banner17

Bana tek kitap alsan yeter

Gözde Nurcan Tüyap izlenimlerini paylaştı. Öykü tadında, sürükleyici bir metin.

Bana tek kitap alsan yeter

Hiç mi problem çıkmayacak?

Tüyap"Tüyap! Gidiyooor! Gidiyooor!.. Tüyaaap!"

Hemen mi gidiyor gerçekten? İnanamadım açıkçası. Kendimi saatlerce sıra beklemeye hazırlamıştım halbuki. Hemen kolaycacık olmazdı bir işimiz. Taksim AKM'nin önünden kalkan servis dolduğu için sıradakini beklememiz, gelecek servisi beklerken aniden bastıran soğuk karşısında iliklerimize kadar donmamız, servisin de gecikecek olması, sonunda gelen ve içinde yer bulabileceğimiz serviste iki kişilik yer olmadığı için ayrı yerlerde oturmak zorunda kalmamız gerekirdi.
Hiçbiri olmadı. Servis boştu. Sıra falan yoktu. Muavin fuara gidecek insan arıyordu.
Tercihimize göre arka sırada bir koltuğa oturduk . Şaşırdık kaldık bir an.
Bu kadar mıydı yani?
Hiç üşümedik değil mi?
Kendimize geldik. Üzerimizdeki kalın, tamamıyla kışı temsil eden giysiler içinde ısınmaya çalıştı bedenlerimiz. Servisin sıcaklığına alıştık, kalkmasını beklemeye başladık.  Ancak
hâlâ insan arıyordu muavin: "İki kişi daha...İki kişilik yer var!"

Birkaç dakika geçti geçmedi yola çıktık sonunda.
Kaç kitap alacaktık acaba?
Nasıl olacaktı, kimin imza günü vardı? Hiçbirine de bakmamıştık. "İnsan programa bakmaz mı hiç?" demişti yanımdaki. Bakmamıştık işte.

 

Milyonlarca kitap var

Kitaplara bakmak güzeldi de, milyonlarca kitap varken, dünyadaki kitapların yarısını bile okuyamadan ölecek olmak insanı bunaltıyordu düşününce. Hep bilinen şeylerdi söylenenler: Okudukça bir şey bilmediğini anlıyordu insan, gerçekten istemeyince de bir şey öğrenemiyordu. İlk okuldan beri sınavlar için zorla ezberletilen bilgilerin ne kadarına sahiptik? Bu da hep söylenenler arasındaydı gerçi. Gerçekten anlayarak okuyun, ezberlemeyin! Hepsi kağıtlardaki şekliyle kaldılar bir zaman aklımızda, daha sonra da uçup gittiler arkalarına bile bakmadan. Neyi nasıl düşündüğümüzü hiç sormadılarbile. Umurlarında olmadık. Hayallerimize girmeyi başaramadılar ya da böyle bir istekleri de hiç olmadı onların zaten. Sadece sınavlar, büyük, kocaman, korkulu sınavlar için var oldular. Sonra da bir hoşçakal bile demediler.
Bunun neye yararı vardı peki?
Aptalca, zaman kaybından öte bir şey olabilir mi bu?
Olamaz.

 

