzerine gelecek biçimde ortadaki kubbeye nazaran daha ufak 4 kubbe daha bulunuyor. Ufak bir saray görünümünde olan III. Ahmed Çeşmesi'nin dış mimarisi ek süslemelerle oldukça zenginleştirilmiş. III. Ahmed döneminin önemli şairlerinden Seyyid Vehbî'nin yazdığı 28 beyitlik uzun kaside de bu çeşmenin üzerine talik yazı üslûbuyla işlenmiş.

Bu manzumenin son tarih beyti bizzat III. Ahmed Han tarafından söylendiği gibi yine onun tarafından çeşmenin Ayasofya Camii'ne bakan cephesinde boydan boya tek satır halinde celi sülüs hat ile yazılmıştır: “Târih-i Sultan Ahmed'in câri zebân-ı lûleden/ Aç besmeleyle iç suyun, han Ahmed'e eyle duâ

III. Ahmed Çeşmesi’nin Bâb-ı Hümâyun’a bakan tarafındaki kitâbede ise şöyle yazıyor:

Hem padişehdir hem veli, zatında olmuş münceli
Adl-i Ömer, cûd-i Ali, hulk-ı Muhammed Mustafa
Destinde devlet hatemi kılmış musahhar âlemi
Hak resm-i ism-i a’zamı nakş-i cebin itmiş anâ
Hayret virir sad Kayser’e galib hezar İskender’e
Hükmi revan her kişvere fermanberi şah ü gedâ
Hem hami-yi beyt-il harem hem hadim-i Şah-i ümem
Rumu Arab mülk-i Acem mahkûmıdır ser tâ be pâ
Oldur imam-ül müslimin zilli hudavend-i Muin
Bâ nass-ı Kur’an-ı mubin emrine vacib iktidâ

Türk sanat tarihi içerisinde oldukça önemli bir yere sahip olan bu çeşme, yabancı seyyahların da dikkatini çekmiş, özellikle bunlardan İtalyan yazar Edmondo De Amicis 1870'lerde İstanbul'a geldiğinde III. Ahmed Çeşmesini de gezmiş ve gezi notlarını yazdığı “İstanbul” adlı kitabında bu çeşme için, “Bu çeşme cam fanus içinde saklanması gereken bir güzellik, ihtişam ve sabır eseridir” ifadesini kullanmış. Bunun dışında daha önceki dönemlerde İstanbul'a gelen seyyahlar da bu çeşmeye ilgi göstererek bunun resmini çizmişler.

 

Yusuf Sami Kamadan yazdı

Güncelleme Tarihi: 23 Eylül 2014, 14:37
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26