Anadolu mamur oldu Selçuklu estetiğiyle

Selçuklu, Eşrefoğulları, Karamanoğulları ve Osmanlı gibi devletlerin kimliğini ve tarihsel arka planını oluşturduğu Beyşehir, bakanlara değil; gören gözlere, hisseden yüreklere biraz da buruk bir acıyı hatırlatır. Abdullah Burgu yazdı.

Anadolu mamur oldu Selçuklu estetiğiyle

Anamas Dağı’nın ve Beyşehir Gölü’nün fiziksel siluetini ve estetiğini tamamladığı Beyşehir, ilmü’t tevârihle haşır neşir olmuş birinin tahayyülünde günlük izleğin çok ötesinde kutlu bir çağrışım yaparak fizik ötesi bir heyecanı gün yüzüne çıkarır ve tarih denilen muhteşem kavramı yatay serüvenlerden çok, dikey hakikatlerin izdüşümü haline getirir. İşte bu sebepten dolayıdır ki Beyşehir, bizim yeryüzü tasavvurumuzda gidip görülmesi gereken bir yer olmaktan çok öte; aşkın duyguların, hislerin ve metaforların yaşanmasında, yaşanması gerekliliğinde karşılığını bulur.

Anadolu mamur olur Selçuklu estetiğiyle

Kadim medeniyetlerin, özellikle de Selçuklu, Eşrefoğulları, Karamanoğulları ve Osmanlı gibi devletlerin kimliğini ve tarihsel arka planını oluşturduğu Beyşehir, bakanlara değil; gören gözlere, hisseden yüreklere biraz da buruk bir acıyı hatırlatır. Eflatun Pınar’da bengisu fışkıran su, tarih-i kadim üzere boğuk bir sesle çırpınır durur. Fasıllar’da ayrı bir fasıldır, sigara dumanından göğe yükselen, yükselip sonra esatire karışarak esrik bir yağmur damlasıyla hüznün coğrafyasını, arkaik yalnızlığın serencamını ıslatan duyguyu yaşamak.

Bir medeniyetin ölümünün, Hitit güneşinin bir daha doğmamak üzere guruba çekilmesinin canlı şahidi taşlar, bozkırın müebbet sancısına ortak arar, arar da bulur, Selçuk Oğullarının Anadolu’da yaşadığı makûs talihi ortak eder alınyazısına, gün be gün an be an istila soluklar.

Uç hattıdır Beyşehir, Konya Selçukluları’nın uçmağa giden uç beylerinin, kahramanlarının diyarı. İlmin, irfanın, cihadın ve gönül erlerinin muhibbi sultan Alâeddin Keykubâd, kara Oğuz atalarının cihan hâkimiyetini taşlara nakşederek Beyşehir Gölü’nün hemen bitişiğine Kubâd-âbâd Sarayı’nı inşa ettirir. Devir ikbal zamanıdır, Kutalmış’ın nesli altın çağını yaşar. Anadolu mamur olur Selçuklu estetiğiyle, elçiler gelir gider, diz vurup selama durur ulu sultanın eşiğinde.

Selçuklu çinisi ayet ayet işlenirken mihraplara, taç kapılara; II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in gafletiyle sarsılacaktır bir gün bu özge çağ. Devir inhitat devridir, muhteris eller dokunur Kubâd-âbâd’a. Ve bir gün Kösedağ’da arık atlar kirlenir, Selçuklu ordusu Moğol noyanı Baycu tarafından bozguna uğratılırken, bu utanç tablosu yenilgiler tarihinde kendi yerini alır ve kan kokan atların ayakları altında Anadolu hazan yapraklarına döner. Bundan sonrası Moğol tahakkümüdür, başlar bir sancı Kubâd-âbâd Sarayı’nda, göğe yükselir acı feryadı Beyşehir ufuklarında.

Atalarımızın medeniyete nasıl yön verdiğinin kozmik bir yansıması

Anadolu’da ahilerle birlikte reddi istila için kıyama duran Türkmen beylerinden bir yiğit olan Eşrefoğlu Süleyman Bey, güzel Beyşehir’e mührünü vuracak olan Eşrefoğulları beyliğini kurar. Yardım eli olur, destek olur Karamanoğulları’na; Moğolların Beyşehir’de yaptığı katliam ve işkencelere rağmen dik durur. Bir mücadeledir sürer gider, “azgın kışlar içinde keskin baharlar” gibi bir devir başlar Beyşehir’de.

Eşrefoğulları zor zamanlarda tarih sahnesine çıkmalarına rağmen, hüküm sürdükleri yaklaşık kırk yıl boyunca hiç durmadan var olma mücadelesi vermelerine rağmen ilmi ve sanatı ihmal etmezler. Nitekim Eşrefoğulları’nın devlet ve inanç estetiğinden kaynağını alan billur eseri Eşrefoğlu Camii, nakış nakış işlenen o eşsiz ahenk ve üslubuyla şehrin kimliğini oluşturur. Kündekari sanatının en ince detayları sakladığı ahşap minber, atalarımızın medeniyete nasıl yön verdiğinin kozmik bir yansıması gibi kendini ifşa eder. Eşrefoğulları nice güzel izler bırakarak ismi ile müsemma hale getirirler Beyşehir’i.

Bugün, Beyşehir’in eski ihtişamına özlem duymanın ötesinde bir anlamı ifade eden müthiş sancıyı, Anamas Dağı’nda açan bahar çiçeklerinin kokusu ve Beyşehir Gölü’nün ruha dinginlik veren serinliği hafifletmeye yetmese de “bize düşen atalarımızın küllerinden kıvılcım alabilmek” ilkesi doğrultusunda Beyşehir’i (Beyşehri, el- Medîne es- Süleymaniye) hatırlamanın ve yaşatmanın vaktidir.

Abdullah Burgu yazdı

Yayın Tarihi: 23 Kasım 2020 Pazartesi 10:00 Güncelleme Tarihi: 23 Kasım 2020, 09:22
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Rifat AKKANAT
Rifat AKKANAT - 2 yıl Önce

Elimizde bir Eşrefoğlu Camii kaldı. Şehrin geri kalanını beton mazarlığına çevirdik...

banner26