Bir Beldenin Esnafı İyi ise O Beldenin Her Şeyi Güzeldir

Pek çok kişi gibi bayram vesilesi ile sıla-i rahim için belde belde dolaşmaya başlayan Cihad Meriç, vardığı yerleri değil yolda karşılaştıklarını anlatıyor. Bu yazının konusu, ailecek başlanan seyahatinin İstanbul-Aydın arası bölümü. 

Bir Beldenin Esnafı İyi ise O Beldenin Her Şeyi Güzeldir

Önce sılah-i rahim ziyareti, sonra güzel memleketin beldelerini temaşa için yoldayız. Bayramın ikinci günü "Bismillah" dedik ve eşimin ailesini ziyaret vesilesiyle Aydın'a doğru yola çıktık.

İlk molamızı Sapanca Gölü kenarında dinlenme tesisinde veriyoruz. İstanbul'dan günü birlik gelinebilecek bir yer, Sapanca. Göl ve çevresinde ruhumuzu dinlendirecek doğal güzellikler mevcut.

İkinci mola yerimiz plansız nasibe düşüyor. Normalde Sapanca'nın az ilerisinden Bilecik yönüne sapacakken yol ayrımını kaçırıyoruz. Otabandan bir sonraki çıkış Akyazı. Öğle namazı vakti yaklaşmış,  o zaman Akyazı'da namaz molası vacip oluyor. Her zaman söylüyorum; yolculukların en sevdiğim özelliklerinden biri yol kenarında nasip düşen bir mekanda namazı belki de bir daha hiç denk gelmeyeceğin cemaatle kılmak. 

Akyazı Akşemsettin Camiinde minare, şadırvanın üzerine kondurulmuş, bence bu kullanışlı olmuş. Cami mimarisi de klasik tasarımdan biraz farklı, o da güzel olmuş. Cami adını az ileride Göynük'te sırlı İstanbul'un manevi komutanı pirimiz Akşemseddin'den almış. Akyazı'ya Adapazarı depremi sonrası gelmiştim. İnternetten tanıştığım bir gence manevi destek amaçlı gelmiştim. Adapazarı ve Akyazı'da çikolata dağıtan adamı şimdi hepsi delikanlı olmuş çocuklar hatırlamaz. Bu tip olağanüstü durumlarda temel ihtiyaçlar ön plana çıktığı için çocuklar pek akla gelmez.

Bu nasipli sapmanın ardından Bilecik yönüne devam ediyoruz. Göynük yol ayrımında daha önce ziyaret nasip olan Akşemseddin Hazretleri'ne Fatiha gönderiyorum. Göynük, Taraklı gibi hem doğal mimari özelliklerini koruyan hem de tarihi eserleri olan beldeler yine İstanbul'da günü birlik ziyaret edilebilir. En güzeli en az bir gün konaklamak.

Yolda Selamlanan Evliya

Bilecik dediğimizde Büyük Osmanlı Devleti'nin kurucu aklı Ertuğrul Gazi ve Şeyh Edebali aklımıza geliyor. Bir Fatiha gönderip yine daha önce ziyaret ettiğimiz bu şirin beldenin de kenarından geçiyoruz. Çocuklarımızı buralara getirip bu vatanın nasıl yurt yapıldığını uzun uzun anlatmalıyız. Alperenlerden, Gazilerden, Ahilerden, Bacılardan, Dervişlerden bahsetmeliyiz.

Biraz hızlı gidiyoruz, normalde bu benim tarzım değildir. Senelerdir Aydın'a gitmiş biri olarak Birgi'ye gitmemiş olmanın eksikliğini hissediyorum. Birgi'ye erken ulaşabilmek için biraz hızlı yol almamız ve her durakta oyalanmadan ilerlemek gerekiyor.

Kula-Alaşehir arasını dağ yolundan geçince bazı şeyleri yeniden öğreniyoruz. "Seyyahlıkta Öğrenilebilen Meslektir" dedikten sonra öğrenmemek olmaz. Yeri gelmişken not olarak ekleyelim, "Katı Dergi" Temmuz sayısını tatile ayırdı, birbirinden güzel yazılar var ve ben de "Seyyahlıkta Öğrenilebilen Meslektir" başlığı ile bir yazı yazdım. (Ayrıca www.katidergi.com adresinden tüm sayıları pdf formatında okuyabilirsiniz.)

"Yeryüzüne onları sarsmasın diye sağlam dağlar yerleştirdik”

Rabbimiz; "Yeryüzüne onları sarsmasın diye sağlam dağlar yerleştirdik; kolayca yollarını bulabilsinler diye orada vadiler, yollar açtık." ( Enbiyâ Suresi 31. Ayet) buyuruyor. Ayeti yaşayarak öğrenmek böyle bir şey olsa gerek. Ege bölgesinde kuzey güney hattı geçit nadir. Doğu-Batı hattı ulaşım ne kadar kolay ise Kuzey-Güney o kadar zor. Coğrafya bilmek yetmiyor, tam idrak için yaşamak şart. Zirveden üzüm bahçeleriyle kaplı Alaşehir ovasını gördüm ya bu da yeter, dedim. Ödemiş ilçesinin Birgi beldesine gitmek için bir dağ daha aşmamız gerekiyor; fakat hem geç oldu hem de yorulduk. Birgi ziyaretini birkaç gün sonraya erteleyip Çine'ye geçiyoruz. (Daha önce Ahilerin şehri Çine'ye dair yazdığımız yazılara şuradan ve şuradan ulaşabilirsiniz) 

