Bosna'da yeni bir bahar başlıyor

Savaş sonrası Bosna... Unutulmaz yaraları ve tabiatından gelen güzellikleriyle Araf’ta yaşıyor.

Bosna'da yeni bir bahar başlıyor

 

Sanki Türkiye topraklarındaymışsın gibi hissediyor insan Bosna'da. 

Neretva Irmağı 
 Neretva Irmağı
 Neretva Irmağı
 Aliya'nın kabri
 Aliya'nın kabri
 Bosna'da şehitlik
 Bosna'da her yer şehitlik
 Ahmiç Köyü'nde 112 insan camide yakılmış
 1993'te Ahmiç Köyü'nde 112 insan camide yakılmış

 Alperenler Tekkesi

Fatih'in yadigarı Alperenler Tekkesi

Kendi evinde, öz yurdunda gibi... Hem Türkiye'ye çokça benziyor, hem de her yerden farklı..

Neretva nehri hiç bir nehrin sahib olamayacağı bir renkte akıyor, zümrüt renginde... 

Papatyaları bile zarif, incecik incecik yaprakları.

   Güllerinin hepsi kokulu, yeşil orada bir başka yeşil...

Yüzyıllık ağaçlarıyla, nehirleriyle, yeşiliyle rüya gibi bir ülke Bosna...

   Ama diğer yanda mezar taşlarıyla, kurşun ve yıkıntı izleriyle tamamen gerçek... 

   Araf'taki ülke, Bosna...

Şehirlerinin güzelliği bir yana, savaştan geriye kalanlar farklı kılıyor bu ülkeyi. Cennetten gelen güzelliğe bakarken içi burkuluyor insanın. İki yüz elli bin Boşnak canını vermiş o topraklar için. Vatan sevdası da gönüllerde olunca, nasıl bırakılıp gidilsin ki?

Ölüm, yaşamın ve şehrin dışında değil, bilakis hayatın merkezine taşınmış. Stadlar, meydanlar mezarlarla dolu..Bir yanda yüzyıllar öncesinde oraya gitmiş ecdadımız yatıyor, bir yanda evlad-ı Fatihan Bosna şehitleri..

Muhteşem lider Aliya, “Taş Kesilmiş Hilali (Mostar köprüsüne verilen ad), köprünüzü yıktık. Haçı şehrin tepesine diktik, kilise kulesi de minarelerinizin boyunu geçti, daha burada ne duruyorsunuz?” diyen Sırp komutana  eliyle semadaki hilali göstererek 'Ne zaman ki sizin haccınız şu gökteki hilale ulaşır, biz ancak o zaman Bosna'yı bırakırız'  şeklinde meydan okumuş. Bu cevabın ehemmiyeti, şehitlerinin yanında, Fatih Sultan Mehmet'in mezarından alınan  toprakla harmanlanan mütevazi mezarın başında daha iyi hissediliyor. Aliya'nın yüce ruhuna, binlerce fatiha gönülden gönderiliyor.

Oralara gitmeden, ekranların önünden anlaşılmıyormuş savaş acıları. Savaş geçirmiş bir şehir olmak ne kadar farklı bir yüz getiriyormuş şehre ve hakeza savaş görmüş olmak ne kadar da güçlü kılıyormuş bir milleti! 

Geçirdikleri savaşa rağmen hala mütebessim, dimdik ve hayata bağlı olan Boşnakların asaleti insanı kendine hayran bırakıyor. İffetli Boşnak kadınları, savaş boyunca hiçbir zaman kolu kanadı kırık bir şekilde dolaşmamışlar. İkindi vakti Sırplara inat çocuklarını gezmeye çıkarırlarmış. Ne yaşamaktan vazgeçmişler, ne Bosna'dan...

Ve Boşnakların en büyük özellikleri hoşgörüleri. Geçmişlerinde bir savaş yaşamış, Sırplar ve Hırvatlarla birbirlerini öldürmüş olmalarına rağmen, şimdi aynı sokaklarda yürüyor, aynı sıralarda oturuyorlar. Farklılıkları değil, ortak noktaları gözetiyorlar barış için..

Daha bir çok nokta var unutmamalıyım diye içime kazıdığım. Gönlüme sığdıramadığım yaşanmışlıklar ve dimağımdan silinmesini istemediğim fotoğraf kareleri...

Bölgeyi İslam'a , şehri fethe hazırlamak için gelen alperenlerin Buna Nehri'nin kaynağına kurdukları tekkeleri...

Fatih Sultan Mehmed'in alimleriyle gelip okuttuğu o muhteşem halka...

'Bir gün gelir de bu topraklardan çıkarsak, bu şehre namert eli değmesin' duası ve o bölgeye savaş zamanı tek bir kurşunun dahi isabet etmemesi...

Sırp komutanın 'Saat beş'te Başçarşı'da kahvemizi içeriz, akşama kadar alırım bu şehri' demesine rağmen, beş yıl o tepeden inememesi, gözünün gördüğü şehri alamaması...

Yürek burkan, Sırplara ve Hırvatlara nefreti arttıran Ahmiç köyü... Köy halkının camiye doldurularak, camları zincirlenerek yakılması... Oradan aylarca insan kokusunun gitmemesi...

Savaş zamanı tünelden rahmetli Turgut Özal'ın gönderdiği silahları taşıyanlara kar suyunu eritip su veren nur yüzlü teyzenin kimselere çıkmayıp sadece Türklere elini öptürmesi...

Orada rastgelinen bir Bosnalıya, 'Türkleri ne kadar seviyorsun?' sorusuna, genç adamın 4 yaşlarındaki kızını göstererek , “Ben Türkiye'yim, siz de kızımsınız. Sizi o kadar seviyorum. Türkiye, Anne Türkiye'' demesi...

Ve Türkleri özlemle bekleyenlerin çağrılarına genç alperenlerin cevap vermesi, orada okulların açılması... 

Bir zamanlar Sırp karargahı olan okul bahçesinde, şimdi Sırp, Hırvat ve Boşnak çocukların barış içinde oynamaları... Aynı koroda tek ses olarak şarkılar söylemeleri...

İbret, ibret... Vatanları ve dinleri için bunca bedel ödeyen o insanlarla aynı cennette buluşmayı hayal edemez oldum.

Gözümüzü doyuran cennet güzelliği, ruhumuzu kaplayan hissiyatıyla, kalbimi, ruhumu , aklımı Bosna'da bıraktım. 

Ben de Araf'ta kaldım..

 

F.Betül Özer yazdı Kürşat Özer fotoğrafladı

Güncelleme Tarihi: 01 Ocak 2012, 11:49
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Celal Öz
Celal Öz - 8 yıl Önce

Bosna ve Boşnaklar için , gönül sesiniz olduğu her satırından anlaşılan bu güzel yazı için teşekkür ederim Allah Razı olsun

aydın başar
aydın başar - 8 yıl Önce

Fotoğraflarçok güzel,insanın içiaçılıyor. Rabbimizin birer ayeti olan tabiatın en güzel örnekleri...

Murat Kaya
Murat Kaya - 8 yıl Önce

Bosna güzel memleket. Annemin doğduğu yerler olması güzelliğini daha da anlamlandırıyor benim için. Yaşanan acılar Bosnanın güzelliğini yürek burkarak izlettiriyor. Yazınız ve fotoğraflarınız bana bu duyguları tekrar yaşattırdı. Teşekkürler

dmdmurat
dmdmurat - 8 yıl Önce

çabamız daha güzel bir yarın inşallah olacak

banner19

banner13