Öğrenilecek o bilgi

İnsan rahat bırakıldığı vakit öğrenmeye merak sardı. Her insan için geçerli değildir elbette bu durum; ama çoğu kişi için böyle sayılabilir değil mi? Birileri ona, sürekli sorular yöneltmeyi
kestiğinde o, kendi sorularını sormaya başlayarak okudu ve okuduklarını düşündü, farklı düşünceleri birbirleriyle karşılaştırdı, kendi doğrularını çizdi, okuduklarını benimsedi ve sonunda okuduğu tek bir cümle bile olsa, onu öğrendi. Öğrendiği cümle hayallerinde bir çok
kapıyı açması için bekleyecekti zamanını. 'Terk etmek' nedir bilmeyecekti.
Okunacak bir sürü kitap vardı; ama öğrenilmeyi tek bir bilgi bekliyordu belki de onların arasından. Yazarken, amaçlarını yerine getirirken öğrenilmesini istedikleri bir şey yoktu yazarların. Onlar kendi doğrularından bir kapı açıyorlardı insanlara. Sonra hangi odaya
gireceğine, hangi çıkıştan çıkacağına okur karar veriyordu. Böyle olması gerekiyordu. Zamanla da kapatılan kapıların anahtarları ceplerde çoğalıyordu. Böylece birikim mi oluşuyordu ne?
Ne kadar çok kitabımız olursa o kadar güzel! Bu bir hastalık olabilir. Güzel bir hastalık... Kimine göre sıkıcı, kimine göre gereksiz, kimine göre sonu gelmeyen bir hastalık... 'Dünyadaki tüm kitapları okuyamayacağına göre okumanın ne faydası olabilir ki?' cümlesinin
sahipleri!..Okumak onlara ne kadar korkunç gelirse, okumamak da ölümü yakın bir hastanın çektiği acıyı hissettirir kalpte bazıları için.

 

TüyapBana bir kitap alsan yeter

"Bana Cahit Zarifoğlu'nun bir kitabını alsan yeter." dedim camdan dışarısını seyrederken başımı yanımdakine doğru çevirerek. Fazla üzerinde durmadı, oturmaktan yorulmuş ya da düşüncelere dalıpgitmişti:
"Bakarız orada."

'Düşününce aklım karışıyor. Ne alacağımı bilmiyorum, önceden hazırlanmış çok liste olmasına rağmen, şimdi aklıma bir kitap bile gelmiyor. Dilenci gibi kendimi acındırdığımı sanıyor yanımdaki belki. Öyle değil, ama bırak sansın diyorum nedense her şeyden vazgeçmiş bir şekilde.'
Bir saati geçen bir yolculuğun ardından Tüyap görünüyordu ufukta!
Dışarısı ne kadar da soğuktu! Servisin sıcak havasından uyuşmuştuk sanki, dışarıdaki rüzgarla sarılınca girişe doğru koşmak zorunda kaldık.
İçerisi kalabalıktı, sesler uğultu halinde kulağıma doldu, anonslar yapılıyordu arada, ellerinde torbalarıyla dolaşan bir sürü insanın ve binlerce standın arasına karıştık biz de.
Dur diyorum, dur; bilinçli olalım hemen kendimizi kaybetmeyelim! Bir tek Zarifoğlu istiyorum cümlesinin sahibi zavallı ben, o anda bütün kitaplara sahip olmak istiyordu şimdi.

 

Yazar bambaşka bir şey olmalı

Yanımdaki ısrarla "Epsilon'a bakalım, İclâl Aydın gelecekti galiba;
ama kaçırdık mı acaba?" diyordu. Diğer yayın evlerini, daha sonra bakacağız diye aklımıza kazıyıp o an için onlardan vazgeçerek Epsilon'u aramaya başladık. Sonunda baktım ki yanımdakinin gözleri parlıyor.
"Buldum!"
Kalabalığın toplandığı yer gözüme çarptı, öyle boş değildi, Ece Vahapoğlu gibi ortadan ikiye ayırdığı saçlarını elleriyle düzelterek insanları seyretmiyordu İclâl Aydın. Harıl harıl kitap imzalıyor, fotoğraflar için poz veriyordu.
Yanımdaki heyecanlıydı.
Ya ben?
Kendimle konuşuyorum.
Kitaplarına eğilmiş yazarı inceliyorum.
Yazar?
Saçları kömür siyahı, bolca katıyla birlikte beline kadar uzanıyor neredeyse. Siyah bir şey üzerindeki; tül gibi...Siyah bir kısa etek...Topuklu, dizine kadar uzanan çizmeleri gösterişli geliyor gözüme ayağa kalktığında. Yok diyorum o anda. Yok olmaz, güzel değil bu durum.
Yazar böyle olmaz, dakikalarca dikkat ettiğim özellikleri sadece dışgörünüşüyle ilgili şeyler. Başka bir şey olmalı, bambaşka bir şey...

