banner17

Bindim motosiklete, çıktım yola!

Maraş'ın Zeytun köyüne doğru motosikletimle yola çıktım.

Bindim motosiklete, çıktım yola!

Yayla serinliğine merhaba

Asfalt yolda
(+)

Son senelerin en sıcak yazının sınırlarından dağlara sığınmak üzere, ardımda uzayıp duran beyaz benzin dumanları bırakarak şehirden çıkıyorum. Açlıktan takatinin kesildiğini hissettiğim çelik atımı sürüyorum benzinliğe. Karnı doydukça yüzü gülüyor bu Japon harikasının. Kızgın mı kızgın, nerdeyse yağ olup akacak asfaltın üstünde kanatlanıp uçuyorum motorla.

Kask takarsam beynim kaynayacak. Gözlüğüm olmasa gözlerimden şakaklarıma doğru sular sızacak. Maraş-Kayseri yolundan Zeytun’a ayrılan yola kadar olan yaklaşık 50 kilometrelik mesafede tüm araçları solluyorum böyle. Sonrasında temkin; kıvrıla kıvrıla tutturulan uzun bir yol… Yanda Menzelet baraj gölü, masmavi sular eski Ceyhan’dan vadi yamaçlarına kadar yükselmiş. Kayıklar… Çam ağaçlarıyla dolu bir yamaçta durup fotoğrafını çekiyorum bir kayığın.

Zeytun dağlarında
(+)

Yükseklerde çam ağacı olmaz

Buralar hep çam ağaçlarıyla dolu. Yukarıya doğru çıkıldıkça çamlar yerini Maraş’ta ‘kamalak’ denen sedir ağaçlarına bırakacak. Daha zirvelerde de Maraş’ta ‘mezlâ’ denen Lübnan sedirleri var. Lübnan bayrağında resmi bulunan bu muhteşem ağaçların bolca akıp kuruyan reçinelerinden sakız yapılıyor.

Yukarılara doğru çıkacağım. Ötüken Yayınları’ndan bir kitabı çıkmış olan hikâyeci arkadaşım Nuhan Nebi Çam’ın daveti üzerine, onun kamp kurduğu yaylaya gidiyorum. Yüzüme aralıksız saldıran alev yalımı rüzgâr, birazdan serin serin okşayışlara dönüşecek.

Dünyanın en güzel yolu, iki yanı yüksek ağaçlarla dolu olan yoldur. Hele de ağaçların arasından sular akıyorsa ya da bir göl yüzeyi görünüyorsa…

Zeytun yerleşimi
(+)

İkindi güneşinin eritip yola sarkıttığı ağaç gölgelerinin üzerinden geçerek eski Ermeni yerleşimi olan Zeytun’a ulaşıyorum. Zeytun girişindeki çeşme ve harap iki köprüden başka Ermeni yapılarından iz bırakılmamış. 1915 öncesi fotoğraflarda gördüğümüz görkemli kiliseler ve tepedeki manastır, önce İttihatçılar elindeki devlet tarafından, sonra da defineciler eliyle yerle bir edilmiş, harabeleri bile yok artık.

Bu kavurucu sıcakta bağlar bahçeler içindeki Zeytun’un havası, suyu çok ama çok güzel. Zeytun yamaç yamaç bir yerleşim. Yamaçlar dik, aradaki derelerden buz gibi sular akıyor, her yanda çınarlar dereleri yeşil kalın çizgilerle boyamış. Her yandan mis gibi yaban inciri kokuları geliyor.

Zeytun çeşmesi
Zeytun çeşmesi süslemeleri
Zeytun çeşmesi süslemeleri
Zeytun çeşmesinin kazınmış kitabesi
(+)

Maraş’ın en görkemli çeşmesi

Ermeni çeşmesinin başında duruyor, kana kana soğuk sulardan içiyor, sonra mezarları bile bırakılmamış kayıp ustaların bu abidevî eserinden fotoğraflar çekiyorum. İri kayalardan yontulmuş üç geniş oluktan gürül gürül buz gibi sular akıyor. Çeşme, büyük bir kemerin altında üç kemere bölünmüş. Her kemerde bir oluk var. Altta bütün eski çeşmelerde olduğu gibi hayvanların su içtikleri geniş bir yalak var. Halen gelip geçen köylüler eşeklerini burada suluyorlar. 19. yüzyıldan kaldığı sanılan bu güzel çeşmenin her yanı çeşitli ağaç ve çiçek desenleriyle bezeli. Ortadaki oluğun üzerinde İsrail bayrağındaki Davut yıldızı göze çarpıyor. Davut yıldızının üzerindeki çeşme aynalığında bir kitabe var. Fakat yazı Ermenice olduğu için iyi saatte olsunlar derhal kazımışlar! Vatana millete hizmet etmek lazım değil mi?

Köprülerden her ikisi de harabe halinde. Bakım yapılmazsa bugün-yarın kesin yıkılacaklar. Yine de sarı otlarla sınırlanmış işlek bir patika izi geçiyor üzerlerinden. Köprülerin birinin altı çok derin. Kırk altı metre aşağıdan bir dere akıyor. Attığım taşın suya düşmesi bir hayli sürüyor. Bu köprüye Kanlı Köprü diyorlar. 1915 karışıklığında buradan aşağıya birçok insanın atıldığı anlatılıyor. ‘Allah bütün zalimleri kahretsin, bütün mazlumlara da mağfiret etsin’ diye dua ediyorum.

