banner17

Bana Mealli Kur'an hediye etti

Nurettin Durman; Hamid-i Evvel Camii Müezzini Osman Nuri Acuner'i anlatıyor Bingöllü bir genç. Sene 68!

Bana Mealli Kur'an hediye etti

Beylerbeyine taşındığımda sakin, nezih, kalabalık olmayan havası ve suyu temiz, insanların birbirlerine efendice bakışlarla bakan bir semte geldiğimi anladım. Aslında 1965’te Eylül ayında askere giderken Beylerbeyine gelmiş matbaacı Yaşar ağabeyin Çamlıca Caddesinde oturduğu ahşap küçük eve kitap dolu tahta bavulu bırakmıştım. Askerden sonra ise bir daha gelip bavulumu alıp o müptelası olduğum Kadırga’ya taşımıştım. 

Osman Nuri Acuner, arkada: Nurettin Durman

1968’in Mayıs ayının başlarında sevgili zevcemle soluğu Beylerbeyi’nde alıyoruz. İş aradığım zamanlar Yaşar Abi bana: “Beylerbeyinde iş var git bak demiş,” ben ise şöyle elimi bir sallamış ve eklemiştim; “Ya, kim gider Beylerbeyine.” Demek ki büyük konuşmamak lazım gelirmiş. Kim diyebilirdi ki ben Bingöl’ün Kür köyünde doğduğumda bu çocuk İstanbul’a gidecek, Üsküdar’a geçecek ve Beylerbeyinde yaşamaya devam edecek. Ve de haddini aşarak şiirler, yazılar ve hatta hikâyeler yazacak. Olmaz böyle şey cancağızım olmaz böyle şey.

Osman Nuri AcunerBeylerbeyi’nin hali her zaman başka...

Çabuk bir kaynaşma oldu aramızda. Komşular ve tabii ki esnaf değişik bir insani yakınlık sergilemiş oldular. Sevdiler yani. Muhabbetler gelişti böylece. Ana cadde üzerinde çalışıyorum. İşyeri orada. Gelenler gidenler, tanışıklıklar ilerleyip gidiyor. Yetmişli yıllar Türkiyesi ayrıca ve özellikle sosyolojik araştırmaya değer yıllardır.

Hediye: Kur'an'ı Kerim ve Türkçe Meali
Önsöz
Resimleri büyütmek için üzerini tıklayın.

Tabii bir şekilde yönümüz kıbleye doğru olduğundan daha çok o yönde olan insanlarla daha çabuk kaynaşma, arkadaş olma durumu hâsıl oluyor aramızda. Çeşitli fraksiyonlar mekâna uğramış olsalar da, karşılıklı sohbetler yapılmış olsa da temel vaziyet kendi doğrultusunda devam ediyor. Meşhur ve güzel ve insana huzur veren içyapısıyla bir de Hamid-i Evvel camimiz var sahilin kenarında. 

Niyet hayır, akıbet hayır!

Yeni İstanbul gazetesi Kur’an’ı Kerim Meali veriyor fasiküller halinde. Fasikülleri alıp biriktiriyorum. Bir Kur’an’ı Kerim Meali edinmiş olacağım. O şevkle, o iştiyakla fasikülleri kaçırmamaya dikkat ediyorum ama nedense bir fasikül eksik kalıyor.

Bir gün, bir grup hoca cami çıkışı mekâna doğru geliyorlar. Yanımızda kahvehane de var, arada sırada kahvenin önünde oturulup çay içiliyor tabii. Gelenlerin arasında müezzinimiz Osman Hoca da var. Elinde kalınca bir kitap tutuyor. Kitap hastası bir delikanlı olarak heyecanla soruyorum: Hocam elinizdeki kitap nedir?” Osman hoca hiç tereddüt etmeden, duraksamadan ve hemen: “Al senin olsun” diyor bana. Büyük bir heyecan ve merakla alıyorum kitabı elime, güzelce ciltlenmiş orta boy bir kitap. “Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları” serlevhalı ve büyük harflerle “KUR’AN-I KERİM ve TÜRKÇE ANLAMI (MEAL)”.

Camiimizin müezzini hafız Osman Nuri Acuner ciltli rahat okunuşlu bir Kur’an Meali hediye ediyor bana. Sevinçlerime sevinçler katarak başlıyorum okumaya. Topladığım fasikülleri ciltleyince iki kitabım olmuş oluyor böylece. Teşekkürler Osman Hocam diyorum, teşekkürler…

Mustafa YıldırımEski günleri hatırlarken...

Epey bir zaman önce vapur iskelesinin yanında oturmuş çay içiyoruz. Geçmişe doğru bir yolculuk anında tekrar aklıma geldi. Bize çay ikramında bulunan Mustafa Yıldırım adlı delikanlı arkadaşıma işaret ettim. Şöyle birkaç fotoğraf çekiver bir zahmet. Mustafa sağ olsun beni kırmaz. Birçok fotoğrafımı çekmiştir sağ olsun. Böylece çaktırmadan Osman Hoca ile fotoğraf da çekinmiş olduk.

Tabi o yıllar heyecanlı, hatta kanlı canlı yıllardı. Biz okumak üzerine kendimizi konuşlandırmış ve var olma yolunda adımlar atmaya başlamış az sayıda âdemoğulları idik.

 

 

Nurettin Durman geçmişle gelecek arasındaki bir zamanı hatırladı

Güncelleme Tarihi: 02 Kasım 2010, 12:55
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20