banner17

Akan, Susuzluğu Gideren, Rahmet Okutan Bir Su Yok

İstanbul’un hemen her mıntıkasında kimi özel ziyarete layık şatafatı kimi de yol üstünde selam vermelik mesafede durmasıyla çeşmelere tesadüf edilebilir. Sadullah Yıldız, okuyucuya şehrin farklı noktalarında görülebilecek çeşmelerden bir demet sunmaya devam ediyor.

Akan, Susuzluğu Gideren, Rahmet Okutan Bir Su Yok

Gerçek Hayat dergisinin 16-22 Ocak 2017 tarihli sayısında Ahmet Murat ağabeyin “Geleneğin suyu mu çeşmesi mi?” başlıklı bir yazısını okudum. Ahmet Murat ağabey, evinin yakınındaki sokakta öylece duran bir çeşmeden yakınıyor, niye öylece durduğunu soruyor. (Şu yazıdaki 5 numara olsa gerektir.)

Bu arada kendisi gayet nezih bir mıntıkada oturuyormuş, öğrenmiş olduk ama burayı geçelim, yazının temas ettiği noktaya gelelim. Üç dakika tenezzüh mesafesinde başka tarihî çeşmelerin de olduğunu yazdıktan sonra “gerçek bir su, akan, susuzluğu gideren, rahmet okutan bir su” diyor ve tokadı yapıştırıyor: “Yok.”

Ahmet Murat’ın da dediği gibi, “suyu olmayan bir çeşme yanlışlıkla iniverecek bir kepçe darbesinin, freni boşalmış bir kamyonun, açgözlü bir müteahhidin tehdidiyle karşı karşıyadır” ve böyle durdukları sürece herhangi bir fonksiyonu sağlamadıkları gibi bakımları da ihmal ediliyor ve gitgide sıradan duvarlar hâline geliyorlar.

Çeşme-i Cedit Sokağı ve Üsküdar’ın başka yerlerinde tarihî çeşmelerimiz bulunduğu gibi İstanbul’un hemen her mıntıkasında kimi özel ziyarete layık şatafatı kimi de yol üstünde selam vermelik mesafede durmasıyla çeşmelere tesadüf edilebilir. Okuyucuya şehrin farklı noktalarında görülebilecek çeşmelerden bir demet sunalım ve geçtiğimiz yazıların devamına bir halka daha eklemiş olalım.

Dört yüz elli yıllık bir kanaldan çıkıp gelen suyun tadı

Okuyucu ilk olarak Cibali civarından yürümekle işe başlayabilir. Burada göreceğimiz çeşme bir süredir tamir altındaydı. Bu işlere benim aklımın pek ermediğine kani olmaya başladım doğrusu. Tamir için muhasara altına alınan çeşmeler gün yüzüne çıktıktan sonra niye hepten tanınmaz hâle geliyorlar ve hatta parçaları eksiliyor/çoğalıyor, bilmiyorum. Restorasyonu geçtiğimiz yılın sonunda biten Seferikoz Çeşmesi tam olarak bu cümleden bir örnek değil aslında zira İBB Koruma Uygulama Denetim Başkanlığı (KUDEB)’nın, restorasyonun ardından yerleştirdiği künye, çeşmenin ilk şeklini çok daha önceleri kaybetmiş olduğunu söylüyor. Günümüzde kayıp durumdaki Farsça kitabenin kaynaklarda geçen satırlarını da künyeye almayı ihmal etmemişler.

1.
2.
3.
4.

İstanbul’un en eski çeşmelerinden biri (1564) orijinal mimarisi ve taşlarıyla olmasa da Bursa Subaşısı Cebe Ali Bey’in 29 Mayıs 1453 günü sur kapısını kırdırıp şehre daldığı bin beş yüz yaşındaki duvarın hemen dibinde, Seferikoz Sokağı girişinde böylece beklemektedir. Maalesef suyu akmadığı için herhangi bir kıymete de kavuşabiliyor değil. Akarsa şayet, dört yüz elli yıllık bir kanaldan çıkıp gelen suyun tadının neye benzediğini anlayabiliriz.(1)

Eminönü’nden Süleymaniye’ye tırmanan yokuşlardan birinin başlangıcında, Kıble Sokağı medhalindeki çatısı kiremit örülü kırmızı bir güzel, sokaktan geçenlerin önünde mahcubane bekleyen ve sade birkaç kelimeden ibaret kitabesinden anladığımız kadarıyla iki kişinin hakkının olduğu bir hayrattır. En az bir buçuk asırlık çeşmenin kitabesi çeşmeyi ihya eden ikinci banisi tarafından yaptırıldığına göre, bundan daha eski bir eser olma ihtimali taşımaktadır. Testi seti kaldırıma gömülmüş hâldedir ve çeşmenin yuvası ateş yakmakla kapkara hâle gelmiştir.(2)

Başlı başına bir müze olacak kadar eski bir çeşme

Süleymaniye’ye biraz daha yaklaştığımızda şehrin varoşuyla salaşının hem imtizaç hem temerküz ettiği pek acayip, bir o kadar da anlatılmayıp yaşanacak denli kendine mahsus bir atmosferin hükümferma olduğu, kimsenin birbirinden haberli olmadığını zannettirecek kadar rayında ama bir o derece kısa yaşayacakları düşüncesi veren insanların yürüyüp geçtiği, semtin tenha yerlerinden birine girmiş oluruz. Burası tarihî eserlere rastlamanın matah bir şey görülmeyeceğini kolaylıkla anlayabileceğimiz bir hava taşımaktadır.

