Bir muhacir kampına yolculuk: Kilis-Azez’den bakınca gördüklerim

"Yüzyıllar boyunca bir ve beraber yaşadığımız bu insanların bizim ve dünyanın gözü önünde 10 yıldır yaşadığı bu acılar ve yoksulluklar yüreğimizi en derinden sızlatıyor. Nispeten daha iyi şartlarda olan bu bölgedeki insanlar dayanılmaz şartlarda çadırlar ve briket evlerde kalıyorlar." Uzm. Dr. Selahaddin Semiz yazdı.

Bir muhacir kampına yolculuk: Kilis-Azez’den bakınca gördüklerim

                                 

                                                                                                                                                  

Ey/ Çağlar boyunca dost ve bir kaldıklarımız/ Deniz dalgaları döğerse nasıl/ Ölü ve kaygısız kıyıları

Öylece kıyınıza vurduk gövdemizi / Sularını yara yara Akdeniz’in 

Osman Sarı

Suriye iç savaşı yaklaşık 11 yıldan beri tüm dünyanın gözü önünde en acımasız şartlarda devam ediyor. ‘Vesayet savaşları’ olarak literatüre giren bu savaşta tarafların kimin için, kim adına savaştığı, ne yapmak istediği tam olarak bilinemez durumda. Son yıllarda bu savaştan en çok etkilenen ülkelerin başında gelen Türkiye, 5 milyonu aşan mülteci akınını kontrol etmek ve sınırlarında kurulması muhtemel bir PKK devletini durdurmak için Fırat Kalkanı Harekatı ile sınır hattı boyunca İdlib’e kadar Azez-Cerablus bölgesini, 15 km derinliğinde bir bölgeyi güvenli bölge olarak korumaya aldı. Bu bölgeye yerleşen Suriyeli mültecilere de başta güvenlik olmak üzere barınma, beslenme, eğitim ve sağlık hizmeti vermeye çalışıyor.

5-6 Mart 2022 tarihlerinde sağlık taraması için Gönüllüler-Kutupyıldızı-Dosteller ekibi olarak TİKA ve Diyanet Vakfı iş birliği ile Azez’de bulunan çadır kentlerde sağlık çalışması-poliklinik ilaç ve tedavi hizmetleri yapmaya gittik. İstanbul’dan 15 kişilik gönüllü sağlık ekibi olarak önce uçakla Gaziantep’e indik, sonra Kilis’te konaklayacağımız otele geçtik.

Daha önce birkaç defa Hatay-Reyhanlı bölgesinden İdlib yakınlarına kadar çadır kentlere gitmiştim. Bu defa Kilis-Öncüpınar sınırından Fırat Kalkanı bölgesinden Azez’e doğru gidecektik. Cumartesi sabah 8.45’te kaldığımız otelden Kilis- Öncüpınar sınır kapısına hareket ettik. Sınır kapısının her iki tarafında bulunan Diyanet Vakfı’nın irtibat ve destek merkezlerinde araçları değiştirerek sınır kontrolleri ve resmi işlemleri yaptırarak Türkiye sınırı-tampon bölge-Suriye sınırına geçiyoruz. Suriye sınırından 15 km içeriye Azez şehrine kadar Fırat Kalkanı harekatının yapıldığı bölge.

Bölgede Türkiye’ye ait güvenlik güçleri ve özel harekat askerlerine ait araçlar, Kızılay ve Diyanet Vakfı yardım araçları sık görülüyor. Sınırdan geçen araçların çoğu yardım kuruluşları ve güvenlik güçlerine ait araçlar. Ayrıca sınır kapısında çok gördüğümüz TIRlar ile de yardım ve ihtiyaç malzemeleri taşınıyor. Türkiye, resmi ve sivil yardım kuruluşları vasıtasıyla bu mağdur insanlara yardım etmeye ve hayatta kalmaları için gereken ihtiyaçları karşılamaya çalışıyor.

Suriye sınırından içeriye Diyanet Vakfı’na ait araçlarla giriyoruz. Es-Selam sınır kapısından itibaren yıkık dökük iki katlı beton ve briket evler ile uzayıp giden sanki sonu gelmeyecekmiş hissi veren çadır mahalleler başlıyor. Çadır mahalleler arasındaki yollar, çamurdan geçilmez hâlde görünüyor. Bazı sokaklarda çamura saplanmış araçların derin teker izleri dikkat çekiyor.

