Aliya'nın mezarı adeta hayatının bir özeti

Erhan Erken, Uluslararası Saraybosna Üniversitesi'nin davetlisi olarak Saraybosna’ya gerçekleştirdiği üç günlük seyahate, gezdiği yerlere dair izlenimlerini yazdı..

Aliya'nın mezarı adeta hayatının bir özeti

Uluslararası Saraybosna Üniversitesi'nin davetlisi olarak Aralık ayının 21’inde Saraybosna’ya üç günlük bir seyahat yaptık. Bu seyahatte bana hanımım ve kızım da eşlik etti.

Rahmetli anneannem Ayşe hanımın 1900'lü yılların başında doğduğu bu kente, onun tanımaya imkan bulamadığı hanımım ve kızım ile birlikte gitmek bizim için ayrı bir heyecan kaynağı idi.

Sabah erken saatte kalkan uçağımız havaalanına indiğinde daha sonra iade etmek üzere bir saat kazanmıştık. Rektör Yücel Oğurlu bey, Hasan Korkut hoca ve turumuzu organize eden Abdulhamit Yıldırım bey, bizleri çok sıcak bir şekilde karşıladılar. Havaalanı yakınlarında ayarlamış oldukları otele yerleştikten sonra zamanı iyi kullanabilmek için hemen toparlanıp şehrin merkezine doğru yola çıktık.

Aliya'nın mezarı adeta hayatının bir özeti gibi

Üniversitenin rektörü Yücel Oğurlu, mihmandarlarımız Abdulhamit ve Serhat beyler bizi ilk olarak börekçiye götürdüler. Börekçiden çıkarken bunun çok isabetli bir başlangıç olduğuna dair kesin bir kanaat sahibiydik. Boşnak usülü sac böreğin en nadide örneklerinden birine bihakkın şahit olmuştuk.

Ertesi gün üniversitede ve yurtta programımız olduğundan ilk günü Mostar ve civarını ziyaret ederek geçirmenin isabetli olduğuna karar verildi. Fakat Mostar'a yola çıkmadan önce Bosna'nın bilge lideri rahmetli Aliya İzzetbegoviç'in kabrine gitmemizin çok isabetli olacağına kanaat getirdik.. Büyüklerimizden bize intikal eden güzel bir geleneğe göre, bir şehre ilk defa gidildiğinde öncelikle o şehirde medfun bulunan önemli şahsiyetleri ziyaret edip Fatiha okumak çok önemlidir. Bu çerçevede nasıl ki İstanbul'a gelenlerin öncelikle Hz.Peygamber'in (a.s) hadisindeki müjdeye nail olmak için bu şehri fethetmek niyetiyle gelen ve burada şehid olan Hz. Eyyub-ul Ensari'yi ziyaret etmeleri çok güzel bir gelenek ise, benzer bir şekilde Saraybosna'ya gidince de ilk durak Aliya olmalı diye düşünerek bu ziyaretle başlamak istedik.

Rahmetli Aliya ve 1400 arkadaşının ebedi istirahatgahına büyük bir hürmetle girdik. İhlas-ı Şerif ve Fatihalarımızı okuduk. O incecik ve bembeyaz mermerden mezar taşları arasında adeta bir sadelik timsali olarak duran Aliya'nın baş ucunda, bu kahraman insanların yurtlarını savunmak için ne büyük fedakarlıklar yaptıklarını düşündük.

Aliya'nın mezarı adeta hayatının bir özeti gibi. Koca Devlet Başkanı mezar taşına “Abdullah Aliya” (Allah'ın kulu Aliya) yazılmasını istemiş. Bu ne önemli bir tercih. Gerçek sultanlık Allah'a kul olmaktan geçiyor. Altında da şu cümle yer alıyor: 'Allah'a yemin ederim ki biz asla köle olmayacağız.'

Kabir ziyaretinden önemli bir ders alarak Mostar'a doğru yola koyulduk. 120 kilometrelik yolu mihmandarlarımızın çeşitli bölgelerdeki bilgilendirmeleri eşliğinde katettik.

Küçük Mostar Köprüsü de varmış

Mostar, tarihinde önemli mücadeleleri ve ibretli olayları geçirmiş bir şehir.

