Atik Valide Camii'nde Bir İkindi Vakti

Anadolu yakasının en büyük külliyesi olan Valide-i Atik Camii ve Külliyesi, çoğu Üsküdarlının bile bilmediği saklı bir cennet gibi. Selman Keklik yazdı.

Atik Valide Camii'nde Bir İkindi Vakti

Atik Valide Camii’ne girişte “Mimar Sinan’ın son eseri 1570’te 2. Selim’in eşi, 3. Murat’ın annesi Nur Banu Valide Sultan adına yaptırılmıştır” yazısının yer aldığı bir kitabe karşılıyor bizi. Sinan bin Abdülmennan’ın eserlerini gezmek, görmek ve incelemek bana çok zevk veriyor. Hepsi birbirinden güzel ve farklı özelliklere sahip. Üsküdar meydanından Zeynep Kamil’e doğru çıkarken yokuşun üzerinde hemen sağa döndüğümüzde bu muazzam külliyeyi görmüş olacağız.

Anadolu yakasının en büyük külliyesi olan Valide-i Atik Camii ve Külliyesi, gezi sırasında arkadaşlarımız da dâhil çoğu Üsküdarlının bile bilmediği saklı bir cennet gibi. Atik Valide Külliyesi, cami, medrese, tekke, aşevi, tabhane, darüşşifa, kervansaray, darülkurra, darülhadis, sıbyan mektebi ve hamamdan oluşan oldukça geniş bir yapı. Cami İznik çinilerinin en güzel örneklerine sahipmiş ve bir bütün olarak düşünüldüğünde külliyesi İstanbul'un en kapsamlı külliyelerindenmiş. Külliye avlularında ve etrafında gezerken dikkatten kaçmayacağı üzere Mimar Sinan, sokak nizamını bozmamaya çok dikkat etmiş ve büyük bir titizlikle caminin kuzey tarafından kalan medreseyi hem eğime hem de sokağa göre tasarlamış. İç avlu tam bir dörtgen olmasa da duvarın dışına çıkıldığında sokak kesintisiz devam ediyor. Sinan, sokaktan geçen insanların üzerine, ilim yuvası olan medreseyi bir şemsiye misali açmış gibidir. Bu, bir manada aslında bize Osmanlı’nın ilme verdiği kıymeti de göstermektedir. Onlar ilmin sadece mahdut bir dairede değil âlemşümul olmasını temenni etmişlerdir. O yüzden Sinan, medreseyi sokağa taşırarak adeta ilmi hayatın ortasına isâl etmiştir. Bu, kanaatimce tesadüfi bir ihtiyardan ziyade şuurlu bir ihtiyardır. Zira Sinan, tesadüfler dünyasından çok akıl, mantık, matematik, geometri, plan vs. gibi son derece zekâ eseri şeylerin dâhiline bizi sokmak ister. Bunu da harikulade bir şekilde eserlerine aksettirir. Eserlerinin bu denli muhkem, zarif olması bu sırrın bir tezahürü olsa gerek.

Ünlü şairimiz Yahya Kemal Beyatlı bu görkemli yapının bulunduğu sokak için bir şiir yazmıştır. "Atik-Valde'den İnen Sokakta" başlıklı şiirinde şair, Atik Valide sokağının verdiği mistik duyguları anlatır ilk mıralarından itibaren: “İftardan önce gittim Atik-Valde semtine,/ Kaç def'a geçtiğim bu sokaklar, bugün yine,/ Sessizdiler. Fakat Ramazan mâneviyyeti/ Bir tatlı intizâra çevirmiş sükûneti (…)

Bütün yapılarıyla muazzam bir külliye

Camiye ikindi vaktine yakın bir saatte gittik ve burada bayağı zaman geçirdik. Bu esnada caminin banisi olan Nurbanu Sultan, eşi 2. Selim ve oğlu 3. Murat hakkında bilgiler öğrendik. Osmanlıda ilk valide sultan ünvanını taşıyan Afife Nurbanu Sultan külliyesinin hemen bahçesindeydik. Nurbanu Sultan aslen Venedik’in Korfu adalarından bir beyin kızıdır. Barbaros Hayreddin Paşa’nın Korfu Seferinde esir edilerek daha küçük yaştayken İstanbul’a getirilmiştir. Sarayda çok güzel bir eğitim görmüştür. İlk adının Afife olmasının sebebi iffetli ve iyi ahlak sahibi olmasındandır. Bu sebeple Hürrem Sultan’ın gözüne girmiş ve 2. Selim’in zevcesi olmuştur.

