Bela Horvath'ın kaleminden 100 sene öncesinin Anadolu'su

1913'de Anadolu'da yaşam nasıldı? Bozkırdaki Türkler neleri seviyordu? Mevleviler, Bektaşiler, beyaz Tükler, Rumlar, yoğurt ekmek yiyenler... Bir Macar'ın gözünden Anadolu gözlemleri.

Bela Horvath'ın kaleminden 100 sene öncesinin Anadolu'su

Yahya Kemal’e sormuşlar ya; ‘Ankara’nın en çok neyini seviyorsunuz?’ diye, ‘İstanbul’a dönüşünü’ demiş o da. Anadolu 1913’ü yazan Macar gezgin Bela Horvath da kitabını şöyle bitiriyor: ‘ Dünyanın en güzel kenti, Boğaz kıyısındaki İstanbul’a gidiyoruz.’

Modernizasyonun frenleyicileri: Hocalar

Bela Horvath, Budapeşte’de kurulan Turan Cemiyeti ve İstanbul’daki Tahsil-i Sanayi Cemiyeti’nin destekleriyle 1913 yılında İstanbul Haydarpaşa’dan başlayarak Nevşehir, Kırşehir, Niğde, Aksaray, Konya, Ankara arasında, at sırtında bir aydan fazla süren bir yolculuğa çıkmış ve gözlemlerini kaleme almış. Balkan Savaşları devam etmektedir. İttihat ve Terakki Partisi ülkeyi demir pençesinin altında, birlik içinde tutmayı başarmaktadır. Kendilerini başkentte bir bey ve bir hoca ziyaret eder. Yazar, bey ve hocanın ne olduğunu açıklar ve hocaların modernazisyonun ciddi frenleyicileri olduğunu belirtir. Dr. Bela’nın dikkatini ilk çeken konulardan biri anneye, babaya ve büyüklere gösterilen saygıdır.

Bela Horvath
Bela Horvath

Sultan Reşat binler yaşa!

Haydarpaşa garından bindikleri tren, Anadolu içlerine doğru ilerlerken istasyonlarda dizi dizi asker katarlarıyla karşılaşırlar. Sırtlarında yeni asker üniformalarıyla binlerce yanık yüzlü Anadolu çocuğu Avrupa’daki ‘kutsal kent’ Edirne’yi Balkan ittifakının askerlerinden korumak için beklemektedirler. Sonrasında Anadolu’daki bir şehirde Edirne’nin kurtuluşunu duyan halkın sevincine şahit olur. Çocuklar oynarken ‘Sultan Reşat binler yaşa!’ diye bağırmaktadırlar.

Ceket ve pantolon giyen köylü gençler!

Eskişehir’de bir Rum düğününe katılan Dr. Bela ve grubu insanların kadınlı erkekli eğlenmesine şahit olur. İslam ahlakının yasakladığı bu durumun Anadolu Hıristiyanları tarafından da benimsendiğini belirtir. Anadolu’daki değişimden bahsederken ilginç bir öngörüde bulunur. Avrupalıların kullandığı giysilerin halk arasında süratle yaygınlaştığını gözlemleyen gezgin, köylü gençlerin renk renk şalvar ve gömlekler yerine gri pantolon ve ceketler giydiklerini not eder. Değişimin bu hızla devam etmesi halinde, turistlerin otantik halk giysileriyle tanışabilmesi için özel folklor ekipleri kurulması gerektiğini belirtir. Nasıl ironi ama?!

Bir Macar'ın keyif için söyledikleri

Gittiği her şehir hakkında geniş bilgilere sahip olan Horvath, Alaaddin Keykubat döneminde altın yıllarını yaşayan Konya’nın 1913’deki çarşılarını, mabedlerini, binalarını, ‘vali hazretlerinin’ konağını, Mevlana dervişlerini, İslam dininin en büyük filozofu Mevlana Celaleddin’i anlatır. Çarşıları gezerken akla hayale sığmayacak kadar küçük dükkanlarla karşılaşan yazar, bazı yemenicilerin veya turşucuların dükkanlarının küçük bir sandıktan ibaret olduğunu görür. Ayrıca esnafın sesini yükseltmeden sohbet etmesi, arka arkaya sigara içmeleri ve keyif yapmaları dikkatini çeker. Keyif kavramının Müslümanlar için şu dünyada tadılabilecek güzel şeylerin tümü anlamına geldiğini söylemesi hoş bir tesbit. Müslüman yüzlerdeki ifadeden sabrı ve sakinliği okur. Batı’nın koşuşturmaya dayalı, telaşlı ticaret hayatıyla Müslümanların yavaşlığını, sükunet ve sessizliğini karşılaştırır.

