Amanos Dağlarının eteğinde stratejik bir geçit: Belen

2.000 metre yüksekliğinde 150 kilometre uzunluğundaki sarp Amanos Dağları sadece Belen’de geçit verir. Yavuz Sultan Selim Han bir sefer dönüşü buranın Anadolu'dan Suriye'ye açılan en uygun geçit noktası olduğunu asker gözüyle tespit etmiş ve derhal iskâna açmıştır. Faruk Azmi Alpsoy yazdı.

Amanos Dağlarının eteğinde stratejik bir geçit: Belen

Belen; Hatay ilimize bağlı, dağların arasında kurulmuş şirin bir ilçemizdir. Bölge önemli bir geçit noktasıdır. Yavuz Sultan Selim Han bir sefer dönüşü buranın Anadolu'dan Suriye'ye açılan en uygun geçit noktası olduğunu asker gözüyle tespit etmiş ve derhal iskâna açmıştır. Zira 2.000 metre yüksekliğinde 150 kilometre uzunluğundaki sarp Amanos Dağları sadece Belen geçidinde 600-700 metreye kadar alçalır. Arazinin çok engebeli ve yokuş olması sebebiyle buraya Belen adı verilmiştir. Stratejik öneme haiz beldenin tarihi ve mimari silueti Kanunî Sultan Süleyman Han döneminde ete kemiğe bürünmüştür.

Düz arazisi yoktur. Her tarafı yemyeşildir. İlçe merkezi bile başlı başına bir yayladır. Çeşmelerinden her daim buz gibi su akar. Evler birbiri ardı sıra inşa edilmiştir. Belen yokuşunu çıkarken ve inerken sizleri ayrı güzellikler bekler. İskenderun’a inerken masmavi denizin manzarasını, uçsuz bucaksız ormanları, limanda demirleyen envaı çeşit gemileri görürsünüz. Son zamanlarda İskenderun’un simgesi haline gelen Nihal Atakaş Camii de bu manzaranın içindedir.

Yazın sıcak havalardan bunalanlar için Belen vazgeçilmez bir beldedir. 16. yüzyılın kudretli hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman Han ordusuyla beraber Belen’den geçmiş ve buraya bir külliye inşa ettirmiştir. Buradan her geçtiğimde namaz molası verir, mutlaka bir kaç bardak çay içerim. Burası gelen geçen yolcular için de önemli bir mola noktası. Bu yokuşu çıkan zaten molayı hak eder. Trafiği her zaman yoğundur. Yol üzerinde park yeri bulamazsınız. Perşembe ve Cuma günleri ilçeye pazar kurulur. Halkının çoğu İskenderun’daki sanayi tesislerinde çalışır. Atik yaylası yörenin meşhur yaylalarındandır. Belen'in çok güzel lokantaları ve kahvaltı salonları var. Çevre ilçelerden insanlar buraya "Belen Tava" yemeye gelir. Yemeklerin fiyatları ise gayet makul. Günümüzde Belen’in dar ve meyilli sokaklarında çöpler eşekler yardımıyla toplanıyor. Yıllar önce Denizli Babadağ’da da çöplerin eşeklerle topladığını görmüştüm.

Kanuni Külliyesi

Kanuni Sultan Süleyman Han tarafından inşa ettirilen Kanuni Külliyesi cami, kervansaray, hamam, hazire ve dükkânlardan oluşur. Günümüz gezgin ve araştırmacıları tarafından pek bilinmeyen külliye önemli bir kavşak noktasına inşa edilmiştir. Geçmişte bir menzil külliyesi gibi işlev görmüştür. Şam-Halep istikametine gidenlerin geçiş noktası olmuştur. Gelen geçen kervanlar, hacılar, seyyahlar burada dinlenmeden, hayvanlarını yemlemeden Belen’i geçmemişlerdir. Günümüzde külliye bu fonksiyonuyla kullanılmasa da civardaki pek çok dinlenme tesisi bu fonksiyonuyla işlev görmekte. Cuma namazlarında Kanuni Külliyesinde boş yer bulunmaz. Cuma namazı öncesi konuştuğum 80 yaşlarındaki Malatyalı amca Belen yokuşlarından geçmişte de gelen geçenlerin zorlanarak geçtiğini anlattı. 

