Ayrılıkların ve kavuşmaların İstanbul hali

Tamer Kütükçü, 'Kadıköy’ün Kitabı’nı yazmış. Semt semt, detaylarıyla Kadıköy’ün ele alındığı kitabı Esad Eseoğlu yazdı.

Ayrılıkların ve kavuşmaların İstanbul hali

Ötüken Neşriyat’ın Mart 2014’te raflarımıza kazandırdığı, Tamer Kütükçü’nün emekleriyle hazırlanan Geçmiş Zamanların, Mekânların ve Hatırlamaların Rafında Kadıköy’ün Kitabı, her kesimden insan için farklı anlamlar ve çoğu için ortak duyguların buluştuğu şekliyle Kadıköy’ü anlatıyor. Kitabı incelediğimizde karşılaştığımız bilgiler, yazarın yaşanmışlıklarıyla anlattığı ‘anılar’ ile güzel bir sentez oluşturuyor. Yazar Tamer Kütükçü halen Sabancı Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışan bir isim ve Türk edebiyatı ve musikisi ilgi alanlarının başlıcalarını oluşturuyor. Bu alanlarda hatırı sayılır neşriyata da imza atan Kütükçü, şehir kitapları arasına dahil edebileceğimiz bu kitabında da uzun yıllar yaşadığı Kadıköy'ü geçmişiyle birlikte ele alıyor.

Edmondo de Amicis de bahsediyor Kadıköy’den

Kadıköy’ün kitabını okuduğumuzda, tarihinin 2000 yıldan fazla önce bir zamanda başladığını görüyoruz. Kadıköy’ün tarihteki yeri oldukça eski olduğu için çeşitli kavimlere ev sahipliği yapmış durumda. Tabi ki merkezî bir yer, yüz yıllardır. Dolayısıyla seyyahların gözlemlerinin de önemli yerini teşkil etmiş. Yazar, seyyahların gözlemlerini alıntılamış. Çok tanıdık bir isim, Edmondo de Amicis, seyyah kimliğiyle 1874 yılında İstanbul adlı kitabında Kadıköy’den bahsediyor.

Kadıköy’ün tarihinden kısaca bahseden yazar, kısım kısım anlatmaya başlıyor Kadıköy’ü: Rıhtım, Caferağa, Moda, Bahariye, Acıbadem, Ayrılık Çeşmesi, Kızıltoprak... Ve daha birçok semtiyle Kadıköy, gerçekten okuyucuyu etkiliyor. Bir coğrafyayı anlatan kitapların, özellikle ismi çok geçen bir coğrafyaysa orası, etkileyiciliği daha fazla oluyor. Hayatımın belirli bir döneminde sıkça uğradığım yerleşim yerlerinin tarihini okumak bu anlamda beni heyecanlandırıyor.

Haydarpaşa, yazar tarafından çok güzel tanımlanıyor aslında: Ayrılıkların ve kavuşmaların İstanbul hali. Haydarpaşa’nın ismini nereden aldığıyla alâkalı kaynaklar biraz karışık olsa da, tarihinin Osmanlı öncesine dayandığı, aziz patriklerin ictima ettikleri Konstantinos Sarayı’nın da burada olduğu rivayetler arasında. Şimdi ayrılıklara ve kavuşmalara ev sahipliği yapıp onların şahitliğiyle kavrulsa da, Haydarpaşa, eskiden papatyalarının pazara çıkarılarak satıldığı güzellikte/ verimlilikte bir çayıra sahipmiş. Denize yakınlığı ve toprağının verimliliği bunda etkili olsa gerek. Baharda kır çiçekleri ve papatyalar o kadar güzel hâl ile kuşatırmış ki çayırı, şenlikler için vazgeçilmez bir mekân yapıvermiş bu durum Haydarpaşa’yı.

1800'lü yılların sonuna kadar hâlen şehrin dışında bir yer olan Haydarpaşa’nın bu ‘dışarıda oluşu’, lafın gelişi olarak değil, yaban hayvanlarının indiği gibi bir ‘ciddiyetle’ destekleniyor kaynaklarda. Basiretçi Ali Efendi, İstanbul Mektupları adlı eserinde Kadıköy’ün arka taraflarında geceleri birçok tüfek atıldığını söylüyor; ilerleyen satırlarda da tilkiden dolayı yapılan bu eylemin, tilkilere bir çözüm bulunması yoluyla kaldırılmasına yönelik temennisi yer alıyor. 1900'lü yıllarında başlarında bu çayırda çocukların uçurtma uçurduğu, maçlar yaptığı ve ‘Mütareke seneleri’nde İngiliz askerlerinin hokey oynadığı kaynaklarda yer alan diğer bilgilerden.