İlk olarak Kanuni'nin defterdar vezirlerinden Koski Mehmet Paşa'nın inşa ettirdiği Koski Mehmet Paşa Külliyesi'nde durduk. Cami çok güzel olmasına rağmen maalesef içinde cemaatle namaz kılınamıyor, ezan okunmuyor. Kısmi bir müze hüviyetinde.

Bu hüzün verici duruma rağmen biz yine de içeri girip vakit namazlarımızı kıldık ve caminin bahçesinden Mostar Köprüsü'ne ilk bakışımızı gerçekleştirdik.

Cami bahçesinde, kapalı bölmesi de olan, manzaraya bihakkın vakıf, bir alan oluşturmuşlar. Burada bizlere Boşnak kahvesi ikram ettiler. Çay bahçesi diyebileceğimiz mekanda bulunan Fatma hanım teyze bu bölgede doğmuş, uzun yıllar Türkiye'de ikamet etmiş. Daha sonra tekrar ata topraklarına dönmüş. Kızı ile birlikte çay bahçesinde duruyor ve gelenlerle tatlı diliyle yarenlik ediyor.

Koski Mehmet Paşa Camii'nden sonra Mostar Köprüsü'ne doğru yöneldik ve köprünün üzerinden geçtik, farklı noktalardan nasıl göründüğüne şahit olduk.

Daha evvelki gelişimde farketmediğim bir ayrıntıya bu sefer vakıf oldum ki o da Küçük Mostar Köprüsü adıyla biraz daha arka tarafta bir köprü daha varmış. Onu da dolaştık ve bu çepeçevre yürüyüşün sonrasında bir dükkana girerek bu güzelim köprünün 9 kasım 1993 tarihinde nasıl yıkıldığını gösteren filmi seyrettik.

Savaşın vicdanı yok. Düşmanlık insanların gözlerini ve gönüllerini kör ediyor. Osmanlı yadigarı bu eseri haince yıkıp nasıl sulara gömmüşler, bunu içimiz yanarak izledik. Bu filmden sonra, yeniden inşa edilen Mostar Köprüsü'nün girişinde kenarda duran ve üzerinde 'Don't Forget 1993' (1993'ü unutma) yazan taşın anlamını çok daha iyi kavradık.

Tam bir inziva mekanı

Mostar'dan sonraki durağımız Blagay'daki Sarı Saltuk Tekkesi oldu. Bu tekke sarp bir kayanın altından doğan bir akarsunun hemen yanıbaşına kurulmuş. İçinde Sarı Saltuk'un bir makamı var. Son dönemlerde etrafında bazı turistik mekanlar yapılmış olmasına rağmen yılların verdiği huzur ve maneviyat halesi insanı sarıp sarmalıyor adeta. Burası tam bir inziva mekanı. Kalabalıklar içinde belki de gereksiz bir hızla savrulan bizim gibiler için, böyle bir mekanda bir miktar kalmak kimbilir ne kadar faydalı olur diye düşünerek ve adeta tadı damağımızda kalarak Blagay Tekkesi'nden ayrıldık.

Hava kararmaya başlamıştı. Dönüş yolunda Bosna'nın etinin tadına bakmamızı istedi mihmandarlarımız. Onları kıramazdık. Güzel bir moladan sonra Saraybosna'ya geri döndük.

Şehre vardığımızda Üniversite'nin rektörü Yücel beylerin evine uğrayıp bir miktar oturduk. Yenge hanım rahatsız olmasına rağmen bizleri büyük bir nezaketle ağırladı. Onlar da biz de büyük bir memnuniyetle ilk akşamımızı değerlendirmiş olduk.

Burası 20'inci yüzyılın bittiği yer”

Ertesi sabah güne Tünel'i ziyaret ederek başladık. Bosna'nın Sırplar tarafından kuşatıldığı o dehşetli savaş günlerinde 800 metre uzunluğundaki bu tünel, şehrin içinde mahsur kalan Boşnaklar için adeta nefes borusu işlevi görmüş. Boşnaklar 1 metre eninde ve 1.60 m yüksekliğinde bu tüneli hava alanının altından kazmışlar ve bu sayede gerek silah ve mühimmat gerekse de ihtiyaç maddelerini bu yolla bir baştan bir başa geçirmişler.

