banner17

Badananın altından hazine çıktı!

Anadolu'daki İslam eserlerinden biri daha hayat buldu. Şarkikaraağaç'ta Cami-i Kebir aslına döndü.

Badananın altından hazine çıktı!

Süleymaniye Camii bir süredir restorasyonda. Haziran ayının ortalarında Süleymaniye Camiii’nin restorasyonundan enteresan bir haber gelmişti. Caminin 1960’lı yıllarda çimento ile kapatılan bölümlerinin altından ilk yapıldığı günlerden kalma çiniler, kalem işlemeleri ortaya çıkarılmıştı. Buna benzer bir olay da Isparta’nın Şarkikaraağaç ilçesinde Selçuklular’dan kalma Cami-i Kebir’de yaşandı.

Şarkikaraağaç Cami-i Kebir
(+)

1281 yılında Selçuklular tarafından yapılmış olan cami, Milli Şef döneminde İslam eserlerine yapılan tahribattan nasibini almıştı. Yüzlerce yıldır duvarları ve kubbe içlerini süsleyen hatların üzeri badana ile kapatılmıştı. Yıllar geçtikçe üzerine tekrar tekrar vurulan badanaların altında kalan süslemeler ve hat yazıları, rutubet sonucu badanaların yer yer dökülmesiyle ortaya çıkmaya başlamıştı. Ancak restorasyon gerçekleştirilmediği için yıllardır merak konusu olan süslemeler tamamıyla gün yüzüne çıkmamıştı.

Bir tuhaf vandallık

Cami-i Kebir’in restorasyon sürecine girmesi de toplumumuzdaki vandallığın bir göstergesi. Yıllardır bakımsız kalan ve değişik eklemelerle orijinalliği bozulan 724 yıllık cami, bir grup cemaatin, “Artık küf kokuyor, hem eskidi, yıkalım da yenisini yapalım.” homurdanmalarına maruz kalmaya başlamıştı. Bir grup duyarlı vatandaş ise, “Yahu bunu bir gece yıkarlar yenisini yapacağız diye, Anıtlar Kurulu’na haber verelim” diye düşünerek işi resmiyete dökünce caminin restore edilmesi gerektiği kararı çıktı. İki yıllık bir çalışmanın ardından caminin diğer Selçuklu camilerine benzeyen planı aslına döndürülerek yıllar içerisinde verilen hasarlar giderildi.

Şarkikaraağaç Cami-i Kebir
(+)

Anadolu’da Selçuklu izleri

Konya ve civarındaki ilçeler Selçuklu mimarîsiyle bezelidir. Bu ilçelerden biri olan Şarkikaraağaç’ta Selçuklu döneminden kalma dört camiden biri olan Cami-i Kebir Kılıçaslan’ın emriyle yaptırılmış. Kitabesinde Arapça olarak şöyle yazmakta: “Bismillahirrahmanirrahim. Bu mübarek cami hicri 680 senesinde din ve ülkesinin hizmetkârı, fatihler babası, devletli ve ulu sultan Keyhüsrev oğlu Kılıçaslan emriyle (Allah onun sultanlığını daim etsin) Allah’ın aciz ve onun rahmetine muhtaç kulu Ömer oğlu Alihsan tarafından (Allah onun kusurlarını bağışlasın) Ebulbekir oğlu mimar Numan tarafından yapılmıştır.”

Akıl almaz cemaat fikirleri

Eskiyen camiler üzerine sakat görüşler, bu caminin başına gelenlerde olduğu gibi, maalesef diğer cami ve İslam eserleri için sürekli gündeme geliyor. 1609 tarihinde yapılmış olan İstanbul Tuzla 1. Ahmet Camii hakkında da aynı düşünceler, şu günlerde cemaatinin aklından geçiyor. Allahtan Tuzla sit alanı da endişeye mahal yok.

Bir toprağın kilometre taşları camiler ve vakıf binaları iken ‘yenisi yapılsın’ diye yüzyıllık eserlerimizin yıkılmaya çalışılması nasıl bir fikirdir? “Bizim insanımıza” bu fikir nasıl aşılanmıştır? Hıristiyan ve pagan kültürün temsilcileri Anadolu’yu karış karış dolaşıp nerede bir tapınak veya kilise bulurlarsa onu ihyaya çalışırlarken... Hatta bırakın kiliseyi, kilisenin bir taşını ya da ‘burada bir kilise varmış’ rivayetini bile oraları sit alanı ilan ettirmeye yeterli görmekteyken... Anadolu, toprağın metrelerce altından çıkarılan antik şehirlerle dolarken, o şehirlerin hemen yanı başındaki Selçuklu hanları İç Anadolu’da birer kanayan yara olarak yaşamaya çalışmakta.

Selçuklu dönemi mimarîsinin iyi bir örneği olan Cami-i Kebir’in fotoğrafları için galerimizi ziyaret edebilirsiniz.

 

Ömer Faruk Pekuz harap hanlar diyarından bildirdi

Güncelleme Tarihi: 11 Ağustos 2010, 18:22
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20