Kanuni Camii

Külliyenin önemli yapılarından biri de cami kısmıdır. Hicri 957/ Miladi 1550 tarihlerinde yapılan cami 2008 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiş. Duvarlardaki taşların şekil ve renklerinden caminin yenilendiği anlaşılıyor. Caminin son cemaat revakı fil payelerle taşınmaktadır. Kuzey ve doğu kısımlarında giriş kapıları mevcut. Yuvarlak kemerli doğu kapısı geniş tutulmuş.  Harime mekâna girişi sağlayan kuzey kapısında da bir kitabe var. Bu kitabe celi sülüs hatla yazılmış ve yazıları sarıya boyanmıştır. Cami ters t planlıdır. Bu tarz camilere Heybeli camiler de denir.  Harim mekânın orta kısmında bir kubbe mevcut. Kubbeli alan üç sivri kemerle eyvanlar şeklinde yanlara açılır. Kubbenin iç kısmı tuğlalarla bezenmiş. Harim mekânından batı cephedeki minareye giriş sağlanır. Kısa gövdeli minare şemsiye çatıyla örtülmüş. Mermerden yapılmış minber mihrabın doğusunda yer alır. Minberin köşk kısmı sütunlar yardımıyla taşınır. Mihrap ve minber şekil ve süsleme yönüyle yöresel üslupları yansıtmakta. Mihrabın üst kısmındaki pencere yuvarlak kemerli. Minber taç kapısının alınlığındaki kitabe de sülüs hatla iki satır olarak yazılmış. Kitabe, 1325/1907 tarihli. Bu civarda bir de kilise mevcut. Günümüzde metruk vaziyette bulunan kiliseye girilemiyor. Kilisenin ilginç çan kulesi dikkatimi çekmişti.

Beş asırlık bir kervansaray

İpek Yolu üzerinde inşa edilmiş beş asırlık bir kervansaray. Kanuni'den kalan bu güzide eser günümüzde hala sağlam bir şekilde ayakta. 2010 yılında restorasyona tâbi tutulmuş. Bu kervansaray geçmişte yolcuların mola verdiği önemli bir yer. Mekân caminin kuzey doğusunda. İki yapı arasından günümüzde asfalt yol geçer. Kervansaray sürekli olarak açık değil. Bu yapı ünitesi günümüzde daha çok kültürel etkinlikler ve yemek yarışmaları tarzındaki organizasyonlarda faaliyet göstermektedir. Yaz aylarında ise çayhane olarak kullanılır. Kemerler fil payelerle taşınmaktadır.  Kervansarayın güney kapısı üzerindeki Kanuni kitabesi celi sülüs hatla, dört satır halinde yazılmıştır. Kitabenin günümüzdeki hali içler acısı bir durumdadır. Parçalanmış kitabe gelişigüzel bir şekilde duvara yerleştirilmiştir. Kervansaray dışında civarda inşa edilen tarihi dükkânlar da vardır.

Kervansaray kitabesinin daha önceden yapılmış okunuşu şöyledir.

"Emere bi imareti-Hanu’l muazzâm es-sultanu’l fil-ardı sultân-i seyyidu’l ümem selâtin'ül Arab ve’l Acem nasîrul Haremeyni Şerifeyn

Sultan Süleymân Hân Bin Es- Sultân Selim enşe ehu Halladullahü mülkehu ve saltanatahu bi- tarihi şehr-i şa’ban el- muazzâm fi seneti seb’a ve hamsine ve tis’a mie mine’l hicreti- en – nebeviye 957/1550"

Mezar taşlarında Osmanlı izleri

Caminin güneyindeki hazirede Osmanlı döneminden kalma mezar taşları var. Hazire temiz ve bakımlı. Mezarlığın sınırları belirlenmiş. Bu mezar taşlarının tarihleri ve şekilleri de birbirinden farklı. Burada 10-15 civarı mezar taşı mevcut. Haziredeki en abidevi mezar taşı H. 1226 tarihli. Bu taş Batılılaşma dönemi izlerini taşır. Şu ana kadar Hatay ve ilçelerinde tespit ettiğimiz Osmanlı dönemi mezar taşlarının önemli bir kısmı bu hazirede. Okuduğum taşlarda Ahmet, Abdurrahman Paşa isimleriyle karşılaştım. Mezar taşları üçgen formlu, bitkisel dilimli başlıklı ve fes başlıklıdır. Taşlar beyaz mermer ve kırmızı renkli taşlardan yapılmıştır.  Caminin güney doğu duvarındaki abidevi mezar taşı kitabesinin çözebildiğim kadarıyla okunuşu şöyledir:

"Hüve-l Hallaku-l Baki, Merhum ve mağfur leha kaya zade, El-hac Ahmed Ağa'nın kerimesi, merhum ve mağfur leha, müteveffa (...) el-hac Abdurrahman Paşanın, Halilesi merhume, mağfur leha Hacer Hanım’ın rühiçün el-Fatiha sene 1233/1818."

