banner17

Bahariye Mevlevihanesi küllerinden doğdu

Mevleviliğin tarih sahnesine çıktığı günden 1925 yılına kadar geçen süreçte mevlevihanelerin sayısı 100’ün üzerinde imiş. Bunlardan şimdilerde bir tanesini daha çok konuşmamız gerekecek: Bahariye Mevlevihanesi. Kamil Büyüker yazdı..

Bahariye Mevlevihanesi küllerinden doğdu

 

Mevlana/Mevlevilik deyince umumiyetle Konya hatıra gelir. Ama şu bilgiyi duyunca eminim çok şaşıracağız: Mevleviliğin ortaya çıktığı XIV. asırdan, tekkelerin kapatıldığı 1925 tarihine kadar geçen sürede Anadolu, Balkanlar ve İslam coğrafyasında 100’ün üzerinde mevlevihane faaliyet göstermiş. Tekkeler kapanınca bu sayı 82’ye düşmüş. Ancak şu an Girit adasına bağlı Hanya’dan Konya’ya, Mısır’dan Niğde’ye, Bosna’dan Afyon’a, Filibe’den Kütahya’ya, Suriye’den Gelibolu’ya, Azerbaycan’dan Marmaris’e kadar Mevleviliğin izlerini görmek mümkün. Mevlevilik ve mevlevihaneler arasında farklı bir yere sahip olan yapı ise, şimdilerde –neredeyse külleri üzerinden- yeniden inşa edilen Bahariye Mevlevihanesi'dir.

Beşiktaş Mevlevihanesi’nden Bahariye Mevlevihanesine…

Mevlevi tarihinde farklı bir yeri olan Bahariye Mevlevihanesi, aslında Beşiktaş Mevlevihanesi'nin dönemin padişahı Sultan Abdülaziz tarafından yıkılması sonucu tahsis edilmiştir. Mevlevihanenin yıkıldığı tarih ise 1867-68’dir. Müntesipleri ve muhibbanı küstürülerek alınan bu karar sonrası önce geçici olarak Fındıklı’da İbrahim Paşa Konağı'na geçilir. 1879 yılında ise Maçka sırtlarında yaptırılan ve “Maçka Mevlevihanesi” olarak anılan yeni binasına taşınır. 1874 yılında burası da muhtelif sebeplerle yıkılınca son postnişin Şeyh Hüseyin Fahreddin Dede bu defa Eyüp’te 1847-1877 yılları arasında Bahariye Mevlevihanesi adına binayı tesis etti. Mevlevihanenin inşası devam ederken tahta çıkan Sultan II. Abdülhamid’in de buraya çok ciddi katkıları olmuş. Öyle ki 1885’te ilk iki katı harem, üçüncü katı selamlık olan yirmi sekiz odalı bir meşruta da yaptırılmış. Haliç kıyısının yoğun rutubetine muhatap olan mevlevihane, Sultan V. Mehmet Reşad zamanında tadilata alınmış ve Aralık-1910’da yine padişahın da teşrifleriyle açılmış.

 

(+)

1925 tekkelerin kapanması darbesinden sonra 1935’te Vakıflar İdaresi semahane ve türbeyi yıktırmış, 1938-39'da çıkan bir yangın ile harem bölümü de yok olmuş, en nihayetinde 1968 yılında tekkenin varislerinden olan zevat tarafından mekân satılmış. Önce tuğla imalathanesi, sonra mensucat fabrikası kurulmuş, hazire ise yolun karşısında Eyüp mezarlığının yamacına taşınmış. Bu hazin hâl 1986’ya kadar devam etmiş. O tarihte İstanbul Büyükşehir Belediyesi burada yer alan fabrikaları kapı dışarı etmiş. 2005 yılının aralık ayına geldiğimizde ihaleye çıkılmış ve eserin neredeyse kalıntıları üzerinde restorasyona başlanmış. Nihayet 2011 yılında eser yeniden vücut bulmuş. Bugün yeniden hayat bulan esere İnsan Medeniyet Hareketi ev sahipliği ya da bu mirasa emanetçilik yapıyor.