Hiç bu kadar yorulmamıştım; çünkü geleneğimiz olan bol molalı yolculuk insanı yormuyor. Bir hedefe kilitlendik; fakat ulaşmak da nasip olmadı, belki yorgunluğun katmerli sebebi budur. İzmir ve Tire tarafından gidiş daha kolay olabilirdi. Birgi ve Birgivi Hazretlerine ulaşmak kolay değilmiş bunu da öğrendim, on beş yıldır neden uğramadığımız da ortaya çıktı. Yolda olmak öğrenmektir. Birgi yol üzerinde bir belde değil dağa sırtını vermiş bir şehir. Şehir diyorum; çünkü Aydınoğulları'nın merkezi, Ulu Camii var. Fakat yeni yollar beldeden geçmeyince merkez olma özelliğini yitirmiş, bu özelliğini yitirdiğine de seviniyoruz; çünkü aksi halde korunamazdı. İnsan'ın kolay ulaştığı, ranta açılan her şehir ruhunu kaybeder. Ne yazık ki Şehri imar eden de tarumar eden de insan. İmar edenler hayırla, tarumar edenler nefretle anılıyor ve bundan sonrada böyle anılacak.

Köye dönüş ne zaman başlayacak?

Bayramın ikinci günü Büyükanne'yi ziyaret için Çine ilçesinin 17 kilometre uzaklıkta bulunan zeytinlikler içindeki Sakızağacı Köyü'ne gidiyoruz. Çine bayram ziyaretinin benim için en güzel yanı Topçam Barajı ve suyu ile meşhur Madran Dağı yakınındaki bu köyü ziyaret etmektir. Seyyahların Piri Evliya Çelebi gibi yazarsak ; iki mihrap, bir köy odası, bir köy kahvehanesi, yüz on hane, bir ilköğretim okulu olan, zeytincilik ve hayvancılık ile geçinen köy göç veriyor. Yerel.net'ten öğrendiğimize göre 1985 yılı sayımında nüfus 408 iken 2012 yılında 248'e düşmüş. Köye dönüş başlayacak; fakat ne kadar sürer bunu tam kestiremiyorum. Şehir yükünü taşıyamadığında insanları göçtükleri yerlere savuracak. Zihnen bu altyapı oluşmuş durumda; fakat eyleme dönüşmesi zaman alacaktır.

İki mihraptan biri Subaşı Köyü'nün mahallesi konumundaki Sakızağacı Köyü'nde; fakat genelde bu camide kadrolu görevli bulunmuyor ve Cami yanında muhabbete vesile olacak kahvehane ve köy odası yok. Bu nedenle iki kilometre aşağıda bulunan Subaşı Köyü'ne namazı kılmak için oğlum ile birlikte gidiyoruz. İkindi namazını Köy Camii'de kılıp çayımızı cemaatle birlikte hemen yanındaki köy kahvehanesinde içiyoruz. Sekiz yaşındaki oğlum Hüseyin Cemil, yeni neslin göç ettiği köyde, ilgi odağı oluyor. Kahvehaneyi tarife gerek yok sanırım, önü ağaçların gölgelediği tipik huzurlu ve serin köy kahvehanesi. İmam izinli, bakkal amca fahri imamlık yapıyor. Büyükanne bakkal amca için "O her şeyi bilir" dedi. Köyün iyi adamını bulmuş olduk. Namaza cemaate katılmasak iyi adamlar defterine kayıt düşemezdik, belki bu yazı da olmazdı. Cemaatle namazda bol sevap olduğu gibi birçok hayır da mevcut, ah! bir bilselerdi. Şimdi bir beldenin esnafı iyi ise o beldenin her şeyi güzeldir, tezimize geldik sanırım. İşte Ahi, köyün her şeyi bir bakkal amca, Rabbim sayılarını çoğaltsın. Amin. İyi kötü kayreler yoktur, sadece iyilerin veya kötülerin liderlik ettiği kayreler vardır. Biz karşılaştığımız bu liderliğe göre yorum yaparız. Rabbim içimizden iyiliğe liderlik yapacak güzel adamlar çıkarsın. Amin.

Konya, Birgi, Elmalı seyahatlerinin yazıları yolda inşallah… 

Nasip olursa iki hafta yoldayız, fırsat buldukça yazmaya gayret edeceğim. Özellikle Birgi'yi Evliya Çelebi'den destek alarak yazacağım inşallah. Aslında gönül istiyor seyyahların piri Evliya'nın gittiği yollardan giderek yazmayı, bir gün neden olmasın diyorum. Ege ve Akdeniz sahil şeridinde özellikle orman kamp alanlarında konaklayarak Konya üzerinden nasip olursa İstanbul'a dönmeyi planlıyoruz. Antalya'nın Elmalı beldesi de Birgi gibi bu yıl yol planımızın ana omurgasını oluşturuyor. Rabbim yolculuğumuzu hayra vesile kılsın, iyilerle karşılaştırırsın, iyi adamlar defterimize yeni adamlar kaydetmeyi nasip etsin, kötülükten uzak eylesin. Amin.

Cihad Meriç

Yayın Tarihi: 10 Temmuz 2016 Pazar 21:09 Güncelleme Tarihi: 25 Temmuz 2016, 09:45
banner25
YORUM EKLE

banner26