Beş asırdır hizmet veren bir Osmanlı hamamı

Külliyenin inşa edilen son eseridir. Caminin güney doğusundadır. Günümüzde hala aktif olarak kullanılmaktadır. Hamam belirli günlerde kadınlara tahsis edilmiş. Malum olduğu üzere hamamlar Osmanlı temizlik anlayışının önemli bir simgesidir. Ecdadımızın geçmişte temizliğe ne kadar önem verdiğini bir külliye inşa ederken hamamdan başlamasıyla biliriz. Çünkü medeniyet demek temizlik demektir. Hamam, soyunmalık ılıklık, sıcaklık, halvet ve külhanbeyi bölümlerinden oluşur. Hamamın kapısı üzerinde bulunan iki satırlık bir kitabe celi sülüs hatla iki satır olarak yazılmış. Kitabe okunuşunun daha önceden yapılan tercümesi şöyledir: "Bu hamamın yapımını Sultanları Sultanı Sultan Selim Oğlu Süleyman Han emretti…"

Araştırmalarım esnasında Belende bir başka hamamın olduğunu öğrendim. Lakin yerini bulamadım. İnşaallah başka bir zamanda Abdurrahman Paşa tarafından yaptırılan bu hamam ile ilgili de bir çalışma yapacağız. Ya nasip!

Amanos Dağlarının eteğinde bir kale: Bakras Kalesi

Bakras Kalesi Hatay Belen yolu üzerinde bulunuyor. Amik ovasına hâkim bir noktada olan önemli kalelerdendir. Tarihten haberdar insanlarımızın dışında pek de ilgilisi yok buranın. İlk olarak arabamızla Ötençay (Bakras) köyüne ulaşıyoruz. Köyün her tarafı bahçe ve zeytinlik. Evlerin çoğunun üstü çatı ile kaplı. Ötençay köyünden kaleye araçla beş dakika da ulaşılıyor. Ötençay köyünün karşısındaki tepelere inşa edilen Bakras Kalesi günümüzde metruk bir vaziyette. Kalenin pek çok yerinde geçmişte yangınlar çıkmış. Çok katlı kalenin cephelerinde yuvarlak kemerli mazgallar var. Mazgallar dışarıdan içeriye doğru genişler. Mazgalların bu şekilde olması gözetlemeye verilen önemi gösterir.

Kalenin, giriş kısmında çay içen aileleri görüyoruz. Yanlarına gidip selam verdikten sonra muhabbetlerine dâhil olduk. Tabii taze çay ikramına da hayır demiyoruz. Teyzelerin anlattıklarından kalenin geçmişte daha iyi durumda olduğunu öğreniyoruz. Bilinçsiz insanlar tarafından kalenin farklı yerlerine zarar verilmiş. İç kısımlarında ise su kanalları, gözetleme pencereleri, kemerli yapılar, sarnıçlar, odalar, kemerler, birbiriyle ilintili tüneller, su kanalları bulunuyor. Her ne kadar yılların getirdiği tahribat varsa da kale yapılacak restorasyon çalışmaları ile kültürümüze tarihî eser envanterimize kazandırılabilir. Bu civardan geçen herkesin kesinlikle bu tarihî mekâna uğraması gerekir diye düşünüyoruz. Kaleye tırmanıp, iç kale kısmına kadar dolaşma imkânı bulduk. Maalesef kaynaklarda kale hakkında pek fazla bir malumat da yoktur. 

Ordular komutanı Abdurrahman Gazi Türbesi

Abdurrahman Gazi Türbesi günümüzde semt pazarının kurulduğu yerdeki çukur içinde kalmış. Türbenin olduğu yere merdivenle inilir. Yapı baldaken tarzındadır. Abdurrahman Paşa Osmanlı Bahriyesinde ordular komutanlığı, Adana valiliği ve Halep valiliği yapmıştır. Türbenin etrafında yaklaşık yirmi civarı mezar taşı var. Mezar taşları ve türbe duvarındaki kitabe yeşile boyanmış. Türbe ve hazirenin bakımı yapılırken maalesef mezar taşlarına zarar verilmiş. Tarihi eser restorasyon çalışmalarında daha özenli, bilinçli ve işinin ehli insan kaynağına ihtiyaç var. Vaziyet bunu gösteriyor...

Güncelleme Tarihi: 04 Mart 2020, 10:34
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26