Bahariye Mevlevihanesi: İMH, İSTEV, Girişimci İşadamları Vakfı

Eyüp Sultan civarından Alibeyköy istikametine gittiğiniz vakit yolda size gülümseyen ve selam eden bir yapı görürsünüz. Sanki daha önce hiç yoktur. Evet yoktan beter duruma getirilmiş bir yapı şimdilerde sizi selamlar ta ki içeri girip mukabele edesiniz diye. Biz de bir vesile üzerine yolumuzu düşürdük. İyi de olmuş. Zira böyle bir eserin dünü ve bugününü görme imkânımız olmayacaktı.

Eserin bugününü temaşa ederken, acaba bu yapının tarihi yazılamaz mı diye aklımdan geçirdim ki imdadıma İnsan Medeniyeti Hareketi yetişti. Şu an bu mekânda hizmet veren bu hareket, editörlüğünü M. Baha Tanman hocanın yaptığı güzel bir esere imza atmış. Bu çatı hareketin bünyesinde faaliyet gösteren ve kısa adı İSTEV olan İlim Sanat Tarih Edebiyat Vakfı ve Girişimci İşadamları Vakfı’nın himayelerinde hazırlanan “Mevlevi Dünyasında Bahariye Mevlevihanesi” (2013) isimli eser, kültür dünyamız, Mevlevi kültürü ve Mevlevihalerimizin tarihi açısından büyük önem arzediyor. Editör M. Baha Tanman, İstanbul tekkeleri ve mevlevihaneleri üzerine otorite bir isim. Bir büyük kazanç ise bu mevlevihanenin restorasyonunun başındaki isimdir. Aynı zamanda çocukluğunun geçtiği kıyılar olması hasebiyle otuz yılı bulan bir emek de kitaba yansımıştır. Kitapta dört makalesi yer alıyor Tanman hocanın: Mevlevihanelerin, özellikle İstanbul mevlevihanelerinin mimari özellikleri, Bahariye Mevlevihanesi'nin tarihçesi ve sosyokültürel çevresi, Bahariye Mevlevihanesi'nin yerleşim düzeni ve mimari özellikleri, Bahariye Mevlevihanesi'nin haziresi bu makalelerde konu edilmiş. Kitapta yer alan diğer dört isim de bu sahada otorite olan isimlerden: Sezai Küçük, Ömer Tuğrul İnançer, aynı zamanda eserin restorasyonunda vazifeli isimler Engin Binoğul ve Nergiz Binoğul...

Mevlevihanenin özellikle Hüseyin Fahrettin Dede zamanında tasavvuf, musiki, kültür ve sanat merkezi olması hasebiyle dönemin mevlevi edebiyatı, zerafeti, sanatı burada hayat bulmuş. Bunu neden söyledim? Acaba bugün de bu fonksiyon icra ediliyor mu? Büyük ölçüde evet. Zira tefsir dersleri, Mesnevi dersleri, sema ayinleri, edebiyat sohbetleri, tezhip, ebru vd. san’at dallarına yönelik kurslar ve daha pek çok etkinlik bu mekânda gerçekleşiyor. Aslında hizmetin büyüğü küçüğü olmaz ama bu yapıyı tekrar ayağa kaldırmak büyük bir hizmet; burada paylaştığımız bilgilere vesile olan kitabı hazırlayarak tarihe kayıt düşmek daha büyük bir hizmet olmuş.

Bu arada unutmadan şunu söyleyelim: Yolunu buraya düşürenler için, hazırlanan bu eserin bir de halka dönük muhtasar olanı da yayınlanmış. Benden söylemesi…

 

Kâmil Büyüker, Haliç’te saklı inciyi tanıttı

Güncelleme Tarihi: 16 Nisan 2014, 12:24
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20