Sınırdan itibaren başlayan çadırlardan oluşan mahalleler zeytin ağaçları arasında Azez-Kilis-Cereblus arasında uzanıyor. Burada yaklaşık yüz bin kişilik bir çadır kent oluşmuş durumda. Bizim gittiğimiz bölge ise 15 bin kişinin yaşadığı çadır kentin bir başka bölümü. Muhacirler çoluk çocuk, yaşlı genç 6 yıldır burada yaşıyorlarmış.

Fırat Kalkanı Harekatı nedeniyle bölge nisbeten daha güvenli bir yer hâline gelirken, TİKA-Kızılay-Diyanet Vakfı ve sivil yardım kuruluşlarının gayreti ile başka yerlere kıyasla daha iyi ve düzenli bir yerleşim yeri hâline gelmiş. Ama yine de yaşam şartları çok ağır ve zor. Çadırlarda 7-8 kişilik aile bir arada kalıyor, yemek, yatmak, oturmak ve sohbet etmek hepsi bu karanlık ve soğuk bez çadırlarda yapılıyor. Girdiğimiz çadırlarda karanlık ve ağır havadan dolayı birkaç dakika geçirmek bile zor geldi bize.

Zeytin ağaçlarını barışın, özgürlüğün, kardeşçe yaşamanın sembolü olarak bilirdim. Azez bölgesinde bir özelliğini daha gördüm. Her bir zeytin ağacı çevresindeki çadırlara direk ve dayanak olurken, çadırda yaşayan insanlara kol kanat geren, kucak açan bir doğal sığınağa dönüşmüş. Hayvanların yapraklarını yediği, çocukların dallarında oynadığı, yaşlıların dayanağı, kadınların gölgelendiği bir ilahi armağan gibi her bir zeytin ağacı.

Sınırdan geçince dar ve toprak yollardan ilerlerken etrafımızda yıkık dökük evler arasında yine küçük barakalarda karanlık tek odalı bakkal, manav, tamirci, kasap, çay ocakları vs. görülüyor. Büyük ve uzun çadırlar mescit ve okul olarak kullanılıyor.

Muhacir kampında sağlık taraması

Sınırdan 10 km içerde çadır mahallelerin arasında eski bir betonarme, tamamlanmamış inşaatın alt katındaki garaj yeri olarak yapılmış kısım çadır bezleri ile bölünerek sağlık ocağı haline getirilmiş. Bizim çalışma yeri olarak kullanacağımız bu yerde toprak zemin üzerine konan masalara ilaçları hazırladık, diğer masalarda muayene için malzemeler ve hekim arkadaşlar ile onlara yardımcı olacak tercüman görevliler bulunuyordu.

İki aile hekimi, çocuk, kadın-doğum, radyoloji uzmanı ve hemşire-yardımcı sağlık personelinden oluşan kadromuz zor şartlarda, fedakârca, gayretli bir çalışma sergilediler. İki günde yaklaşık 1.400 çocuk, erişkin, kadın hastayı muayene ederek ilaçlarını verdik. Hem muayene ve teşhislerin yapılması hem de ilaçların hemen verilmesi nedeni ile sağlık hizmeti alan insanlar oldukça memnun kalıyorlardı. Birkaç çocuk hastayı ciddi bronşiolit tanısıyla, bazı kadın hastaları da daha ileri tetkik ve tedavi için Azez bölgesindeki hastaneye yönlendirdik.

Hastaların 50 ila 100 kişilik gruplar hâlinde gelmesi için muhtar vasıtası ile duyuru yapılmış. Hastalar düzenli aralıklar ile geldiği için izdiham olmuyor. Tercüman ve kayıt görevlisi olan Türkçe bilen 5-6 yardımcı kişi hastaların düzenli ve kontrollü olarak muayene olmalarına yardımcı oluyorlar.

Soğuk, çamur ve zor şartlarda yaşayan insanlar bu hayat şartlarına alışmış gibi görünüyorlar. Bizler soğuktan titrerken ince giysiler içerisinde bazıları yalın ayak çocuklar, kadınlar, yaşlılar muayene için gelip sıraya giriyorlar. Sakin ve vakur bir şekilde muayene sıralarının gelmesini bekliyorlar. Bu hâlleri bizlerde bu insanların daha önce hayatı görmüş ve anlamış insanlar olduğu intibaını uyandırıyor.