Bu külliye tam manasıyla hemen hemen bütün yapılarıyla muazzam bir külliyedir. Devrin büyük Mimarbaşı Sinan’ın son eserlerinden bir tanesidir. Sinan bu muazzam külliyeyi tamamladıktan hemen sonra vefat etmiştir. Nurbanu Sultan da külliyenin tamamlandığı yıl vefat edecektir. Her caminin bir hikâyesi vardır muhakkak, biz de bu külliyenin hikâyesini değerli bir büyüğümüzden dinledik: “Nurbanu Sultan ekmek kırıntılarını avucuna toplamakta ve onları yemektedir. Hatta böyle avucunda sakladığı için Safiye Sultan tarafından eşine şikâyet edilir, ekmekleri avucunda saklıyor diye. Annesinden avucunu açmasını istediğinde 3.Murat o avucunu açtığı an, kırıntıların her bir tanesi parlak bir inci gibi görünür. Oğlu da annesinden böyle bir şey istediği için büyük üzüntü duyar. Annesinin ondan bir şey dilemesini ister. Annesi 3. Murat’a ‘Benim için bir külliye yap evladım.’ der.” Bu muazzam külliye belki de böyle bir ekmek kırıntılarından doğan incilerden peydahlanan bir düşünce yapısı içinde ortaya çıkmıştır.

Özgünlüğünü halen koruyor

Nurbanu Sultan Camii’nin içindeyiz. “Esef onu görmeyen ah bilmeyenlere ah” sözünün herhalde bir tezahürü, bir söylenişi de bu muazzam camiyi görmeyenler için olmalıdır. İstanbul’da yaşayıp da şayet bu camiyi görmediyse bir insan, “ah yazık keşke görseydin” demekten başka bir şey söylenemez. Caminin içerisine girer girmez hemen bizi geniş ve büyük bir kubbe bizleri karşılamaktadır. Çok ferah ve rahat bir mekân olduğu hemen fark edilmektedir. Cami, ana kubbeden mihrap duvarına doğru genişlerken asıl olarak yan taraflara doğru açılmış ve enine dikdörtgen bir hal almaktadır. Ana kubbeyi küçük yarım kubbelerle genişletilmiş kemerlerle geriye doğru daha da çıkış yapılarak ikişer kubbe ile camiye daha fazla genişleme alanı sağlamıştır. Küçük kubbelerin hemen hepsi dörder pencere ile aydınlatılmaktadır.

Ana kubbede 20 pencere bulunmaktadır. Bu pencerelerin altında da küçük küçük pencereler yer almakta ve mekânın ışıkla teması ve münasebeti de böylece sağlanmaktadır. Mihrabı ve minberi beyaz mermerden yapılmıştır. Mihrabının iki tarafı da İznik çinileriyle süslenmiştir. Camide ayrıca bir hünkâr mahfili de bulunmaktadır.

Caminin tek şerefeli son derece güzel iki minaresi ise caminin sağ ve solundan göğe yükselmektedir. Avludaki şadırvanı da mükemmeldir. Şadırvan geometrik şekillerle mermerden olup son derece güzel bir hal almıştır ve kubbeli bir şadırvandır. Abdest aldığımız yerin hemen üzerinde kuşların su içeceği bir yapının da mermerden yapılmış olduğunu görmekteyiz.

Bu külliye, medresesi, mektebi, hamamı, şifahanesi, hemen bütün üniteleriyle muhteşem bir külliyedir. Caminin iç bölümünde de hemen hemen bütün kubbeleri, yarım kubbeleri, ana mekânları fevkalade güzel ve sırlı ayet-i kerimelerle tezyin edilmiştir. Gerçekten geniş külliyeler içinde belki de en talihli olanı budur. Ne kadar hor kullanılsa da özgünlüğünü hâlen korumaktadır. 

Birinci ismi gibi iffetli, nur saçan ismine de uygun olarak bu münîr mabedleri, külliyeleri bize kazandıran Nurbanu Sultan’ı rahmetle, minnetle yad ediyoruz.

 

Selman Keklik

Güncelleme Tarihi: 02 Haziran 2016, 13:41
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13