Tünelin girişinde sizi bir pankart karşılıyor ki çok manidar. Pankartın üzerinde “Burası 20'inci yüzyılın bittiği yer” diye yazıyor.

Yıllarca beraber yaşamış insanlar birbirlerine bu zulmü nasıl reva görmüşler, anlamak mümkün değil. Anlatıldığı kadarıyla BM Barış Gücü de her zaman olduğu gibi güçlünün yanında yer almış ve Müslümanların diri diri muhasara altında imha edilmesine göz yummuş.

Boşnaklar liderleri rahmetli Aliya'nın önderliğinde bu kuşatmaları yarmışlar ve kısmi bir nefes almışlar. Deyton Anlaşması'yla da bugünkü yapı oluşturulmuş. Bugün bile Bosna savaşı şu an için bitmiş olmasına rağmen her şey tam anlamıyla yerli yerine oturmuş değil. Devletlerinin tepesinde Avrupa Birliği'nin adeta bir valisi duruyor ve her şeyleri kontrol altında. Edindiğimiz izlenim ise şu ki, mazallah her an bir yerlerden yeni bir çatışma çıkma ihtimali az da olsa mevcut. Allah Bosnalı kardeşlerimizi böyle bir ihtimalden korusun ve bir an evvel daha huzulu bir ortama kavuşsunlar.

Sanki bir Osmanlı şehrinde dolaşır gibi

Tünel'i ziyaretimizin sonrasında bizi Virale Bosna denen bir yere götürdüler. Ormanlık ve yeşilliğin envai çeşidinin bulunduğu çok dinlendirici bir mekan. Ağaçlar arasında kilometrelerce uzanan yollar, yeşillik ve Bosna nehrinin doğduğu yer. “Virale” kaynak demekmiş. Bu seyahatte onu da öğrenmiş olduk. Gezi boyunca hava açık olmasına rağmen sabah saatlerinde geceden yağan kırağı neticesinde yeşillik alanların üzeri sanki hafif bir kar yağmış izlenimi veriyordu. Kış günü kimsenin olmadığı bu ormanlık alan, Tünel'de bunalan ruhumuza kısmi bir huzur vermesi açısından çok iyi geldi.

Sonrasındaki durağımız meşhur Başçarşı idi. Çarşının sokaklarında sanki bir Osmanlı şehrinde dolaşır gibi keyifle dolaştık. Gazi Hüsrev Bey Medresesi'ne girdik, vakit darlığından içini tetkik edemememize rağmen dışarıdan bizi etkileyen kütüphanesini görme imkanı bulduk.

Saraybosna'ya gelip de Moriça Han'a girmeden olmaz hükmü mucibince hanı kısaca dolaştık. Kahve içmedik ama üst kata çıkıp bir zamanlar rahmetli Aliya'nın da bünyesinde çalıştığı Genç Müslümanlar Derneği'ni görmek istedik.

Kızım Hatice bu yapılarla Türkiye'deki aynı tarzdaki yapılar arasındaki benzerliğe hayran kaldı. Bir medeniyetin çeşitli uzaklıktaki farklı yerleşim yerlerinde birbirlerine yakın tarzda mekanlar oluşturmadaki bütüncül bakışını burada görmek, insanda hakikaten büyük bir hayret duygusu uyandırıyor.

Bir kenarda Gazi Hüsrev Bey Camii, karşısında medresesi, içinde yer aldığı çarşısı, sebili, Moriça han benzeri hanları... Tüm bunlar tipik Osmanlı şehrinin özellikleri ve Saraybosna'da hâlâ canlı bir şekilde karşınızda duruyor.

Saraybosna'ya gelip köfte yemek ve üzerine kahve içmek gibi bir ritüeli ihmal ettiğimizi düşünenler olabilir ama tabii ki böyle bir hataya düşmedik ve bu gerekleri de yerine getirdik.

Çarşının hemen yanıbaşında Birinci Dünya Savaşı'nın çıkmasına sebep olan suikast hadisesinin yaşandığı köprüyü, Bosna savaşında haince kundaklanan ve sonra tekrar inşa edilen güzelim kütüphaneyi de kısaca temaşa ettik.

