Bir eğitim merkezi olarak: Harem-i Hümayun

"Eski uygarlıklarda dahi mekânsal olarak var olan Harem, Osmanlı Devleti zamanında saray okuluna dönüşmüştür. Harem’in Edirne Sarayı’nda bir teşkilat hâline geldiği düşünülmektedir. Fatih Sultan Mehmet devrinde devşirme sisteminin de kurulmasıyla Harem’in, gayrimüslim genç kızlara İslâmiyet’i ve Âdab-ı Muâşeret’i öğreten okul olma özelliği pekişmiştir." Zehra Nur Kılıç yazdı.

Bir eğitim merkezi olarak: Harem-i  Hümayun

İnsan fıtratı boşluğa tahammül edemez. Zihin yarım bir resmi, eksik bir hikâyeyi tamamlamaya meyillidir. Yunan mitolojisinde, öğrencilerine evvela sır tutmasını öğreten bir eğitim kurumu hakkında hikâyeler anlatılmaktadır. Bu hikâyeler bile insanoğlunun boşluğa tahammülsüzlüğünün fıtri döngüsünün bir parçası olduğunu göstermektedir. Harem hakkındaki bilgi eksiklikleri de bir boşluk oluşturur zihinlerde. Kişi kendi bildikleri yahut dışarıdan aktarılan bilgilerle doldurur bu boşlukları. Bu açıdan Harem dizilerde anlatıldığı gibi hırs, şehvet ve ölümle yoğrulmuş mistik ve bir cennet değildir. Enderun’un muadili bir eğitim kurumudur.

Kutsal yer

“Harem” evlerde ve saraylarda kadınlara ayrılan bölümdür. Yeryüzünde, evlerde yabancı erkeklerin giremediği, kadınlara mahsus alanlara da Mekke, Medine ve Kudüs gibi kutsal şehirlere de Harem denilmektedir. Zira Harem kelimesi Arapçada “Korunan, mukaddes ve muhterem olan şey veya yer” anlamına gelmektedir. Kelime manasıyla Harem, Batılı gezginlerden miras kalan Oryantalist sanrıdan ötedir.

Günümüzde Harem denilince akla Osmanlı İmparatorluğu’nun Harem Teşkilatı gelse de Doğu’dan Batı’ya, Antik Çağlar’dan Selçuklu’ya tarih boyunca kadınlara özel alanların oluşturulduğu görülmektedir.  Bu durum kadınlara “Korunan” bir alan sağlamanın kültürel, coğrafi bir detaydan ziyade insanoğlunun fıtri ve akli ortak eğilimi olduğunu düşündürmektedir. Kur’an-ı Kerim ve Kitab-ı Mukaddes’te kadınların kötü nazarlardan sakınılmasının vurgulanmasının da ihtiyaç ve uygulama arasındaki bu ilişkiyi kuvvetlendirmiş olması muhtemeldir.

Devlet dairesi

Eski uygarlıklarda dahi mekânsal olarak var olan Harem, Osmanlı Devleti zamanında saray okuluna dönüşmüştür. Harem’in Edirne Sarayı’nda bir teşkilat hâline geldiği düşünülmektedir. Fatih Sultan Mehmet devrinde devşirme sisteminin de kurulmasıyla Harem’in, gayrimüslim genç kızlara İslâmiyet’i ve Âdab-ı Muâşeret’i öğreten okul olma özelliği pekişmiştir.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde Harem nüfusu, padişahın ailesine hizmet etmekle görevli olan cariyelerin sayısının artmasıyla genişlemiştir. Yine aynı dönemde Kanuni’nin annesi ve Kırım Hanı’nın kızı Ayşe Hafsa Sultan ilk kez “Valide Sultan” unvanını kullanmıştır. Harem’in yöneticisi olan Valide Sultanların ülke yönetimindeki etkinliği bir tartışma konusudur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken Harem’de aldıkları eğitim sonucunda Hürrem Sultan, Kösem Sultan gibi nice sultan hem eşleri olan hükümdara danışmanlık yapmış hem de Valide Sultan olarak çocuk yaştaki padişahlar namına imparatorluğu yönetmişlerdir. Bulundukları ülkenin dilini dahi bilmeyen bu hanımlar Harem’de aldıkları eğitim sonucunda tıpkı Enderun’da yetişen erkekler gibi bir imparatorluğun yönetiminde rol oynayacak kabiliyet ve kapasiteye erişmişlerdir.

Hiyerarşi

Harem, Osmanlı Sarayı’na cariye olarak getirilen bir kızın kabiliyet ve kapasitesine göre Valide Sultanlığa kadar yükselebileceği bir sisteme sahiptir. Bu açıdan Harem’i kabiliyetli insanlara fırsat eşitliği sunan bir “Pilot çalışma” olarak görebiliriz. Bu çalışmada tek seçenek padişah veya şehzadelerle evlenerek hükümdarın ailesine girmek değildir. Belli bir eğitim düzeyine erişmiş genç kızlardan evlenmek isteyenler, Enderun’da yetişmiş devlet görevlileriyle de evlenebilmektedirler. Evlenmeyip sarayda kalmayı tercih eden hanımlar ise yeni gelenlere hocalık/ustalık etmek üzere Harem’de görev almaktadırlar.