Zeytun şehitlik tabelaları
Zeytun şehitlik tabelaları
Zeytun şehitlik tabelaları
(+)

“Tanrı uludur, tanrı uludur…”

Yerleşimin adı artık Zeytun değil, Süleymanlı. Yamaçlardan birine birkaç yıl önce bir şehitlik anıtı yapılmış. Bilgi yanlışlarıyla dolu mermer tabelalar... O tabelalardan birinde Zeytun isyanındaki Ermenilerin milis sayısının on bin civarı olduğu söyleniyor ki bu rakam, bırakalım Zeytun’u, o zamanki Maraş’ın nüfus değerleriyle bile örtüşmüyor! Bir başka tabelada “Tanrı uludur, Tanrı uludur, yurdunu seven yine uludur…” gibi basit ifadelerle hamasî şeyler yazıyor.

Zeytun Kanlı Köprü
Nuhan Nebi Çam ve Mehmet Sait Çakar
(+)

Bu şehitlikte beni bekliyor Nuhan Nebi. Şehitlik anıtına bakarak son yapılan Ergenekon operasyonlarını, referandumun muhtemel sonuçlarını konuşuyoruz. Sonra onun arabasıyla yaylaya doğru yola çıkıyoruz. Yolda arkadaşımın tanıdığı bir köy evinden ayran ikram ediyorlar. Ayranlarımızı içerken yaşlı bir adam güneş gözlüklerimize ihtiyatla bakarak, “bahele altın maltın buluciyiseez beni de götürün haa” diyor. Yeniden yola çıktığımızda her tarafı kahverengiye çeviren yakıcı bir güneş altında, yüce kayalıklar altından geçen tozlu yollardan ilerliyoruz. Pusuya yatmış bir kurt köpeği fırlayıp canla başla saldırıyor arabaya. Arkadaşım bir vadide kocaman bir kayayı gösterirken birçok yer adının burada halen Ermenice olduğunu söylüyor. O kayalık bölgenin adı: Kirkor’un Kayası.

Nuhan Nebi Çam
(+)

Yemyeşil ağaçlar arasında masmavi bir çadır

Nuhan Nebi buralı; oldukça kullanışlı olduğunu fark ettiğim portatif çadırını dedesinin bu yayladaki eski harman yerine kurmuş. İçinde konserve yiyecekler, yatak, başka malzemeler…

Arkadaşım, az ileride olduğunu söylediği başka su kaynaklarından da söz ediyor, beni oralarda gezdirmek için birkaç gün kalmamı istiyor. Fakat Maraş’a dönmem gerekiyor. Kayalıklar arasında dolaşmaya çıkıyorum. Yakında yine buz gibi sular akıyor. Yaban naneleri olan yarpuzlar derecikler boyunca vahşi kokularıyla salınıp duruyorlar. Yaban arıları çamurlara bir konup kalkıyorlar. Yayladaki karasinekler, sivrisinekler çok daha iri görünüyor gözüme. Yavru timsah iriliğinde bir kertenkele görüyorum yüksek bir kayanın yosunlu uçurum yamacında. Fonda çıldırmış cırcır böceği sesleri…

Döndüğümde arkadaşımı ateş yakmış da geniş alüminyum çaydanlığı ateşe oturtmuş buluyorum. Çevreden odun kırıkları toplayıp atıyoruz taşlar arasındaki ateşe. Doyumsuz birkaç bardak çaydan sonra geriye dönüş başlıyor.

 

Mehmet Sait Çakar dağları severek yazdı

mehmetsaitcakar(at)gmail.com

Güncelleme Tarihi: 31 Ağustos 2010, 16:36
YORUM EKLE
YORUMLAR
mehmet etik
mehmet etik - 8 yıl Önce

yazarın yıllar öncesinde yazmış ve peyderpey yayınlamış olduğu güneydoğu anadolu gezi izlenimlerinin lezzeti damağımızda meknuz iken bu yazı da gösteriyor ki müşarünileyh bu vadide hız kesmeden yazmalarına devam etmelidir.

Esma Karadeniz
Esma Karadeniz - 8 yıl Önce

Sanki ben de oralarda gezmiş gibi oldum.Ellerinize sağlık...

ali
ali - 8 yıl Önce

beşen köyüne üzüm kesmeye gitmiştim ben de hafta sonu.
BERTİZ'e de bekleriz... bir yanı berit bir yanı cerit: bertiz :))

ali
ali - 8 yıl Önce

"Bilgi yanlışlarıyla dolu mermer tabelalar... O tabelalardan birinde Zeytun isyanındaki Ermenilerin milis sayısının on bin civarı olduğu söyleniyor ki bu rakam, bırakalım Zeytun’u, o zamanki Maraş’ın nüfus değerleriyle bile örtüşmüyor" iddianız çok abartılı, 1915 tehcirinde oradaki ermenilere dokunulmuyor ve sadece erkeklerin sayısı 8.000 civarında. küçük bi araştırmayla halledilebilirdi aslında.

mahmut çakar
mahmut çakar - 8 yıl Önce

sende japon harikası gisi sayfaya akmısın ellerine saglık patron!!!!!

banner8

banner19

banner20