Girişimcilik” üzerine konuştuk

Artık üniversiteye doğru yola çıkma zamanı gelmişti. Şehrin biraz dışında Ilıca denen semtteki Uluslararası Saraybosna Üniversitesi'ne giderken, Osmanlı şehrinden adeta çıkarak Avusturya-Macaristan mimarisinin hakim olduğu bölgelerden geçtik.

Saraybosna'nın bu çok farklı yapısı beni her defasında değişik bir şekilde etkiler ve düşündürür. Çeşitlilik içinde bir arada yaşama özelliğinin bariz bir görüntüsünü binaların yapısına bakarak da bu şehirde görmek mümkün.

Üniversiteye vardığımızda konferans saatimiz yaklaşmıştı. Konferansımız “Girişimcilik” üzerine olacaktı. Rektörümüz ve oradaki diğer arkadaşlarımızla kısa bir çay sohbetinden sonra salona geçtik.

Rektör beyin kısa bir takdim konuşmasından sonra söz sırası bana verildi.

Girişim ve girişimciliğin tanımı, genel özellikleri, insanların sadece iktisadi alanda değil, hayatın her alanında da girişimci olmasının ne manaya geldiği, girişimciliğin bir ruh olduğu, girişimciliğin safhaları, girişimcinin ahlaki normlara bağlı olmasının önemi, hayal kurabilmenin, iş fikirleri geliştirmenin, girişimci gözüne sahip olabilmenin gerekliliği konularında gelişen sunum, çeşitli örneklerle de izleyicilerde bir bakış açısı oluşturmayı hedefliyordu.

Üniversitenin hocalarından Dr. Metin Boşnak, sunumu simültane bir şekilde İngilizceye başarılı bir şekilde çevirerek uluslararası öğrencilerin de konuya dahil olmasını sağladı.

Konferansın bitiminde öğrenciler ve hocaların bir bölümü gerek soruları gerekse de katkılarıyla programın zenginleşmesini sağladılar.

Hangi meslek olursa olsun, varoluşuna gayene uygun bir çerçevede olsun

Program sonrasında hocanın bize ikramı oldu. Sonrasında, üniversitenin yurdunda kalan yaklaşık 40 kişilik bir öğrenci grubuyla daha çok kariyer hedeflerinin konuşulduğu bir sohbet toplantısı daha gerçekleştirdik.

Farklı fakültelerden gençlere, kendi hayat hikayemiz içerisinden, onların istifade edeceğini umduğumuz çeşitli bölümleri anlatmaya çalıştım. Buradaki en önemli noktalardan biri gençlerin hangi mesleği seçerlerse seçsinler, o mesleği varoluş gayelerine uygun bir çerçeveye oturtmalarının önemli olduğu gerçeği idi. Bunun için de okulda aldıkları eğitimin yanında başka kaynaklardan da beslenerek özellikle tahsil süresi içinde en iyi şekilde yetişmeleri gerektiği hususunu vurgulamaya çalıştım.

Arka arkaya gelen bu sunum ve sohbet toplantıları bizim Saraybosna seyahatimizin en anlamlı ve keyifli bölümlerinin başında geliyordu.

Gecenin son ziyaretini üniversitede uzun bir süredir öğretim görevlisi olarak hizmet eden, İstanbul'da talebelik dönemlerinden tanıştığımız Hasan Korkut hocanın evine yaptık. Hasan Hocamız da, Saraybosna havaalanına adımımızı attığımız andan itibaren, İstanbul'a dönüşteki havaalanı uğurlamasına kadar rektör Yücel Bey'le birlikte olabildiği ölçüde bize eşlik ettiler.

Salı sabahında Saraybosna'dan ayrılıp İstanbul'a döndük.

Pazar günü başlayıp Salı günü öğle vakitlerinde İstanbul'a dönüşümüzle sonuçlanan Bosna gezimiz, dolaştığımız mekanlar, ev ziyaretleri, eski dostlarla buluşmalar, öğrencilerle sohbet ve tecrübe paylaşımı gibi güzellikleri bünyesinde barındıran anlamlı bir seyahat oldu.

Erhan Erken yazdı

Yayın Tarihi: 13 Eylül 2019 Cuma 09:00 Güncelleme Tarihi: 12 Eylül 2019, 11:14
banner25
YORUM EKLE

banner26