Harem hanımları en düşük kademe olan Cariyelikten başlayarak çeşitli eğitimlerden geçip rüştlerini ispat ederek en üst rütbe olan Ustalığa (Hasekilik ve Valide Sultanlık hariç) yükselebilmiştir. Ustalar içinde Hazinedar Usta, padişahın özel hizmetinde bulunur ve Harem’deki diğer usta ve cariyelerin amiri konumunda bulunurdu. Cariyelik, Kalfalık, Ustalık gibi rütbeler içeren Haremin terfi sistemi birçok bakımdan Enderun’daki terfi sistemine benzemektedir. Filhakika Enderun ve Harem saraya ve devlete hizmet etmek için Genç Osmanlılar’ı yetiştiren iki okuldur.

Harem mektebine alınan kızlar başlangıçta “Acemi” olarak adlandırılmıştır. Bu acemi kızlar danstan müziğe, dikiş nakıştan güzel söz söyleme sanatına, İslâmiyet’e, Türk örf-âdetlerine varana kadar çeşitli dersler almışlardır. Acemi cariyeler aldıkları bu eğitimlerden sonra önemli bir elemeden geçerek Kalfalığa yükselebilirlerdi. Bu kızların en güzel ve becerikli olanları Hünkârın ailesine hizmet etmek için seçilirdi. Güzellik ve iş bilirliklerine göre Hünkâr, Valide Sultan, Kadınefendi, Şehzade ve İkbal dairelerine dağılırlardı. Padişahın yemek, çamaşır gibi hizmetlerini gören cariyeye ise “Gedikli” denilirdi. Yalnızca padişahın eşlerine değil tüm Harem mensuplarına hiyerarşideki konumlarına göre maaş bağlanırdı. Harem’in yöneticisi olarak en yüksek gelir sahibi Valide Sultan olup onu Hasekiler ve padişahın kızları takip ederdi.

Vakıf medeniyeti

Gözlerden uzak tutulmuş bu “Kadınlar Dünyası” hakkında yazılı tarihte detaylı bilgiye ulaşmak pek mümkün değildir. Yine de alışveriş dökümlerinden, bayram için Harem’deki kızlara diktirilecek çamaşır sayısı gibi bilgiler üzerinden Harem nüfusuna ve işleyişine dair fikir edinmek mümkündür.

Harem’deki hanımlara hem aylık bağlanmış hem de çeşitli ihtiyaçları, kıyafetleri, mücevherleri saray tarafından temin edilmiştir. Çırağı edilip1 evlenmedikleri müddetçe sarayı terk etmeyen bu hayırsever hanımlar da aylıklarıyla çeşmeler, mektepler, camiiler yaptırmış, vakıflar kurmuşlardır. Harem-i Şerif’e suyolları yaptırmaktan kimsesiz kadınlar için belli bir miktar para ayırmaya kadar Harem sakinleri aylıkları nispetince bu hayır yarışına katılmışlardır. Bu hayırların takibi için kurulan vakıflara ait defterler ise haremin giriş bölümü olan Dolaplı Kubbe’de muhafaza edilmiştir.

Adeta “Vakıflar Genel Merkezi” olan Dolaplı Kubbe’nin ardından bir diğer önemli kurum olan vakıf -defterlerinin takibinden ve Harem hanımlarının güvenliğinden sorumlu Kara Ağaların konakladığı- Kara Ağalar Taşlığı’na gelinmektedir. Afrika kökenli olan Kara Ağalar kadınların dış dünyaya dair angarya işleriyle ilgilenmişlerdir. Saray içinde Enderun’un muhafızları olan Ak Ağalardan daha kıdemlidirler. Hz. Peygamberin  türbesinin anahtarını Kara Ağalar taşır, törenlerde Ak Ağaların önünde yürürlerdi.

Harem’in esas sakinleri hanımlara ulaşmak için bu kıdemli ağaların taşlığından geçip dört kapılı bir avluya çıkmak gerekir. Kapılardan biri Valide Sultan Taşlığı’na, biri Veliaht Dairesi’ne ulaşan altın yola, üçüncüsü ise Cariyeler Taşlığı’na açılır. Cariyeler Taşlığı, Harem’in öğretmenleri ve hizmet işlerinin yürütücüleri konumundaki kalfaların kaldığı kısma ulaşan bir koridordur. Kalfaların ardından padişah hanımlarının kaldığı kısım gelmektedir. En sonda ise Harem nüfusunun ekseriyetini oluşturan cariyelerin yatakhaneleri bulunmaktadır. Topkapı Saray Harem’inin bu yerleşim planı harem sakini genç kızları, padişahın dahi nazarından uzakta tutmakta ve yatılı bir kız mektebini andırmaktadır. Kısacası Harem, Osmanlı İmparatorluğu zamanında genç kızların talim ve terbiye gördüğü bir yerdir. Osmanlı Harem’i insanlara ırk ve renk ayrımı yapmadan yeteneklerine göre imkânlar sağlayan ve -kadını sosyal medyanın kalıplarına hapseden modern dünyaya da öğreteceği çok şey olan- bir okuldur.

Zehra Nur Kılıç

Hüma Dergisi, Sayı:17

Dipnot:

1 Köle statüsünde olan cariyeler evlenmeden önce çırağ (azat) edilirlerdi. Bir cariye evlenmeden ölürse azat belgesiyle gömülürlerdi.

Yayın Tarihi: 17 Kasım 2022 Perşembe 11:00
YORUM EKLE

banner19

banner36