Muhacir kampından notlar

Yüzyıllar boyunca bir ve beraber yaşadığımız bu insanların bizim ve dünyanın gözü önünde 10 yıldır yaşadığı bu acılar ve yoksulluklar yüreğimizi en derinden sızlatıyor. Nispeten daha iyi şartlarda olan bu bölgedeki insanlar dayanılmaz şartlarda çadırlar ve briket evlerde kalıyorlar.

Çalışacak işleri ve ekip biçecek toprakları olmadığı için sürekli dış yardıma muhtaçlar. Onurlu ve şerefli olarak yaşamış bu insanlar şimdi bir lokma yiyecek ve bir yudum içecek için yardıma muhtaç durumdalar. Bu insanları ve yaşadıkları şartların zorluğunu gördükçe, diğer muhacirlerin ölümü göze alma pahasına uzun yolculuklara çıkmalarını başka ülkelere sığınmak için her yolu denemelerini daha iyi anlıyorum.

Bir gün, bir ay, bir yıl değil yıllarca süren bu durum insanları umutsuz ve bezgin bir hâle getirmiş. Uzaklara dalan gözlerinde umutsuzluğun, bekleyişin, acıların yansıması var. Her gördüğü insanda yeni bir umudun haberini ararken, ister istemez yardım beklentisi ile yüzünüze bakıyorlar. Onlarla sohbet etmek, göz göze gelmek, gönülden sohbet etmek isteseniz de onlara bir ümit verememenin çaresizliği ile bir müddet sonra yere bakmak zorunda kalıyorsunuz.

Açlık ve soğuktan perişan olmuş çocuklar etrafınızda koşuşurken siz kendi çocuklarınızı ve onların durumu ile kıyasladığınızda yüreğiniz ayrıca sızlıyor. Yetimlerinin elinden tutmuş, hastalığına çare arayan mahzun anneler, evladı şehid olmuş hayatta kimsesi kalmamış yalnız başına hayata tutunmaya çalışan ihtiyarlar, hayatın ve acıların ne olduğunu anlamadan en zor şartları normalmiş gibi yaşayan, oynayan koşturan çocuklar… Fotoğraf karelerinden, videodan anlatılmayacak, anlaşılmayacak duygular.

İslâm dünyasında ve özellikle Ortadoğu’da yıllardır kimi Türkmen, kimi Arap, Kürt, Çerkez, Ermeni, Alevi-Bektaşi, Yezidi, Süryani, Ermeni, hepsi ayrılığın, birlik olamamanın, kardeşçe barış içinde yaşamamanın acılarını çekiyorlar. Bin yıl birlikte yaşadığımız insanlar şimdi dış güçler, emperyalist devletler adına her biri bir yanda karşısındakine silah çekiyor. Bu arada olan yine sivil, çocuk, kadın, ihtiyar insanlara oluyor. Ya çadır kentlerde ya konteyner-biriket evlerde zor şartlar altında yaşamak, ya da başka ülkelere gitmek için ölümü göze alıp uzun yolculuklara çıkmak zorunda kalıyorlar. Bu acı oyun ancak bir ve beraber olduğumuzda bitebilir, yoksa daha uzun yıllar bu acıları yaşarız.

Ortadoğu’yu düşündükçe hep zihnimde yankılanan, adeta bugünü, Suriye’yi, Filistin’i, Irak’ı İslâm dünyasının hâlini anlatan yıllar önce okuduğum şair Osman Sarı’ya ait bir şiir içimde yankılanıyor:

Ey/ Çağlar boyunca dost ve bir kaldıklarımız

Artık yüreklerini / Acılı ve yanık Yemen türküleri kavurmayanlar

Serin yaylalardan kopup gelerek/ Kendini Yemen ateşlerine atan

Ulusun çocukları

Ey/ Çağlar boyunca dost ve bir kaldıklarımız

Deniz dalgaları döğerse nasıl/ Ölü ve kaygısız kıyıları

Öylece kıyınıza vurduk gövdemizi / Sularını yara yara Akdeniz’in

Ey/ Çağlar boyunca dost ve bir kaldıklarımız

Bölük bölük etmişler bizi/ Sınır taşlarıyla

En büyük boğazlar bile / Yutamaz

Lokmalar ki büyüktür/ Bölük bölük etmişler bizi                        

Akşam saat 17.00 itibarıyla tekrar Türkiye sınırından Kilis’e geçmek zorundayız. Kilis’te akşam yemekleri ve çay sohbeti Hayırda Yarışanlar Derneği Başkanı Fatma Hanım’ın dernek merkezi ve Suriyeli hanımlara iş eğitimi kursu olarak kullandığı iki katlı evin üst salonunda oluyor. Dernek; Kilis’te yetim, hasta, mağdur göçmenlere yardım etmek için kurulmuş. Hem bu insanların emeklerini değerlendiriyorlar hem de hayata tutunmalarına, moral motivasyon kazanmalarına vesile oluyorlar.

Dernek başkanı Fatma Hanım insanın sorunlarını yenmesinin ve mutlu olmanın sırrının başkalarına yardım etmek olduğunu yaşayarak tecrübe ettiğini söylüyor. Derneğin tüm derneklere ve hayırseverlere örnek olacak çalışmaları var.

Aklıma “Her kim Müslüman kardeşinin bir ihtiyacını giderirse; Allah da onun bir ihtiyacını giderir. Her kim de bir Müslüman’ın bir sıkıntısını giderirse, Allah da onun kıyamet sıkıntılarından bir sıkıntısını giderir.” (Müslim) hadis-i şerifi geliyor.

Biz tekrar Gaziantep’ten İstanbul’a dönerken kalbimiz Kilis-Suriye arasında mazlum, mağdur, yetim, ihtiyar zor şartlarda hayata tutunmaya çalışan insanlarda kalıyor. Suriye ve Ortadoğu normalleşmeden bu insanların çilesi bitmeyecek gibi görünüyor. Bu süreç Arap-İsrail savaşında mülteci olup çadır kentlerde yaşayan, dünyanın muhtelif ülkelerine dağılan Filistin’li muhacirler gibi daha uzun yıllar sürecek zannediyorum O nedenle muhacirler için  geçici değil daha kalıcı, bilinçli, ileriye yönelik projeler, çalışmalar yapılmalı diye düşünüyorum

Suriyeli muhacirler için neler yapılmalı?

1-Muhacirlerin normal hayata dönebilmeleri için ne gerekiyorsa yapılmalı. Devletler arası barış görüşmeleri, güvenli bölge ve şehirler oluşturulmalı.

2-Barınma ihtiyaçları kalıcı ve doğru bir biçimde çözülmeli. Yapılan briket evler de çok küçük ve yetersiz.

3-Yiyecek ve giyecek ihtiyaçları düzenli ve sağlıklı olarak çözülmeli. Gıda kartları, aş evleri, temel gıda maddelerinin düzenli ve adil bir şekilde dağıtımı yapılmalı.

4-Okul, camii, hastane gibi temel sosyal ihtiyaçların temiz bir ortamda, güzel ve kaliteli olarak yapılması sağlanmalı. Muhacirler, hiç olmazsa sosyal alanlarda nefes alacak, hayata tutunacak bir halde olmalı.

5-Bu insanlara iş ve çalışma ortamları oluşturulmalı. İSMEK kursları gibi atölyelerde çalışma ve kendi ihtiyaçlarını çalışarak karşılama imkânı verilmeli.

6- Çocukların eğitimi çok önemli. “Bu şartlarda yaşamak zorunda kalan, bir çok şeyini kaybetmiş bu çocukların ilerideki psikolojisi ne olur, hayatı nasıl anlar ve yaşar?” konusunda iyi düşünülüp, 10-20-30 yıl sonraya yönelik çalışmalar yapılmalı.

Uzm. Dr. Selahaddin Semiz

Yayın Tarihi: 16 Mart 2022 Çarşamba 11:00
YORUM EKLE
YORUMLAR
İbrahim Hakkı Hocaoğlu
İbrahim Hakkı Hocaoğlu - 7 ay Önce

Sizleri tebrik ediyorum.
Allah CC yâr ve yardımcımız olsun

banner19

banner36