Şimdi Hilye-i Şerif ve Tesbih Müzesi olarak kullanılan Siyavuş Paşa Medresesi karşısında, 1561 tarihli Hoca Hamza Camii dış duvarında ve fakat bir beton evin altında duran çeşme de bunun net bir örneğidir. Hemen hemen 350 yaşındaki bu çeşme başlı başına bir müze olacak kadar eski ve kim bilir düşünüp yaptıranlarına ne çok sevap kazandırmıştı. Musluk altından itibaren yola gömülü hâldeki eserin işgüzar kimseler tarafından boya badanaya maruz bırakılmasına karşın nişte yer alan iki çiçekli vazo, iki rozet, ayna taşı süslemeleri ve kitabe ise talihli biçimde sağlam gözüküyor.(3)

Çeşme varoluş işlevini karşılıyor

Mısır Çarşısı’nı oluşturan sokaklardan Saka Mehmet’te yerden yüksek bir çeşme dükkânlar arasında sıkışmış, geçenler arasından dikkatli gözlerin keşfedeceği albenili ve cazip süsleriyle öylece bekliyor. Belli ki ayaküstü birkaç yudum için yaptırılmış h. 1330 tarihli eserin (İnsan Suresi-6. ayetten ibaret) kitabesinin altında kıvrım yapraklar ve sıra rozetlerle nefis bir oyma manzarası var.(4)

5.
6.
7.
8.
9.

Rüstem Paşa Camii’nin yanındaki Mahkeme Sokak’ta bir inşaat iskelesi arkasında kalmış bu çeşmenin (5) caminin müştemilatından olduğu rivayeti 2008 tarihli KUDEB restorasyon kitabesinde de ifade edilmiş ve hakkında bilgi edinebileceğimiz bir kitabesi olmayan çeşmenin en az 500 yıllık olduğu yazılmış. Suyu akar vaziyette olsa çevredeki esnafın işine bolca yarayacağı gibi sahibu’l-hayratın da amel defterine tarifsiz faydaları olurdu.

Ayasofya civarındaki Cafer Ağa Medresesi kıyısında, Soğuk Çeşme Sokak’ın gözlere şenlik evlerinin ve beş adım sonra karşımıza çıkacak Topkapı Sarayı girişindeki enfes hat eserlerinin ve meydan çeşmesinin yanı sıra sokağın meydana yakın köşesinde bir ufak çeşme daha vardır. H. 1216 tarihli bu “âb-ı musaffâ”lı çeşmeyi İsmail Efendi adında bir zat inşa ettirmiş.(6)

Şehzade[başı] Camii dış avlusundaki bu çeşmenin (7) yaptıranına ait kitabesi yok ama yaz-kış kullanılıyor ve maksadını karşılıyor olması başka birçok durumdan daha önemli. Çeşme varoluş işlevini karşılıyor. Kurdeleleli, servili, laleli ve rozetli manzarası ise kullanıcılarına camiye girmeden önce zihinde son bir temizlik vaat edip güzel şeyler düşünmeye sevk ederek yolluyor.

Sadece özellikle bakanların görebileceği kuytulukta duruyor

Haseki’deki Abdurrahman Gürses Eğitim Merkezi ile Haseki Sultan Camii arasındaki Haseki Caddesi üzerinde yer alan bir başka çeşme, kitabe düzeni itibariyle şehir çeşmeleri içinde kendine mahsus bir yere sahip. En üstteki ayetin sağı-solunda zil süslemeleri var, iki satır yazı arasında halka işaretlemeleri kullanılmış ve yapım tarihi rakamla değil yazıyla belirtilmiş. Fizikî olarak acil bir sorunu gözükmüyor.(8)

Haseki’ye gelmişken Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin kampüsüne de uğrayabilir, Çavuşzade Camii arkasında mahsur kalmış ve sadece özellikle bakanların görebileceği kuytulukta duran Besim Ağa Çeşmesi’ni ziyaret edebilirsiniz (9). Sultan Abdülmecid’in baş muhasibi olduğunu kitabesinden anlayabildiğimiz Besim Ağa’nın eseri aslında bu derece atıl bırakılmasa şimdi dahi çok fazla insanın işini görebilir. Zira İstanbul’un en yoğun hastanelerinden birinin tam orta yerinde duruyor.

 

Sadullah Yıldız

Güncelleme Tarihi: 14 Şubat 2017, 15:01
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20