Baktım da yanımdaki de diğerlerine benzemiş. O, fotoğraf diyor, ben bir şey diyemiyorum. Kadını görenlerin gözleri parladıkça ben daha çok sıkılıyorum. Sıra bitince fotoğraf
çektirebilir miyiz diye rica ediyor yanımdaki. Hemen fotoğraf pozisyonu alıyorlar.
Ve çekiyorum.
Çektim.

 

TüyapSonra dolaşıyoruz, dolaşıyoruz, dolaşıyoruz

Sonra yayınevlerini dolaşacak bolca zamanımız oldu. Tanıdığımız, tanımadıklarımızla beraber artık tanımış olduğumuz yazarlarla karşılaştık. Beşir Ayvazoğlu'nun Büyük Ağa: Tarık Buğra kitabı dikkatimizi çekti, yazarın birkaç dakika önce oradan ayrılmış olmasına da ayrıca üzüldük.
Zaman ilerledikçe hızla, her yayın evine bakmaya çalıştık. Katalog alıp incelemeleri daha sonraya bıraktık.

40 yazarın İstanbul'un 40 semtini anlattıkları kitapları meğer ayrı ayrı kitaplarmış. Ben onları tek bir kitap halinde zannetmiştim. Her kitabın fiyatı 10-12 tl arası değişiyor. Bütün renklerin birleşimiyle beyazın ortaya çıkması gibi, kitaplara baktığınızda da farklı yerlerin sahipleri olan tek bir toplumu görüyorsunuz sanki. Cağaloğlu, Fatih, Kasımpaşa, Beykoz, Fındıkzade...

İlk önce kaybolacakmış hissini ve o kadar yayınevinin arasında ne tarafa gidemeyeceğinin şaşkınlığını yaşasa da insan, daha sonra alışıyor ortama. Sahaflardaki havayı burada bulmak tabii ki imkânsız, zaten bunu beklemek de anlamsız. Yeni kitaplar, taze kokularıyla kendilerini belli ederken sanki yeni okuyucular arıyor gibiydiler. Sahaflarda eski ve tozlu kitapların arasında kaybolmayı seven biri, burada belki çok yalnız hissedebilirdi kendini.
YKY, Adam, Can, Beyan, İz, Kayak, Timaş gibi yayınevleriyle beraber diğer yayın evlerini de dolaştıktan sonra Tüyap'tan ayrıldık. Dışarısı öğlenden çok daha soğuktu. Ellerimizde poşetlerle servise koşturduk.
Yorgunduk.
Yer kalmamıştı serviste, ayrı koltuklarda yer bulsak da bir şeyi sorgulayacak gücümüz yoktu artık. Şoför, muavin koltuğunu çağırdıikimizden birini. Şanslı olan bendim. Bütün yol boyunca manzaram fevkâlade olacaktı. Öyle de oldu.

Tüm günü, kafamdan şöyle bir geçirdim yola çıktığımızda. Her şey ne güzel, bu güne özeldi. Tüyap daha bir hafta boyunca meraklılarını bekleyecekti. Belki beni de bir ya da birkaç kez daha misafir edecekti...



Gözde Nurcan bizlerle paylaştı.

Güncelleme Tarihi: 12 Kasım 2009, 08:28
YORUM EKLE
YORUMLAR
seyfi
seyfi - 9 yıl Önce

elinize sağlık.
ben de fuara girdiğimde aynı hisleri yaşadım. bunca kitap var ve okuyabildiklerimiz bunun yanında devede kulak bile kalmıyor. ama sonra gezindikçe gördüm ki fuardaki kitapların en az yarısı at çöpe gitsin tarzında. gerçeklikten tamamen uzak fantastik kitaplar yok satıyor. standların yarısı kişisel gelişim kitaplarına ayrılmış. komplo teorisyenlerinin yeni çıkan kitapları koskocaman boardları kaplamış durumda.
bu yüzden çok da üzülmemek gerekiyor.harbi kitaplar bize yeter.

banner19

banner13

banner20