Beyrut'un Kalbinde Kadim Bir Mescid: Ömeri Camii

Deniz Baran, Beyrut’un göbeğindeki kadim camiyi, imparatorluk Roması’nın kalıntıları üzerinde yükselen Ömeri Camii’ni yazdı.

Beyrut'un Kalbinde Kadim Bir Mescid: Ömeri Camii

Yakınlarda ziyaret ettiğim Lübnan’a dair genel bir gezi-gözlem yazısını geçen hafta yazmıştım. Onu okuyanların hatırlayacağı üzere yazıda bazı yerlerden detaylıca bahsetmemiş, o yerlere ayrı yazılarla mercek tutacağımı söylemiştim. İşte genel bir Lübnan gezi yazısı mahiyetindeki o yazının takipçisi niteliğindeki ilk yazımı sunuyorum. Beyrut’un göbeğindeki kadim camiye, imparatorluk Roması’nın kalıntıları üzerinde yükselen Ömeri Camii’ne doğru yola çıkmak için…

Beyrut’un önemli meydanlarından biri olan Şehitler Meydanı’na girildiğinde ilk dikkat çeken yapı, Refik Hariri’nin mezarının yanında tüm heybetiyle duran Muhammed el Emin Camii olur. Esasında “yeni” denebilecek kadar yakın bir tarihte inşa edilen bu cami, mimarisinden olsa gerek, sanki yüzyıllardır oradaymış gibi; Beyrut tarihinin kadim tanığıymış gibi meydanı kucaklar. Fakat henüz 2008 yılında inşa edilen Muhammed el Emin Camii’nden önce Beyrut’un asıl merkezi camii kabul edilen Ömeri Camii’dir bu şehrin kadim parçası.

Ömeri Camii’nin içine girdiğiniz anda bambaşka bir yapıda olduğunuzu hissediyorsunuz. Şahsen hiç bu tip mimariye sahip bir cami görmemiştim. Zira İstanbul’da birçok kiliseden döndürülmüş camiye şahit olmuş olsak da bunların hemen hiçbiri, zemine daire yahut kare şeklinde yayıldığından olsa gerek, bana Avrupa’da gördüğümüz kiliselerin havasını hiç vermiyor. Ancak Ömeri Camii’ne girince daha ilk andan binanın kilise hali gözümde canlanıyor, ince uzun zemin tipik Avrupa kiliselerini andırıyor. Geniş bir tabana yayılan mescidlerimizin aksine koridor tarzı uzayan bir yapıda olmasından ötürü Avrupa kiliselerine benziyormuş hissine kapıldığımı düşünüyorum.

Restorasyonu 2004’te tamamlandı

Ömeri Camii bir zamanlar Haçlılar’ın sonu gelmez hücumları ile sık sık el değiştiren şehrin Haçlı Kilisesi olarak MS 1150 yılında, tipik Roma stilinde inşa edilmiş. O zamanki adı Aziz John (St. John) Kilisesi’dir. Haçlılar’ın bölgeye akın akın geldiği bir dönemde ortaya çıkan bölgesel çekişmeler sürerken tekrar tekrar başka topluluklarca ele geçirilmiş. Ta ki Beyrut 1291 yılında Memlükler’in kontrolüne girene kadar. Şehri ele geçiren Memlükler, Beyrut’un bu büyük tapınağını camiye çevirmiş ve Halife Hz. Ömer’in anısına onun adını bu camiye vermiş. Artık Ömeri Camii olarak anılacak olan bu yapı, sonra şehrin merkezindeki büyük bir mescid olarak, sonraları “Jami’ Al Kabir” yani “Büyük Camii” olarak da anılacaktır. 1350 yılında da camiye Memlük stili bir giriş ve minare eklenecektir.

Camiye daha sonraları bölgenin hâkimi olacak Osmanlılar’ın da eli değecektir. Hatta camiye adını veren “John the Baptist”in mezarının etrafını çevreleyen altın kafesin 2. Abdülhamid’in hediyesi olduğu biliniyor. Ayrıca bir zamanlar caminin güneybatı köşesinde Hz. Muhammed (SAV)’a ait 3 tel saç olduğu söyleniyor ki bu da 1. Abdülmecid’in camiye hediyesiymiş.

Fransız mandası sırasında da birtakım yeniliklerin yapıldığı Ömeri Camii, Lübnan İç Savaşı’nda ise büyük hasara uğramış. Tüm Lübnan halkının yaşadığı acıların sembolü olurcasına ciddi hasara maruz kalan caminin duvarlarındaki sahabe isimleri kazınmış (kasten mi bilmiyorum), hatta Peygamber Efendimizin saçları da savaş sırasında çalınmış. Caminin bu günleri geride bırakması ise 2004’te tamamlanan restorasyonuyla olmuş. Biraz genişletilerek ve ikinci minarenin eklenmesiyle bugünkü halini alan cami, zor yılların ardından tekrar Beyrutlular’ı selamlamaya başlamış.

 

Deniz Baran

Güncelleme Tarihi: 09 Mayıs 2016, 15:49
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13