1915, Konya
1915, Konya kent ici toplu taşıma

Konya'da kimler tiyatro izlerdi?

Konya’da bir tiyatroya giden Bela ve ekibi salonda hiç kadın seyirci göremez. Onların yeri ev. Orta yaşlı ve evli erkekler de komedi seyretmeyi küçültücü bulmaktadırlar. Peki, kimler seyrediyor tiyatroyu Asya’nın bu eski kentinde? Genellikle bekar delikanlılar.

Gezgin yazarın batılılaşma hakkında pek çok tespiti daha var. Mesela Nevşehir bahsinde Türklerin yolculuk etmekten hoşlanmadığını belirttikten sonra özellikle İstanbul’un rahat koşullarına alışan ‘kibar’ Türklerin ( beyaz Türkler mi desek! ) Anadolu’nun yaşam şartlarını bilmediğini ifade eder. Rahata ve konfora düşkün bu seçkin beyefendiler Anadolu’da rahat edemediklerini düşündükleri için yabancı ülkeleri gezmek istiyorlar. Muhtemelen o dönemlerde Fransa’nın cazibesi devam etmektedir.

HAYDARPAŞA, 1913
HAYDARPAŞA, 1913

Türk kimdir ve neleri sever?

Bu ince eleştirilerden evvel Türk’ün genel bir tarifini yapar. Tipik Türk, Asya Türklerinin Moğol’a veya Tatar’a daha çok benzeyen çekik gözlü tiplerinden çok farklı. Fethedilen ve İslamlaştırılan Anadolu’da giderek karışan ırklardan yeni bir karışımın ortaya çıktığını ve kıvrık kartal burunlu, siyah saçlı, kara gözlü, açık ve temiz yüzlü bir görünüme kavuştuklarını söyler. Ayrıca Anadolu’daki bu Türkler sporu, jimnastiği ve hareketi sevmemektedirler. Peki, bunun yerine neyi seviyorlar? Yazarın bu soruya cevabı ise şöyledir: Dinlenmek, kahve içmek, tavla oynamak, nargile höpürdetmek, yoğun ve kokulu dumanı ciğerlerine çekmek… Fakat kitabın başka bir yerinde nargileyle artık sadece şehirlerde karşılaşılabileceğini dile getirir.

İsmail Ağa'nın kahve tarifi!

Türklerin sevdiklerinden bahis açılmışken, yazar ve ekibinin uğradıkları Obruk’a bağlı Karadom Yaylası’nda, kahvenin nasıl pişirildiğine de değinmek gerekiyor. Bu yoğun ve leziz içeceği tam kıvamında sunabilmenin gerçek bir sanat olduğunu itiraf eden Horvath, İsmail Ağa’nın kahveyi nasıl pişirdiğini bize anlatır: İsmail Ağa önce bakır bir cezveye su koyup şekerle kaynatıyor. Ardından suyun bir kısmını ayrı bir kaba aktarıyor. Ateşin üzerinde kaynamaya devam eden cezveye 3 kaşık kahve ilave ediyor. Tekrar ateşe yerleştirip bir süre kabartıyor, köpürmesini sağlıyor. Ardından daha önce ayırdığı suyu cezveye geri döküyor. İşte artık şekerli kahve ikrama hazır.

Rasim Baba, Zeki Bulduk ve bozkır

Bozkırın, ıssız ve çorak toprakların insan üzerindeki etkilerinin başarılı bir şekilde betimlendiği kitabı okurken Rasim Özdenören’in Çok Sesli Bir Ölüm’ü geliyor aklıma. Kırşehir, Nevşehir yöresini yazarın kılavuzluğunda gezerken, oranın yoksul halkının yaşantısını okurken Zeki Bulduk ismi çınlıyor dağlardan, yollardan.

Dikkatle okunduğunda dün ve bugün arasındaki bağlantılar ve süreklilikler-kopukluklar hakkında çok şey söyleyen bu kitapta sadece Türkler yok. Çerkezler, Türkler, Kürtler, Yörükler, Rumlar ve Ermeniler’le ilgili de tespit ve yorumlar var. Anadolu’ya, Türklere bunca sevgisine rağmen Bela Horvath’ın yabancılığını, ecnebiliğini unutmadan okumamız gereken bir kitap bu. Çünkü o da unutmamış yabancı olduğunu.

 

 

Mustafa Nezihi 100 yıl öncesine gitti

Güncelleme Tarihi: 05 Haziran 2017, 12:14
YORUM EKLE
YORUMLAR
Bekir Han B.
Bekir Han B. - 8 ay Önce

Bu güzel yazı için yürekten tebrikler.

banner19