Haydarpaşa’nın ‘kavuşma’ ve ‘ayrılıklar’a ev sahipliği yapmasının sebebi olan Haydarpaşa Garı, Otto Ritter ve Helmuth Conu isimli iki Alman mühendis- mimarın kontrolünde yapılıyor, 1908 yılında hizmete giriyor. Haydarpaşa Numune Hastanesi, Haydarpaşa Erkek Lisesi, Siyami Ersek Hastanesi, Haydarpaşa çayırının hemen bitiminde bulunan İngiliz Mezarlığı... Haydarpaşa’nın anlatıldığı kısımda her birinden bahsediliyor.

Ayrılık Çeşmesi, buluşma mekânı imiş hacıların!

Toplamda 5 durağı olan Marmaray’ın bu istasyonu arasında, belki de herkesin hakkında konuşma ihtiyacı hissettiği ve ismen de en ‘dikkat çekici’si olan Ayrılık Çeşmesi, Kadıköy’ün Kitabı’nda da yazar tarafından ele alınıyor. Ayrılık Çeşmesi, ismini aslında hüzünden kaynaklı almıyor; aksine, hacca gidenlerin bu çeşmenin başında helalleşmesi burayı ünlü yapıyor. (Hacca gitmek bir Müslüman için hüzün değil, sevincin sebebi olması hasebiyle böyle bir yorumda bulunuluyor; ama aslında her bir seyahatin beraberinde ayrılıkla başladığı düşünülürse, Hacc niyetli ayrılıklardan da hüzün kokusu alabiliriz- E.E). Bağdat Yolu’nun hemen girişinde olan çeşmenin yapım tarihiyle ilgili tarih, net değilse de, 16.yy yahut 17. yy olarak geçiyor. Her yıl Mekke’ye gidecek olan hacı adayları, evlatları, akrabaları, dostları tarafından Haydarpaşa çayırına kadar uğurlanırmış buradan, Ayrılık Çeşmesi’nde topluca kılınan namaz sonrasında. Çeşmenin sağında ve solunda Bağdat Yolu yolcularının atlarını sulamaları için iki adet de yalak mevcut imiş. Çeşme, sadece hacılar için değil, Anadolu seferine çıkanlar için de bir ‘ayrılış’ mekânı imiş.

Acı bademlerin bir dönem oldukça fazla olduğu, 8. yy’da Battal Gazi’nin Bizans’ı gözetlediği, uzun süre kaldığı yer olan ve 3. Selim döneminde mesire ve avlanma yeri olarak kullanılan Acıbadem... Temiz ve ferah havası sebebiyle 19. yy’da özellikle ciğer hastalarına tavsiye edilirmiş. Çamlıca sırtlarına dayanmış hâliyle usulca olduğu yerde bekleyen Acıbadem, yazar Tamer Kütükçü tarafından şu şekilde tanımlanıyor: ‘... bir eski zaman kayıtsızlığı ve hülyası içinde, Kadıköy’ün en havadar, en ferah semti hüviyetindedir.’

Kadıköy’ü adım adım gezermişçesine akıp giden satırlar arasında, İstanbul’da yaşayan ve hayatında bir kere bile olsun Kadıköy’de bulunan her kişi, kendine hitap eden bir şeyler bulacaktır. Çünkü Kadıköy’ün semtleri gerçekten ‘kuşatıcı’. Evet, Üsküdar, Sultanahmet, Fatih belki çok daha ön planda gibi duruyor ama... Kadıköy’ün etkisi ve kuşatıcılığı da göz ardı edilemez. Ve Kadıköy, şu an gözlerimizin önünde, dinamizmi ve enerjisiyle ‘buradayım’ demeye devam ediyor.

Esad Eseoğlu aktardı

Yayın Tarihi: 04 Aralık 2020 Cuma 10:00 Güncelleme Tarihi: 04 Aralık 2020, 09:20
banner25
YORUM EKLE

banner26