Bir başka âlemden haber veriyor bu mevlevihane

İstanbul, Galata Mevlevihanesi gibi mekanların annesi olduğu için İstanbul: Şefkatli, üretken, sırdaş, asil ve zarif. Havva Sula yazdı.

Bir başka âlemden haber veriyor bu mevlevihane

Blagay’dan Prizren’deki Halveti Tekkesi’ne, Harabati’den Filibe Mevlevihanesine dünyanın bir çok ülkesindeki görülmeye değer dini ve sosyal mekanları görmüş ve yaklaşık kırk yıldır İstanbul’da yaşayan bir ‘gezgin’ olarak utançla gittim Galata’ya.

Şişhane’de metro durağından (ki buraya gelmenin en kolay yolu Yenikapı – Hacıosman metrosundan Şişhane durağında inip İstiklal Caddesi çıkışından çıkmak) indikten sonra uğradığım Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nin mescidinin penceresinden gördüğüm hazîre etkiledi beni önce, az sonra giriş kapısını göreceğim hamuşân olduğunu bilmeden.

Elimde navigasyonla ilerlerken Galib Dede Caddesi’nin isminin, türbesi orada olan Şeyh Galib’ten geldiğinin de cahiliydim. Elimdeki navigasyon mevlevihane değil eski kimliğiyle Divan Edebiyatı Müzesi diye gösteriyordu o adresi.

İnsan ruhunun estetiğe ihtiyacı

Galata Mevlevihane Müzesi’nin bir devlet dairesi olduğunun ve resmi mesainin 16.30’da biteceğinin farkında olmadan yavaş yavaş, tadına vara vara gezmeye başladım, ta ki güvenlik görevlileri beni uyarana dek.

Ellerinde fotoğraf makineleri telaşlı bir kalabalık vardı içerde. Yaş ortalaması bana göre oldukça genç olan bu öğrenciler ödev bahanesiyle de olsa bir iki şeye gerçekten ilgi duymuşlar mıdır pek emin değilim doğrusu.

Tasavvuf ve mevlevilik kültürüyle pek alakalı değilim. Ancak usûl, edep ve estetikle desteklenen sosyal yaşam hep ilgimi çekmiştir. Sanırım tekkede, pardon, “müze”de en çok bu etkiledi beni. Pazarcı maşası gibi örneğin.

Mevlevilikte -belki diğer tarikatlerde de öyledir- kullanılan kıyafetlerin ve eşyaların özel anlamlar taşıyan tasarımları geleneğin gücünü gösteriyor insana. Başlıklardaki dilim sayısı ve destarın sarılış şekli dini ve sosyal statüye dair ipuçları veriyor.

Müttekaların zarif görünüşlerinin aksine üstlendikleri zorlu görev şaşırtıyor insanı ve düşündürtüyor; bir şeyi çok istemek ve azmetmek.

Tasavvuf ve gelenekli sanatların birbirine olan yakınlığı burada da göze çarpıyor. Şık bir hokka takımı, ebru fırçaları veya ka'tı eşyaları insanın ruhunun estetiğe ihtiyacının çok zarif bir şekilde karşılandığının birer nişanesi.

Bahçe hayat dolu ve gerçek

Müzeyi gezerken dinlemeyi çok istediğim ney ve kudûm, ya da kemançe ve tamburdan bir ilahi mekânı biraz daha aslına döndürebilirdi belki.

Korumaya alınmış küçük bir duvar parçası, geçirdiği yangınların acısını, aslına uygun olmayan kullanımların hüznünü ve tadilatların soğukluğunu anlatmaya yetmiyor.

Derviş odalarındaki gerçek hayata dair gözlemlerden sonra üst katlar; semahanesi ve mahfilleriyle insanı başka dünyalara götürüyor. Hünkâr olmanın ayrımcılığı ve kafesler ardına kısıtlanmışlığı arasındaki ikilemi çözmeye çalışıyorsunuz.

Hünkâr da olsanız semazenlerin arasında ‘bir’ olmak istediğiniz an çok olacaktır eminim. Burada Mesnevi’nin şemsiyesi altında olmak bunu gerektirir çünkü.

Günün son ışıklarını bahçede yakalamak için acele ederken merdivenler ürkütüyor. Hekim olmanın verdiği sorumluluk ve refleksle merdivenlere tutamak yapılması konusunda güvenliği uyarmak gerekiyor.

İçerinin müze soğukluğuna karşın bahçe, kedileri, çeşmesi ve limon/mandalina ağaçlarıyla hayat dolu ve gerçek. Bu ödevi hazırlarken öğrendiğim eski evlendirme dairesi olan Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi ve arka komşu Alman Lisesi, bahçenin sakinliğini, albenisini ve ruhunu yok edemiyor.

Bu bir tanışma ziyaretiydi. Bu bahçede konuşacak, düşünecek ve yazacak daha çok söz var.

İstanbul bu mekanların annesi olduğu için İstanbul: Şefkatli, üretken, sırdaş, asil ve zarif.

Havva Sula yazdı

Yayın Tarihi: 29 Temmuz 2019 Pazartesi 09:00 Güncelleme Tarihi: 28 Temmuz 2019, 22:07
YORUM EKLE

banner19

banner36